Bilindiği üzere, bir süre önce kaliteyi arttırma iddiasıyla Yeni Yükseköğretim Kanunu Taslağı oluşturuldu, bu aşamadan sonra kamuoyunda, üniversitelerde ve hukuk çevrelerinde ciddi bir gündem oluşturmuştur. Tartışmalar, yalnızca yükseköğretimin idari yapısına ilişkin teknik ayrıntılarla sınırlı olmayıp; eğitim hakkı, üniversite özerkliği, eşitlik ilkesi, hukuki güvenlik ve azınlık hakları gibi anayasal değerleri doğrudan ilgilendiren bir boyuta ulaşmıştır. Kanun taslağına bakıldığında hukuki belirsizliği doğuran, eşitlik ilkesini bozmaya yönelik olan, yüksek öğretim ve toplumsal yapıda büyük ölçüde bozulmalara yol açabilecek nitelikte düzenlemeler içerdiğini görebiliyoruz.
Bu nedenle söz konusu kanun teklifi, basit bir mevzuat değişikliği olarak değil; anayasal sınırlar içinde kalıp kalmadığı titizlikle değerlendirilmesi gereken normatif bir düzenleme olarak ele alınmalıdır.
Bu değerlendirmeyi sizlere birkaç başlıkta açıklamak ve gerekçelerini anlatmak isterim:
Eğitim Hakkı, Kamu Yararı ve Ölçülülük:
Anayasal sistemlerde eğitim hakkı, yalnızca tanınmış bir hak değil; erişilebilir, eşit ve fiilen kullanılabilir olması gereken temel bir haktır. Kanun teklifinin özellikle 132/10. maddesi ile tıp, hukuk, öğretmenlik, eczacılık ve mimarlık gibi alanların yalnızca kamu ve kamu-özel üniversiteleriyle sınırlandırılması, bu hakkın özünü daraltan bir müdahale niteliği taşımaktadır. Aslında kanunu hazırlayan ekip, kamu kurumu ve kamu hizmeti tanımlarını birbirinden ayıramamış ve kamu hizmetlerini yalnızca kamu sektörünün sağlayabileceği algısını yaratmıştır.
Kamu yararı kavramı, anayasa hukukunda rekabeti ve çoğulculuğu ortadan kaldırmanın değil, kaliteyi belirli ölçütlerle güvence altına almanın gerekçesi olabilir. Akredite edilmiş, denetimlerden geçen ve yıllardır faaliyet gösteren özel üniversitelerin, yalnızca hukuki statüleri nedeniyle sistem dışına itilmesi; ölçülülük ilkesine aykırı, kategorik bir yasak anlamına gelmektedir. Burada ki şart kalite odaklı olacağı yerde tamamen hukuki statüye özel veya kamu ya da yarı özel diye ayırt edilmeye yönelmiştir.
Devlet üniversitelerinin mevcut kapasitesi dikkate alındığında, bu düzenlemenin sonucu kalite artışı değil; erişim daralması ve binlerce gencin mesleki eğitimden dışlanması olacaktır.
Eşitlik İlkesi ve Azınlık Dillerinde Eğitim Sorunu:
Kanun önünde eşitlik ilkesi, aynı hukuki durumda bulunan kurum ve kişilere aynı muamelenin yapılmasını zorunlu kılar. Ancak teklif, kamu üniversiteleri ile özel üniversiteler arasında hiçbir gerekçeye dayanmayan bir ayrım yaratmaktadır.
Bu ayrımın en ağır sonucu ise azınlık dillerinde yükseköğretim alanında ortaya çıkmaktadır. Fiilî durum göz önüne alındığında, Türkçe ve Arnavutça mesleki yükseköğretimin büyük ölçüde özel üniversiteler eliyle yürütüldüğü bilinmektedir. Bu kurumların devre dışı bırakılması, anayasada güvence altına alınan azınlıkların ana dillerinde eğitim görme hakkını fiilen ortadan kaldırmaktadır.
Üniversite Özerkliği, Doktora Eğitimi ve Bilimsel Üretim:
Kanun teklifinin 124. ve 161. maddelerinde öngörülen doktora eğitimi şartları ve akademik yükselme kriterleri, üniversite özerkliği açısından ayrıca değerlendirilmelidir. “İlk dört üniversite” koşulu ve 500 WoS yayını gibi eşikler, bilimsel kaliteyi artırmaktan ziyade, merkezî ve dışlayıcı bir akademik yapı yaratma riski taşımaktadır. Arnavutluk’ta yıllar önce yapılan bu tarz bir girişim sonucunda 10 yıldır doktora mezunu veremediğini ve çok büyük bir akademisyen krizi yaşadığını görüyoruz.
Hukuki Güvenlik ve Kazanılmış Hakların İhlali:
Hukuk devletinin temel taşlarından biri olan hukuki güvenlik ilkesi, kişilerin ve kurumların yürürlükteki hukuka güvenerek geleceklerini planlayabilmelerini gerektirir. Kanun teklifi, mevcut mevzuata uygun şekilde lisans ve akreditasyon almış üniversitelerin faaliyet alanlarını, herhangi bir geçiş süreci veya telafi mekanizması öngörmeksizin ortadan kaldırmaktadır. Oysa ki Yüksek öğretim kurumlarının özerklik tanımı yapılırken şu getirilmek istenen bu kanun ile bu tanımların tamamı engellenmekte ya da kısıtlanmaktadır.
Aslında kanun da her şey yazılmış bir tek: Yüksek Öğretim işini sadece kamu kuruluşları yapamaz ibaresi eksik kalmıştır.
Sonuç olarak, Yükseköğretim alanında reform yapılması mümkündür ve gereklidir. Ancak reform; tekelleştiren değil çoğulculaştıran, dışlayan değil kapsayan, belirsizlik yaratan değil hukuki güvenliği güçlendiren bir anlayışla gerçekleştirilmelidir.











