Kuzey Makedonya’yı ziyaret eden Yunus Emre Enstitüsü Başkanı Prof. Dr. Şeref Ateş TIMEBALKAN’a önemli açıklamalarda bulundu. Yunus Emre Enstitüsü olarak görevlerinin Türkiye ile dünya arasında bir bağ kurmak olduğunu ifade eden Ateş, kültürlerin birbirlerinin tamamlayıcısı olduğunu düşündüklerini ve bu düşünceleri entelektüel çalışmalarla, sanat çalışmalarıyla, kültür çalışmalarıyla insanlığa ulaştırmak amacında olduklarını söyledi.

Seyyid EMİN / TIMEBALKAN ÖZEL

29 Ekim Cumhuriyet Bayramı kutlamaları vesilesiyle Kuzey Makedonya’yı ziyaret eden Yunus Emre Enstitüsü Başkanı Prof. Dr. Şeref Ateş, Cumhuriyetin kuruluşunun 98. yıldönümü, Yunus Emre Enstitüsü’nün Makedonya ve Balkanlardaki çalışmaları, Kurşunlu Han’ın durumu ve Kovid-19 salgını sonrası dünya ile ilgili pek çok farklı konudaki sorularımızı yanıtladı.

Yunus Emre Enstitüsü Başkanı Şeref Ateş, Atatürk ve Cumhuriyetin Türkiye’ye ve Türk halkına kazandırdığı temel kazanımların farkındalığına onu yetiştiren topraklarda varmak istediklerini söyledi.

Ateş, “29 Ekim Cumhuriyet Bayramı bizim için çok kıymetli ama bu seneye özgü, 100. Yıla doğru biz istedik ki resmi kutlamaların dışında, Atatürk’ü Atatürk yapan doğduğu topraklar, yaşadığı toprakları, kendisini etkileyen büyük bir lider, komutan ve stratejist olmasını sağlayan, çocukluk ve gençlik yıllarını geçirdiği, eğitimini aldığı bölgede biz onu analım. Onu anarken de tabi insan olarak cumhuriyeti ve cumhuriyetin kazanımlarını insan olarak ele alalım.” diye konuştu.

Üsküp’teki kutlamaların ciddi bir hüsnükabul görmesinin yapılan işin ne kadar anlamlı ve yerinde olduğunu gösterdiğini söyleyen Ateş, “Kuzey Makedonya ile Türkiye arasındaki en önemli bağlardan birisi de burada doğup büyüyen, yaşayan bir insanın 100 yıl önce Anadolu’nun yeniden kurulması ve cumhuriyetin kurulmasına liderliğiyle önderlik yapan büyük komutanın insani yönünü bu kültürle Türk kültürü arasındaki bağı yerinde yaptığımız etkinliklerle gündeme taşıdık.” ifadelerini kullandı.

Yunus Emre Enstitüsü’nün bölgeye bakışıyla ilgili değerlendirmelerde bulunan Ateş, 100 yıl önce Batılı ülkelerden neşet eden ulus-devlet modellerinin özellikle Müslüman coğrafyasını ve Anadolu coğrafyasını çok ciddi etkilediğini belirtti.

– Osmanlı devleti farklılıkların şemsiyesi durumundaydı

İmparatorluklarda farklı dinlerin ve farklı etnik yapıların bir arada yaşadığını anımsatan Ateş, “Osmanlı devleti bütün bunların şemsiyesi durumundaydı. Bir taraftan Ortodoks Klisesi, Yahudi cemaati, Katolikler, Müslümanlar, Alevi, sünni hepsi bir arada yaşayabiliyordu, üretim yapabiliyordu. Yunus Emre’nin temel felsefesinden birisi de 72 millete aynı nazarla bakmak. Onun için temele, ortaya insanı koyduğumuzda, bireyi koyduğumuzda insanın çoğulu bizce “insanlık”tır. Yani o bireyi insan olarak bütün varoluşsal bir problem olarak görüp insanlık için bir şey yaptığınızda Osmanlı bu topraklarda da, Arap coğrafyasında da, Anadolu’da da, Kafkaslarda da bunu yapıyordu.” şeklinde konuştu.

– “Türkiye, kendisinden kopan ve yeni kurulan ülkelere de güven verebildi”

100 yıl önce şartların değiştiğini ve Balkanlarda başlayan ayaklanmalar, isyanlar buradaki halkın büyük trajedilerle tekrar Anadolu’ya göç etmesine sebebiyet verdiğini hatırlatan Ateş, “Bütün bunlara rağmen tabi Atatürk’ün önderliğinde kurulan Cumhuriyet, hiçbir zaman böyle rövanşist bir yaklaşım sergilemedi. Buna rağmen Türkiye etrafındaki ülkelere, kendisinden kopan ve yeni kurulan ülkelere de güven verebildi. Bu baktığınızda Yunus’un yine bir temel ilkesinden birisidir: yaratılmış her şeyin bütün yaratılanı sizden memnun olması, yani sizden şikayetçi olmaması, Yunus’un temel ilkesinden birisidir. Onun için Balkan halklarının da eninde sonunda yine böyle üst birliklere gitmesi gerekiyor. Herkesin hakkının, herkesin karakterinin, fıtratının, kültürünün rahatça yaşayabildiği, dilini konuşabildiği, çoğulcu bir yapıya dönüşmesi gerekir.” değerlendirmesinde bulundu.

Yunus Emre Enstitüsü’nün Balkanlardaki merkezleri aracılığıyla gelecekte uygulamayı düşündüğü projeler hakkında bilgi veren Prof. Dr. Şeref Ateş, “Burada özellikle son ziyaretimizle birlikte gerek Milli Eğitim Bakanlığı, gerek Kültür Bakanlığıyla birlikte daha çok öğrenci değişimi, akademisyen değişimi, kültür insanı değişimi planlıyoruz. Özellikle orta dereceli okullarda Türkçenin yabancı dil olarak da okutulması, anadili Türkçe olan insanların Türkçe eğitimine daha fazla destek verilmesi bizim önceliklerimiz arasında.” ifadelerini kullandı.

– Kurşunlu Han’ın tamirat ve tadilatı 2022 planlarımız arasında var

Dünya genelinde 60’tan fazla merkezinin bulunduğu Yunus Emre Enstitüsü’nün Üsküp merkezinin açılan 4. merkez olduğuna dikkati çeken Ateş, “Makedonya, Üsküp bizim için çok kıymetli. Diğer taraftan özellikle Kurşunlu Han’ın bir an önce tamirat ve tadilatının yapılarak onun da çarşıya uygun bir şekilde işletilmesi. Hem kültür sanat hem de el sanatları ve diğer aktivitelerle oraya bir canlılık katılmasını arzu ediyoruz. Küçük bir çalışmayla başlamayı düşünüyoruz, imkanlar el verirse de tamamını. 2022 planlarımız arasında bunlar var.” diye konuştu.

Salgın döneminde enstitü olarak hayata geçirilen “Yeniden Düşünmek ve Yeniden Yorumlamak” programı ve bu proje ışığında Kovid-19 salgını sonrası dünya ile ilgili de konuşan Ateş, “Özellikle bizim kültürümüzde nefes çok kıymetli. Dolayısıyla Kovid döneminde de insanlar nefes alamadığı için ya da aynı nefesten dolayı hastalanabildiği için insanlık arasındaki bağı somut bir şekilde de gördük, olumsuz da olsa. Yani aynı nefesi aldığımız için bütün insanlık çok ciddi kayıplara verdi bu hastalık. Onun için diğer tarafından baktığınızda da bütün canlılar arasında böyle bir bağ var. Dolayısıyla bu bağı güçlendirmek, yeniden insanlık için, yaratılmışa hizmet etmek en temel vazifelerden birisidir.” ifadelerini kullandı.

– Yunus Emre’nin temel felsefesi; “insan insanın rakibi değil, refiğidir”

Bu dönemde gerek liberal akımlar gerekse daha kapitalist, bir taraftan daha üretim endeksli ve üretirken de maliyetleri düşürmek için çalışanın haklarının ihmal edildiği bir dünya düzeninde yaşandığını belirten Ateş, “Böyle bir düzen içerisinde bütün yaratılmışa uzanmak ve rekabeti ortadan kaldırmak, çünkü aynı hayat yolculuğunda bizim Yunus’un temel felsefesi, “insan insanın rakibi değil, refiğidir” yani birlikte refakat ediyoruz hayata. Onun için sadece eşler, aile değil, insanlık olarak da.” açıklamasında bulundu.

– “Birbirinin alternatifi dediğimiz kültürlerin aslında var oluşu da birbirinin alternatifi değil, birbirlerinin tamamlayıcısıdır”

Bütün canlılara huzur ve güven verebilmenin önemli olduğuna vurgu yapan Ateş, “Bunu propaganda amaçlı, gösteri ve algı amaçlı değil gerçekten de insan zıddıyla kabil, yani alternatifi dediğimiz kültürlerin aslında var oluşu da birbirinin alternatifi değil, birbirlerinin tamamlayıcısıdır. Dolayısıyla işte bugün Makedonya’da bir kültürel özellik, konuşma, davranma özelliği var ise onun hemen yanı başında bakıyorsunuz başka bir millette başka bir kültürel özellik var. Bu çoğulculuk birbirini yok etmeye yöneldiği zaman insanlık yok olur.” dedi.

Kültürlerin birbirlerinin tamamlayıcısı olduğunu düşündüklerini ifade eden Ateş, “Bu düşünceleri entelektüel çalışmalarla, sanat çalışmalarıyla, kültür çalışmalarıyla insanlığa ulaştırmak istiyoruz. Çünkü temel görevimiz Yunus Emre Enstitüsü olarak Türkiye ile dünya arasında bağ kurmak. Sadece vermek değil aynı zamanda almak da. Yani düşünceleri, kültürlerin birbiriyle etkileşimiyle gelişime katkıda bulunmak.” şeklinde konuştu.

– Anadolu’daki iç huzur ve barış ortamı bütün çevre coğrafyaları etkileyecek

Tefeyyüz İlköğretim Okulu’nda öğrenciler tarafından düzenlenen Cumhuriyet Bayramı kutlama programından etkilendiğini söyleyen Ateş, “Orada çocukların ezberlediği o dörtlüklerde gördük ki çok çalışılması gerekiyor. Çalıştıkça da Allah tabi yolu açacak ve başarıları getirecek. Bu topraklarda yetişmiş bir insan bütün ümitlerin yok olduğu, 7 düvele karşı savaşılan bir Anadolu’da liderlik ederek yeniden bir cumhuriyet kurulmuştur ve 98 yıldır dimdik ayaktadır.” ifadelerini kullandı.

Önümüzdeki yüzyıllarda Anadolu’daki iç huzur ve barış üretim ortamının bütün çevre coğrafyaları etkileyeceğini kaydeden Ateş, “Bizim burada 29 Ekim münasebetiyle bu topraklardan böyle insanlar çıkıyorsa bundan sonra da çıkar. Yeter ki çalışıp, korkularını yenip, gayret edip, daha ileri, daha gelişmiş ve insanlık için hizmet eden düşünce yapılarının yaygınlaşması Türk halkı için çok kıymetli. Burada da o zeminin olduğu her durumda her şartta belli. Onun için bir taraftan da bizi de motive etti. Onun için çok mutlu bir şekilde döneceğiz İnşallah.” diyerek sözlerini noktaladı.

Önceki Haber

Kosova Cumhurbaşkanı Osmani: Yeni hükümetle Kosova’da yolsuzluk geçmişte kaldı

Sonraki Haber

Bosna Hersekli koleksiyoner biriktirdiği binlerce kahve fincanını bir kafede sergiliyor