“Yükseköğretimde Yeni Dönem mi, Yeni Riskler mi?”

Prof. Dr. Bülent Derviş’in gündemdeki Yükseköğretim Yasası’yla ilgili görüşlerini açıkladığı “Yükseköğretimde Yeni Dönem mi, Yeni Riskler mi? Türk Toplumu Açısından Bir Değerlendirme” başlıklı yazısını ilginize sunuyoruz.

“Kuzey Makedonya yükseköğretim sistemine ilişkin yeni kanun teklifi kamuoyuna “kaliteyi yükseltme” ve “standartları güçlendirme” hedefiyle sunuluyor. İlk bakışta bu hedefler tartışmasız biçimde olumlu görünüyor. Ancak teklifin maddeleri ayrıntılı incelendiğinde, reform söyleminin yanında ciddi yapısal riskler barındıran bir çerçeve ortaya çıkıyor. Tartışma artık yalnızca teknik bir mevzuat güncellemesinin yanısıra  yükseköğretimin yönü, kurumsal çoğulculuk, eğitim dili özgürlüğü ve azınlıkların akademik erişimi meselesine dönüşmüştür.

Teklifin en kritik düzenlemelerinden biri, hukuk, mühendislik ve sağlık bilimleri gibi stratejik bölümlerin yalnızca devlet üniversitelerinde açılabilmesine imkan tanımasıdır. Bu yaklaşım kaliteyi ölçmek yerine kurumsal statüyü kalite yerine koymaktadır. Oysa çağdaş yükseköğretim sistemlerinde kalite; program bazlı akreditasyon, akademik kadro yeterliliği, araştırma çıktısı ve mezun başarısı gibi ölçülebilir göstergelerle değerlendirilir. Kurumun devlet ya da özel olması, tek başına kalite göstergesi değildir.

Stratejik alanlarda eğitim yetkisinin yalnızca devlette toplanması, sistemi çoğulcu yapıdan merkezi yapıya doğru iter. Bu tür bir yapı tarihsel olarak daha çok devletçi–merkeziyetçi ve sosyalist yükseköğretim modellerinde görülmüştür.

Rekabetin ve alternatif kurum modellerinin dışlandığı ortamlarda kalite çoğu zaman yükselmez; tersine durağanlaşır. Akademik alanın kapalı devre bir yapıya dönüşmesi, liyakat yerine idari ve siyasi tercihlerin belirleyici olacağı yönündeki endişeleri de beraberinde getirir.

“Devlet üniversite açabilir, özel üniversite açamaz” yaklaşımı; akademiye kimi alıp kimi dışarıda bırakma, kimi akademik unvanla yükseltip kimi engelleme ve mezuniyet süreçlerinde keyfî davranma yetkisinin tek elde toplanması anlamına gelir.

Fakülte ve bölüm açma yetkisinin yalnızca devlet üniversitelerine bırakılması, pratikte eğitim dili çeşitliliğini de sınırlar. Ülkede Türkçe dilinde yürütülen birçok yükseköğretim programı özel üniversiteler tarafından sunulurken, uluslararası nitelikteki İngilizce programların da önemli bölümü yine özel kurumlarda yer almaktadır. Getirilen sınırlamalar, Türkçe yükseköğretim seçeneklerini daraltma, İngilizce program çeşitliliğini azaltma ve uluslararası öğrenci çekme kapasitesini zayıflatma riski taşır. Bu durum özellikle Türk toplumu açısından yalnızca pedagojik değil, kültürel bir sonuç doğurur. Anadilde yükseköğretim imkanının dolaylı biçimde sınırlandırılması, uzun vadede akademik temsil ve kültürel süreklilik üzerinde etkili olаcaktır.

Kuzey Makedonya’da azınlık topluluklarının kamu kurumlarına kabulünde uygulanan temel prensip, nüfus oranına paralel temsiliyettir. Buna göre Türk topluluğunun nüfus içindeki payı örneğin %4 ise kamudaki temsiliyet bu oranı aşamaz. Kanun taslağının mevcut hali dolaylı olarak özel üniversitelere kilit vururken devlet üniversitelerinde yoğunlaşma yaşanacak. Bu durumda daha önce yürülükte olan devlet üniversitesine giriş nüfus ve temsiliyet oranına bağlanırsa ülkedeki Türklerin devlet üniversitesine girmesi yüzde 4 ile sınırlı olacaktır. Geçmişte birçok uygulamada bu kuralın ihlal edildiği varsayımına dayanarak bundan sonra da ihlal edilmeyeceğinin bir garantisi yok. Kısaca başka milliyetten öğrencilerin devlet üniversitelerine Türk kotasından girmeyeceğinin garantisini kim verecek?

Denetim elbette gereklidir; ancak ölçüsüz takdir yetkisi hukuki güvenliği zedeler. Kapatma kararının sistem içinde “son çare” olması ve öncesinde kademeli yaptırım mekanizmalarının işletilmesi gerekir. Özel üniversiteleri kapatma kararı kurucu ve Bakan’ın keyfi durumuna (“ihtiyacın ortadan kalkması”, “başka sebepler”) bıraklırken, kamu kurumları için sona ermenin “kanunla” gerçekleşmesi yüksek eğitimde eşit olmayan muameleyi doğurmaktadır. Kamu kendi eliyle yüseköğretimde haksız rekabete yol açmaktadır.

Yükseköğretim kısa vadeli değil, uzun vadeli yatırım alanıdır. Sürekli kapatma riski bulunan bir yapıda nitelikli akademisyen tutmak da, ciddi kurumsal yatırım çekmek de zorlaşır.

Sonuç olarak yükseköğretimde reform ihtiyacı gerçektir; ancak doğru reform yasakla değil, ölçülebilir kaliteyle yapılır. Statüye değil performansa bakan, tekele değil rekabete alan açan, tek dile değil çok dilliliğe imkan tanıyan, kapatmaya değil iyileştirmeye öncelik veren ve merkezi kontrole değil hesap verebilir özerkliğe dayanan bir model sürdürülebilir olandır. Yükseköğretim yalnızca kurumların değil, bir ülkenin entelektüel geleceğinin meselesidir. Bu nedenle atılacak her adım kısa vadeli kontrol refleksiyle değil, uzun vadeli sistem güvenliği perspektifiyle değerlendirilmelidir.”

Read Previous

Arnavutluk’ta Bakanların Görevden Alınmasını Engelleyecek Yasal Değişiklikler Tartışılıyor

Read Next

Gostivar’da Anlamlı Voleybol Turnuvası Tamamlandı