2026 yılının başından itibaren dünyada yaşanan gelişmeler, yerleşik kabulleri yerle bir etti. Bunların en çarpıcısı, ABD’nin Venezuela Devlet Başkanı Maduro’yu adeta tereyağından kıl çeker gibi sarayından (yatak odasından) alıp kendi topraklarına götürmesiydi. O andan itibaren hak, hukuk, adalet ve demokrasi kavramları hızla anlam kaybına uğradı. Yerlerini para, güç ve ekonomi aldı. Artık “haklı olan değil, güçlü olan kazanıyor”. Bu anlayış sadece teamülleri değil, insanlığın vicdan terazisini de altüst etti. Gidişat tehlikeli. Allah insanoğluna daha fazla akıl ve vicdan versin.
Makedonya’da yaşayan bir Türk olarak, yaklaşık bir asırdır anavatandan uzakta, bizim kabullerimize göre şekillenmiş bir devlet yapısı içinde yaşamıyoruz. Buna rağmen vatan bildiğimiz bu toprakları terk etmek, dedelerimize karşı bir ihanet olarak telakki edildiği için ailem ve ben göç etmedik. Olağanüstü şartlar oluşmadıkça da bu duruşun değişmeyeceğine inanıyorum.
Büyük dedem, göçlerin yoğunlaştığı bir dönemde kritik bir tercih yaptı. Yakın dostu Abdülfettah Rauf Efendi’nin (Fettah Efendi) telkiniyle, her şeye rağmen göç etmekten vazgeçti. İyi ki de vazgeçti. Üsküplü Müderris Fettah Efendi’nin “Türkiye’ye göç etmek haramdır” fetvası, yalnız bizim aileyi değil, pek çok Türk ailesini bu topraklarda tutan irade oldu. Elbette göç edenlerin yükü de hafif değildi. Asırlık düzeni, evi, barkı, hatırayı bırakıp gitmenin bedeli ağırdı.
Ancak konumuz göç değil; konumuz vatan ve bayrak. Osmanlı’nın yıkılmasıyla kurulan homojen ulus-devletler, bölgedeki kadim dengeyi bozdu. Tabir caizse “ayaklar baş, başlar ayak oldu”. Buna rağmen, asırlar boyunca vatan edinilen Balkan topraklarında Osmanlı – Türk medeniyet nizamı, devlet yapılarında olmasa bile toplumların hafızasında yaşamaya devam etti. Özellikle Müslüman toplulukların örf, adet ve hayat tarzlarında… Kimi zaman gizli, kimi zaman aleni şekilde.
Kurulan yeni nizamlar bu mirası yok etmek üzere sistematik politikalar üretti. Ancak ideolojiler bile yedi asırlık bir medeniyeti tamamen silemedi. Çok şükür.
21. yüzyılda yozlaşma had safhaya ulaşmış olsa da, aidiyet duygusu zayıflamak yerine güçlendi. Bu aidiyetin en güçlü dayanağı ise Osmanlı bakiyesi anavatan Türkiye Cumhuriyeti oldu. Vatan denildiğinde Anadolu, bayrak denildiğinde Türk Bayrağı akla geldi. Bugün Makedonya’da yaşayan Türk toplumunun gönlündeki millî bayrak, tartışmasız şekilde Türk Bayrağıdır.
Bu nedenle, asli vatandan uzak kalarak vatansızlığın ne olduğunu; resmî bayrakların gölgesinde bayraksız kalmanın ne anlama geldiğini bizden daha iyi bilen yoktur. Türk Bayrağı, anavatan dışında yaşayan bizler için sadece bir sembol değil; hayat kaynağıdır, motivasyon gücüdür, varlık nefesidir. Bir atar damardır.
Bu yüzden, Türk Bayrağı’na dünyanın neresinde yapılırsa yapılsın her saldırı, bize ve gönül coğrafyasında yaşayan milyonlarca soydaşa yapılmış sayılır. Kimse kusura bakmasın; bu konuda herkes ayağını denk almalıdır. Tarih bunun bedellerini Yemen’de, Çanakkale’de ve daha nice cephede yüzlerce şehitle yazmıştır.
Bayrak hassasiyeti yalnızca Türkiye sınırları içinde yaşayanların meselesi değildir. Dışarıda yaşayan milyonlarca Türk ve akraba topluluklar için bu konu kırmızı çizgidir. O damara dokunulmasın.
Yoksa bedeli ağır olur…
Haftaya görüşmek üzere.
Allah’a ve Bayrağa emanet olun.









