Uzmanlar, ABD’nin, Rusya’yı çevreleme politikası kapsamında Selanik’ten Girit’e kadar olan toprakları silahlandırarak Yunanistan’ı bir “garnizon devlet” haline getirmeye çalıştığı görüşünü paylaştı.

Kıbrıs İlim Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Dekanı ve uluslararası ilişkiler uzmanı Prof. Dr. Ata Atun, Maltepe Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hasan Ünal, BM bünyesinde uluslararası STK’lara insan hakları konusunda danışmanlık yapan Prof. Dr. Mehmet Şükrü Güzel, Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Öğretim Üyesi ve uluslararası ilişkiler uzmanı Prof. Dr. Bilal Sambur ile Yeditepe Üniversitesi İktisadi İdari Bilimler Fakültesi Kamu Yönetimi Bölüm Başkanı ve siyaset bilimi uzmanı Doç. Dr. Deniz Tansi, 1990 yılında imzalanan ABD-Yunanistan Savunma İş Birliği Anlaşması’nın 5 yıllığına genişletilerek yenilenmesini AA muhabirine değerlendirdi.

Prof. Dr. Atun, ABD’nin, Karadeniz’de Rusya’nın deniz gücüne karşı çok zayıf konumda olduğunu, bu gücü yeniden elde etmek için kendine kayıtsız, koşulsuz boyun eğmeyen Türkiye yerine Yunanistan’da üs kurmaya çalıştığını söyledi.

Yunanistan’ın megalomanik ve yayılmacı isteklerinden dolayı olası bir silahlı çatışmaya girmesinin kesinlikle Yunanistan’ın kaybı ile sonuçlanacağını söyleyen Atun, “Olası böyle bir çatışma NATO’nun güneydoğu kanadını zayıflatacağından ABD, bu çatışmayı önlemek için Türkiye ile Yunanistan arasına konuşlanmayı karasal savaşı önlemek, İskiri Adası’na üs kurmayı da olası bir deniz savaşını önleyebilmek ve tarafları caydırmak için uygulamaya koydu diye düşünüyorum.” değerlendirmesinde bulundu.

Atun, ABD-Yunanistan arasında imzalanan savunma iş birliği anlaşmasının asıl hedefinin, Yunanistan’ın yanında yer alıp Türkiye’ye karşı savaşmak değil, olası bir savaşa mani olabilme amacı taşıdığını savundu.

Dünya üzerindeki petrol rezervlerinin yüzde 60’ını yöneten ABD’nin, Doğu Akdeniz’de var olan doğalgaz ve petrol yataklarını “Türkiye’ye kaptırmak” istemediğini vurgulayan Atun, şöyle devam etti:

“ABD’nin bölgeye yerleşmek istemesindeki en büyük neden, varlığı artık belli olmuş ve çıkarılmayı bekleyen enerji kaynaklarını tamamen kendisinin yönetmek istemesi ve Türkiye’nin bu kaynaklara sahip olarak güçlenmesini önlemektir. Türkiye’nin, ABD’den ve Batı dünyasından bağımsız hale gelmesi, uzun vadede ABD’nin ve Batı dünyasının Doğu Akdeniz’de ve Orta Doğu’daki etkinliğini ve yaptırım gücünü azaltacağı gerçeğinden hareketle, ABD bunu önlemenin çözümünü bölgeye müdahale etmekte görmektedir.”

“Yunanistan, Girit’ten başlayarak Dedeağaç’a kadar her tarafı ABD üsleriyle doldurdu”

Prof. Dr. Ünal, ABD’nin, Yunanistan ile Savunma İş Birliği Anlaşması’nı 5 yıllığına yenilediğini, Yunan basını ve Dışişleri Bakanı Nikos Dendias’ın, ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken’in verdiği mektubu, “Türkiye’ye karşı ABD’nin desteğini aldık.” şeklinde abartarak yorumladığını söyledi.

Anlaşma mektubunun içeriğindeki bazı bölümlerin yoruma açık olduğunu belirten Ünal, “Bu anlaşma ABD ile Yunanistan arasında yapılmış yeni bir anlaşma değil. Bizim de ABD ile uzun yıllara dayanan bu tür anlaşmalarımız, iş birliklerimiz var. Moda tabirle bu anlaşma bir tık üste taşıdı diyebiliriz. Anlaşmada doğrudan Türkiye’yi hedef alan cümleler oldukça esnek tutulmuş. Ancak şu anda ‘Bu anlaşmaya neden ihtiyaç duyuluyor?’ sorusu Türkiye’yi doğal olarak rahatsız ediyor.” dedi.

Ünal, ABD’nin Türkiye ile ilişkilerinin kötü gitmesi, üslerini kullanamama olasılığını göz önünde bulundurarak bu anlaşmayı yenilemiş olabileceğini savunarak, ABD’nin Türkiye’nin yerine Yunanistan’ı koyma hazırlığı içine girmiş olabileceğini öne sürdü.

Jeopolitik ve jeostratejik olarak Yunanistan’ın bölgede Türkiye’nin yerini doldurmasının mümkün olmayacağını bildiren Ünal, “Hem Türkiye’ye karşı hem de ABD’nin Rusya’yı çevreleme politikası kapsamında Yunanistan kendini bir garnizon devletine dönüştürmeye çok istekli. Bunda bir sorun görmüyor. Dolayısıyla Yunanistan, Girit’ten başlayarak Dedeağaç’a kadar her tarafı ABD üsleriyle doldurdu.” ifadelerini kullandı.

Ünal, Fransa-Yunanistan ile ABD-Yunanistan arasında yapılan veya yenilenen anlaşmaların NATO’nun varlığını ciddi bir şekilde sorgulamaya açacağını ve bölgesel iş birliklerin ve ittifakların daha çok artacağını kaydetti.

Türkiye’nin, Fransa ve ABD’nin Yunanistan ile giriştiği bu eylemlere karşın Rusya ile askeri ilişkilerini daha da artırarak karşılık vermesi gerektiğini dile getiren Ünal, şöyle devam etti:

“Bu anlaşmalarla aslında Türkiye’nin ikinci parti S-400’leri almasının önü açılmış oldu. Türkiye, ‘Siz Yunanistan’a gelişmiş uçaklar veriyorsanız ben de bunlara karşı kendimi korumak için S-400’leri alıyorum’ demeli. Çünkü bu mantıkla NATO falan kalmadı. Suriye politikası, terörle mücadele, KKTC’nin tanınması temelinde Rusya ile ilişki geliştirmek gerekiyor. Rusya’ya karşı kendini garnizon ülkesine dönüştüren Yunanistan’a bunun maliyeti ağır olur.”

“Bu anlaşmanın kesinlikle birinci hedefi Türkiye değil”

Prof. Dr. Güzel de ABD ile Yunanistan arasındaki anlaşmanın 1990’da yapıldığını, Çin ve Rusya’yı çevrelemeye yönelik politikalar nedeniyle sadece yenilendiğini belirtti.

Çin’e karşı geliştirilmiş gerilim politikası çerçevesinde artık 6. filonun Akdeniz’de kalmasının gerekmediğini, Girit’teki Amerikan üslerinin tanker uçaklarının 6. filo görevi yapacağını savundu.

ABD’nin Dedeağaç’taki üslere ileride füze yerleştirme olasılığının olduğuna dikkati çeken Güzel, “ABD, Dedeağaç üslerine füze yerleştirerek Karadeniz’de azalan deniz gücünü kapatmaya çalışıyor olabilir. Her ne kadar bu anlaşma Türkiye’ye karşı değilmiş gibi görünüyor olsa da bir taşla iki kuş vurma politikası şeklinde de yorumlamak lazım. Fakat bu anlaşmanın kesinlikle birinci hedefi Türkiye değil.”

Güzel, zayıf bir ülke olmasından dolayı, ABD’nin Yunanistan’ı Türkiye, Rusya ve Çin’e karşı “lejyoner bir devlet” olarak kullandığı yorumunu yaptı.

“ABD hiçbir zaman Türkiye ile Yunanistan’ın çatışmasını istemez, buna izin de vermez”

Prof. Dr. Bilal Sambur da ABD ile Yunanistan, Yunanistan ile Fransa arasında yapılan güvenlik ve savunma anlaşmalarını birbirinden bağımsız düşünmemek gerektiğine dikkati çekti.

ABD’nin Yunanistan ile imzaladığı savunma anlaşmasının, Yunanistan’a bir üstünlük sağlamasının söz konusu olmadığını dile getiren Sambur, “ABD, benzer projeleri Bulgaristan, Romanya ile de hayata geçirmek için birtakım adımlar attı. ABD, Yunanistan, Bulgaristan ve Romanya üçlüsünü Rusya, Çin hegemonyasına karşı Avrupa’nın birliğini, Akdeniz’in güvenliğini, Körfez ve Arap dünyası ile olan ilişkileri sağlayan bir hat olarak görüyor.” dedi.

Sambur, “ABD, Yunanistan ile bu anlaşmayı Türkiye’ye karşı yapıyor.” yorumunun çok abartılı bulduğunu belirterek şu değerlendirmede bulundu:

“Unutmayalım ki Türkiye hala ABD müttefiki bir ülke ve hala NATO’da birlikteler. Türkiye’nin F-16 talebine karşı ret edici bir tutum takınmadı. Ben, ABD’nin ne Türkiye’den ne de Yunanistan’dan vazgeçeceğini düşünmüyorum. Ege, Doğu Akdeniz, Kıbrıs, 6 mil gibi sorunları NATO içinde çözmeye veya gerilimi düşürmeye yönelik politikasını devam ettireceği kanaatindeyim. ABD hiçbir zaman Türkiye ile Yunanistan’ın çatışmasını istemez, buna izin de vermez.”

“ABD Yunanistan’ı garnizon bir devletine dönüştürüyor”

Doç. Dr. Deniz Tansi, Yunanistan’ın ABD tarafından silahlandırılarak bir “garnizon devletine” dönüştürüldüğünü söyledi.

ABD’li yetkililerin, Türkiye’nin hedef olmadığını söylemelerine rağmen Selanik/Girit hattındaki silahlanmanın müttefiklik anlayışına ters düştüğünü ifade eden Tansi, bu durumun Türkiye’yi silahlanmada yeni arayışlara yönelteceğini kaydetti.

Türkiye’nin hava savunma ve hava taarruz güncellemesini gerçekleştireceğini belirten Tansi, şöyle konuştu:

“Müttefikimiz ABD, Patriot ve F-35 siyaseti ile stratejik anlamda bizi kilitliyor. Fransa, Yunanistan ile yaptığı anlaşma ile AB içinde Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi üyesi ve tek nükleer güç olarak, Afrika ve Akdeniz’deki emperyal gücünü tazelemek istiyor. Yunanistan burada araç, üstelik Doğu Akdeniz gücü de değil. Pasifik’teki hayal kırıklığını Fransa, Akdeniz’de telafi etmeye çalışıyor. ABD, Yunanistan’ı Selanik’ten Girit’e silahlandırarak, Yunanistan’ı bir garnizon devletine dönüştürüyor. Hedef, kutuplardan Tartus’a dikey deniz stratejisi ile uzanan Rusya’yı çevrelemek ya da Çin’in İpek Yolu’nu kontrol altına almak olabilir.”

AA

Önceki Haber

Arnavutluk’ta Yunus Emre’nin evrensel mesajı tartışıldı

Sonraki Haber

Bulgaristan’da Kovid-19 tedavisinde yeni bir ilaç kullanılacak