Ölüm: Bütün canlıların bu dünyadan diğer dünyaya irtihal edilişini anlatan bir hakikattir. Nişan, düğün, bebek mevlidinde olduğu gibi “ölüm” de gelenekten nasibini almıştır. Bu gelenekler insanların mensup oldukları din ve kültürlere göre değişiklik gösterir.

Meryem Murat Yazdı…

K.Makedonya’da Müslüman Türklerin yoğun olarak yaşadığı bölgelerde ölüm merasimleri şu şekildedir:

Kişi öldüğü an ilk olarak en yakınlara haber verilir. Akrabalar cenaze evine gelerek yapılacak tüm işleri halletmeye başlar. Cenaze eve gelmeden önce döşek takımı alınır. (çeyiz dükkânlarında cenaze takımı ismiyle satılır) Alınan döşek takımı odada kıbleye doğru serilir ve cenaze eve geldiğinde döşeğe yerleştirilir. Kişinin ölümünü duyurmak için en az üç Cami’de sabah dokuz gibi sâlâ okutulur. Sâlâ örneği ise şöyledir: Falanca kabileden Muhammed’in hanımı, (kadının isimi söylenmez) Ahmet’in, Mehmet’in annesi vefat etmiştir. Cenaze üle (öğle) namazından sonra kılınacaktır.

Sâlânın okunmasıyla eş, dost, akrabalar, komşular, tanıdıklar kişinin ölümünden haberdar olur ve cenaze evine taziyeye gelmeye başlanır.

Odanın kıble yönüne doğru serilmiş cenazenin yüzü kapalıdır. Cenaze yıkama işlemi ise eve getirilmeden önce tamamlanır. Eğer ölen kişinin çocukları, kardeşleri uzaktaysa cenaze bir gün veya iki gün o odada bekletilir. Hatta o odada cenaze var diye, kışın bile olsa soba yakılmaz. Cenazeyi morgda bekletmek “ölen kişiye saygısızlıktır” inancından ötürü morgların sayısı yok denecek kadar azdır. Aynı inancın buralarda yaşayan Hristiyanlar tarafından da benimsendiği bir gerçektir. Hatta Hristiyanlar Müslümanlardan cenaze merasiminde, ölen kişiyi en sevdiği eşyaları ile gömme âdetiyle öne geçmektedirler.

Cenazenin başucunda (varsa) kızları, ayakucunda ise (varsa) gelinleri oturur. Taziyeye gelen kadınlar  “tülbent” adı verdikleri ve sadece cenazelerde taktıkları yazmaları ile cenaze evine gelirler. Bu tülbent, sadece kahverengi ve koyu yeşil tonlarında olur. Taziyeye gelenler cenaze yakınlarının yanına gider, elini tutar ve “siz sagolun” sözleriyle acılı insanları teskin etmeye çalışırlar. “Dostlar sagolsun” mukabelesinin ardından kişiler cenaze evinden ayrılırlar.

Sâlâda cenazenin defin işlemleri öğle namazına müteakip kılınacağı duyurulduysa, öğle namazına doğru kişinin en yakınları (oğlu, damadı, torunları) cenazeyi kaldırmak için cenazenin olduğu odaya girerler. Acının iki katına katlandığı o an, kendini tutabilen henüz görülmemiştir.

Cenaze erkelerin omuzları üstünde evden çıkarılıp cenaze namazının kılınacağı Cami havlusuna erkekler tarafından götürülür. Kadınlar ise evde son kez cenaze ile vedalaşırlar. Çünkü cenaze evden çıktıktan sonra kadınlar; ne cenaze namazının kılındığı Cami ’ye nede mezarlığa gitmezler. Cenaze Cami havlusundaki musalla taşına konulup namazı kılınır ve ardından defin için mahalle mezarlığına götürülür.

Aynı günün akşamında ev halkı tarafından taziyeye gelen misafirlere (sadece yakın akrabalara) “ölüm yemeği” dağıtılır. Bu yemek faslı tam bir hafta boyunca eve gelen misafirlere ikram edilir. Akrabalar ise; ev ahalisine yardımcı olmak için yemek ikramını ilerleyen günlerde getirmeye başlar. Ama ilk gün yemeği dağıtma işi ev halkına aittir. Cenazenin evden çıkmasının ardından yiyip içmek aslında ayıp karşılanır. O yüzden ikinci veya üçüncü gün taziyeye gelenlere (yakın olmayan akrabalara) kahve ve lokum ikram edilir.

“Kelimiteüt” denen mevlit geleneği cuma günü öğlene namazı sonrasında Cami’de okutulur ve erkek çocukları tarafından gül suyu ile lokum dağıtılır. Eğer kişi cuma günü öldüyse, mevlit okutma töreni bir sonraki cuma günü muhakkak yapılır. O gün ev halkı yakın akrabalarını ölen kişi için düzenledikleri Kur’an okuma merasimine davet eder ve ardından yemekler ikram edilir. Genelde bu yemeği düzenlme işi ölen kişinin kızları varsa onlar tarafından düzenlenir.

Ardından “52. gecesi” dediğimiz cenazeden elli iki gün sonra tekrar ev halkı toplanır, Kur’an okunur ve böylece ölen kişi bir kez daha toplu şekilde yâd edilir. Ölen kişinin bu bir ay içinde mezar taşları da konur. Böylece ev halkı ölen kişi için son vazifelerini tamamlamış olur.

 Ayrıca yas süreci çok uzun sürer. Kişi evladını kaybettiyse uzun yıllar evden çıkmaz. Adeta karalar bağlayıp acısını doruklara kadar yaşamış olur. Şayet ölen kişi yaşlı ise çocukları, torunları, gelinleri (temel ihtiyaç haricinde) bir yıla aşkın bir süre zarfında evden çıkmamış olur. Hatta (kardeş düğünü) düğün gibi bir törene katılmak söz konusu ise hanımlar süsten-püsten uzak en sade hâliyle katılım sağlar. Bu süre zarfında evde televizyonun açılması bile abesle karşılanır.                                                                                    

                                                                                                    

Önceki Haber

Gurbetçiler, YTB’nin Kapıkule’de oluşturduğu dinlenme ve oyun alanlarından memnun

Sonraki Haber

Bosna Hersek’te bir Osmanlı mührü: Arslanagiç Köprüsü