Prof. Dr. Ferid Muhiç: Batı Felsefesinin Günahı ve Bir Medeniyetin Cenazesi

Makedonyalı tanınmış Boşnak akademisyen Prof. Dr. Ferid Muhiç, kaleme aldığı yazıda Gazze’de yaşananlar üzerinden Batı dünyasına ve insanlığın ahlaki durumuna sert eleştiriler yöneltti.

Prof. Dr. Ferid Muhiç’in “Batı Felsefesinin Günahı ve Bir Medeniyetin Cenazesi” başlıklı yazısını ilginize sunuyoruz:

“Gazze’nin yıkımını iki yıl boyunca her gün izledim; binlerce öldürülmüş insanı, sayısız çocuğu (öldürülen çocukları sayabilecek kadar duygusuz olup da kalbi parçalanmayan biri olabilir mi?), aralıksız bombardımanlara maruz bırakılanları gördüm ve ilk kez insanın büyüklüğü ve yozlaşmışlığı meselesiyle ciddi biçimde yüzleştim! Hasta, aç, donmuş insanların yıkıntılar arasında amaçsızca dolaştığını gördüm ve onları öldürenlerin, hayatta kalanlara su, gıda, elektrik, yakıt ve ilaç ulaştırılmasını nasıl kestiklerini izledim. İnsanların hastaneleri bombaladığını, hem hastaları hem doktorları, hem doğum yapan kadınları hem de yeni doğan bebekleri öldürdüğünü gördüm. Bu soykırımın faillerine karşı protesto eden ve kurbanlara destek veren insanların suçlu ilan edilmesinde insanın yozlaşmışlığını gördüm. Dünyanın dört bir yanında, ölümün eşiğindeki Gazze’ye insani yardım geçişi talep eden insanlara karşı iktidarların sert baskılarını izledim. Ve hiçbir devletin soykırım faili olan devletle diplomatik ilişkilerini kesmediğini gördüm. “Özgür Dünya”nın soykırımın kınanmasını veto ettiğini ve Avrupa Birliği ülkeleriyle birlikte faillerine on milyarlarca dolar değerinde silah gönderdiğini gördüm. Ve Gazze halkının teslim olmayan, merhamet dilenmeyen onurunda insanın büyüklüğünü gördüm! Gözlerimin önünde Gazze’deki soykırım, insanlığın ahlakı ve vicdanı meselesine dönüştü!

Gazze’nin geleceği sorunu, dünyanın ahlaki geleceği sorunundan ayrılmaz hale geldi. Sözde “Avrupa değerleri”ne dair illüzyon paramparça oldu. Batı devletlerinin varoluş ilkeleri ve işleyiş biçimleri ile Batı düşüncesinin temel postülatları dikkatle incelendiğinde, bunların birebir örtüştüğü görülür. Gazze’deki soykırım, Batı dünyasının siyasal ve entelektüel geleneğine aykırı değil; tam tersine onunla uyumludur! Ahlakın çöküşü ve Avrupa değerleri illüzyonunun yıkılışı, Batı’nın Gazze’deki soykırıma yaklaşımında ortaya çıkmış değildir. Aksine, bu yaklaşım Batı dünyasının epistemolojik temelleriyle tutarlıdır. Bu, Batı felsefesinin ahlaki ve siyasal “ölümcül günahı”nın özü ve otantik halidir; onun “öteki” ile ilişkisinin sabit referans noktasıdır. Kendisini kibirle “Özgür Dünya” olarak adlandıran dünya, aslında bir konkistadorlar dünyasıdır; sömürgeleştirme ve köleleştirme dünyasıdır! Yakın tarihe tarafsız bir bakış, Gazze’deki soykırımın bu dünyanın pratiğiyle, ahlaki ilkeleriyle ve felsefi prensipleriyle uyumlu olduğunu anlamak için yeterlidir. Gazze’deki soykırım, Batı’nın yaşam felsefesinin her zaman bencil, ırkçı ve özünde dışlayıcı olduğunu sadece bir kez daha doğrulamıştır.

Geçen hafta bir medeniyetin cenazesini gördüm. Nükleer bombadan daha yüksek bir sesle, Batı medeniyetinin en güçlü devletinin başkanının şu sözleri dünyada yankılandı: “Bu gece bir medeniyet ölecek ve ait olduğu yere, taş devrine geri dönecek!” Bu tehditle bir medeniyet gömüldü. Her ne kadar tehdit, ültimatomun süresi dolmadan yarım saat önce geri çekilmiş olsa da, artık hem o medeniyetin kurtuluşu hem de tövbe için çok geçti. Tehdit gerçekleşti! Bütün bir medeniyeti yok etmek ve onu taş devrine geri döndürmekle tehdit eden aynı kişi, insanlığın tamamına yönelik bu utanmaz küfrüyle kendi medeniyetini kesin olarak öldürdü, gömdü ve onu taş devrine geri gönderdi.

Ait olduğu yere.

Tehdit ettiği medeniyet ise, onuru ve cesaretiyle insanın büyüklüğünü temsil etti…

Eğer insan, kaybettiği büyüklüğü yeniden kazanamayacağını bilse de buna özlem duyan devrilmiş bir krala benziyorsa, o zaman kendisiyle bu kadar çelişmesi şaşırtıcı mıdır!? İnsan ne kadar hayret verici, ne kadar fantastik bir yaratıktır; ne büyük bir yenilik, ne korkunç bir varlık; kaotik, çelişkili, devasa; her şeyin yargıcı; aziz ve zalim; zavallı bir solucan; hakikatin taşıyıcısı, yalanın beşiği; yanılgıların ve hataların bataklığı; evrenin hem şanı hem de artığı!

İnsanı ne kadar çok tanırsam, onun büyüklüğüne o kadar hayran oluyor ve yozlaşmışlığından o kadar utanıyorum.”

Read Previous

Antalya Diplomasi Forumu başladı

Read Next

Eski Devlet Avukatı Fehmi Stafa suçunu kabul etti