Beraber Yaşadığımız ve Yaşlandığımız Kavramlar – II Edebiyat Kavramı

Geçen hafta “sanat kavramı” üzerinde durmaya gayret ettik. Bu defa daha da çetrefilli bir mevzu olan edebiyat ile kulaç atarak yönümüzü aramaya yola koyulduk. Niyetimiz bu uçsuz bucaksız denizde boğulmadan kurtulmaktır. Azığımız kelimeler, kelimeler, kelimeler…

Edebiyat/literatür kavramı üzerinden devam edecek olursak eğer, edebiyat Avrupa dillerinde  literatura/litteratura Latince el yazısı ve mektup anlamlarına gelen “littera” sözcüğünden oluşturulmuştur. Edebiyat kelimesi Türkçedeki kullanışıyla etimolojik olarak Arapça olup ‘edb’ kökünden gelmektedir. Edebiyatın ne olduğu sorusuna, İngiliz edebiyat teorisyeni ve eleştirmeni T. Eagleton, neye edebiyat dediğimiz her dönemde değişebilir. Cevabını vermektedir. T. S. Eliot ise, her kuşağın kendi edebiyat eleştirisini oluşturması gerektiğini söyler. Eliot’a göre, her kuşak sanat anlayışına kendi değer yargılarını, sanattan beklentilerini beraberinde getirir ve sanata kültür içinde verdiği yeri buna göre tayin eder.

Peki! Edebiyat nedir? Sorusuna Türkçe Güncel Sözlük şu şekilde cevap veriyor. Edebiyat/Yazın: Olay, düşünce, duygu ve hayallerin dil aracılığıyla sözlü veya yazılı olarak biçimlendirme sanatıdır. Edebiyatın işlevleri nelerdir, bir özü var mıdır? Soruları uzun zaman tartışılmış üzerinde, muhalif görüşlerle yer yer uzlaşmalarla birlikte ayrı çalışmalar bu minvalde oluşmuştur. Edebiyat türleri,  sözlü veya yazılı olarak toplumu, tabiatı ve bireyin öz yaşam öyküsünü anlatan aynı zamanda duygusal bir dil kullanan bilgisel bir içeriği -deneysel bilgi- olmayan bir tür olarak görülmüştür. Edebiyat, insana keyif verdiği gibi aynı zamanda da bazen yarar sağlayan, eğiten birçok alanda geniş bilgi sunan bir sahadır. Edebî türler vasıtasıyla günlük hayattan insanın bütün yaşantısını kuşatan kadim türüyle şiir, mitler, destan, romans, roman, hikâye ve benzeri nevilerle insanın hayal dünyasına seslenen yazınsal bir alandır. Aynı zamanda edebiyat, felsefeden, sosyolojiden, psikolojiden, tarihten, siyasetten v.b. birçok disiplinle iç içe geçmiş alış verişte bulunarak bir şekilde kendi varlığını ikame ettirmektedir. Tanımı noktasında üzerinde tam manasıyla uzlaşılmış/hemfikir sağlanmamış olsa da edebiyat birçok yönüyle insanoğluna ayna tutan, yaşamın izdüşümlerini, canlılıklarını sergileyen kurmaca/fiktif bir kavram olarak saç ayakları geniş bir yelpaze de dolanan ve birçok araştırmacıya, düşünüre konu olmuş üzerine kafa yorarak tanımlanmaya çalışmış bir alandır. Yukarıda belirttiğimiz gibi politik, sosyokültürel, sosyoekonomik dönemin konjonktürel koşulları içerisinde farklı şekillerde tanımlanmıştır.

Eflatun’un Politeia/Devlet kitabından günümüze kadar edebiyat, Platon ve Aristoteles arasında farklı görüşlerle bir sanat dalını teşkil ettiği için tartışılmış, sorgulanmış ve bu minvalde varlığını sürdürmüş ve sürdürmeye devam etmektedir.  Edebiyat, göstergeler sistemi olan dilin malzemesi kelimelerle estetik/güzel sanat eserleri inşa etme alanıdır. Resim, kelimeleri olmayan bir şiirken,  şiir ve diğer neviler dilin bütün imkânlarını kullanarak hatta yer yer zorlayarak kendi özelliklerini ve özerkliklerini kurmuşlardır veya kurmaya çalışmaktadırlar. Platon ve Aristo ile mimesis/mimetik sanat kuramı, hem sanat dallarında hem de edebî ürünlerde yansıtma, öykünme/benzetme ve taklit kurgusal bir alan olarak gündeme gelmiş, mevcudiyetini ortaya koymuştur. Edebî ürünler sadece doğaya, hayata ve insana ayna tutmak yahut yansıtmakla yetinmeyerek/iktifa etmeyerek, dönemine göre kendi gerçekliğini de yaratmıştır. Düşsel bir rolü temsil eden bu yapıtlar, zaman zaman verdiği ürünlerle gerçekliği iddia etmeleriyle eleştirilmiş veya sorgulanmaya tabii tutulmuştur. Hülasa, edebiyat: Nesir ve manzum gibi eserlerle hayalleri, duyguları, bireyin zihnini meşgul eden düşünceleri dil vasıtasıyla estetik ve sanatsal bir formda ifade etmeye devam edecektir. Ali Nihat Tarlan hoca da edebiyata dil ekseninden bakarak şöyle bir cümle kurar. “Edebiyat, dil bahçesinde esen bir rüzgârdır.” Edebiyat dediğimiz derya muhtelif renklerle dünyayı kuşatmaktadır. Şimdilik edebiyata dair bu söylemle iktifa edelim.

————————–

Mumin Ali – İstanbul Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Edebiyat Fakültesi, Türk Dili ve Edebiyatı Anabilim Dalı PhD Öğrencisi, aliovmumin@gmail.com.

Read Previous

Cumhurbaşkanı Erdoğan: Batı Trakya Türk Azınlığı sahipsiz değildir

Read Next

Türk ve Azerbaycan orduları geniş kapsamlı ortak tatbikata başlıyor