Özlüyorum Prizren’i

Çocukluğumun en güzel günlerini geçirdiğim Prizren’i özlüyorum…
Prizren’i iki yakaya ayıran Bistriça,yı özlüyorum…
Şadırvanı özlüyorum,
Maraş’ı özlüyorum, Bayraklı Camii özlüyorum,
Kale’yi özlüyorum…
Prizren’in yüreği sıcak insanlarını özlüyorum…
Evet bu güzel şehrin her şeyini havasını, suyunu, korzosunu özlüyorum…

…BALKANLARIN EN YÜKSEK MİNARELİ SİNAN PAŞA CAMİİ, ESKİ TARİHİ TAŞ KÖPRÜSÜ, GAZİ MEHMET PAŞA CAMİİ(BAYRAKLI) GAZİ MEHMET PAŞA HAMAMI, MİMARİ ESERLERİYLE OSMANLI TÜRK KÜLTÜRÜNÜ YAŞATAN ŞEHİRDİR PRİZREN…

Çocukluğum günlerinde Nisan sonu, Mayıs ayı tatil hazırlıklarımız başlardı benim ve kız kardeşim Semiha’nın. Nereye gidiyoruz tatile diye sorarsanız sevgili okurlarım, Kosova’nın şirin şehri Prizren’e idi tatil hazırlıklarımız. Çocukluğumun en güzel tatil günlerini Prizren’de geçirirdim. Anne tarafım Prizrenli olduğu için biz her yaz tatilimizi Anneannemde geçirirdik…
…Böylece Nisan ve Mayıs ayları derslerimiz dışında tatil hazırlıklarımız en önemli faaliyetlerimizden biriydi. Bu iki ay içerisinde yıl sonu notlarımızın ne daha başarılı olması için çalışmalarımız dışında da Prizren’e neleri götüreceğimiz de önemliydi. Başta yaz aylarında okuyacağımız kitaplarımızı ayırırdık, ben kitap okumayı severdim kız kardeşim ise el işlerine meraklıydı. Böyle anne babamızdan gizli gizli bavullarımıza girecekleri hazırlamaya başlardık…

…Severdik Prizren tatillerimizi. Üsküp yaşantımızdan bir başkaydı Prizren’deki günlerimiz. Şirin şehir Prizren’e hareket edeceğimiz günlerimizi, saatlerimizi saymaya başlardık… Yolculuklarımız uzun sürerdi, şimdilerdeki gibi öyle iki saat, üç saatte değildi… Üsküp’ten trenle Ferzoviç’e gelir oradan da otobüsle Prizren’e varırdık. Hatırlıyorum bir defasında, Babamın bir evrakında soy isminde bir harflik yanlışı olmuştu,(derken önceleri K-15 kartları vardı –tren yolculuklarında kullanılırdı) Ferzoviç’ten gerisi Üsküp’e dönmeliydi. Bütün ailenin dönmemesi için Bizler, Annem, ben, kız kardeşim ve kardeşim şehrin merkezindeki bir otele yerleştik. Ferzoviç’i o zamandan pek de sevmedim. Suyu hiç güzel değildi, bir kokusu vardı suyun, şimdilerde nasıl suları var bilemem ancak o zamanki demir kokulu suyu bugün hatırladığımda içimden bir ürperti geliyor. Ancak ekmekleri çok lezzetliydi. Fırından çıkan taze ekmek almıştık, otelimizde peynirle bir güzel yemiştik ki tadı damağımda kalmıştı. Ferzoviç için bir konuşma olduğunda ekmeğin lezzetti bir de suyun demir kokusunu hatırladığımı anlatırım…

Böyle uzun bir gecemizi geçirmiştik Ferzoviç merkezindeki otelde. Gece bir türlü bitmiyordu. Sabah’ın doğuşunu canla bekliyor olduk. Babamızın gelmesi bizim için Prizren yolculuğumuza devam demekti… Böylece sabahın doğuşunu beklerken uykuya dalmıştık ben ve kız kardeşim. Sabah doğuşu değil de öğlende uyanabildik ancak ki Babamız da gelmiş, otobüs biletlerini almıştı ve güzelim Prizren yolculuğuna devam edecektik…

… Ferzoviç’te geçirdiğim bu geceyi de hatırımdan hiç çıkaramıyorum, belki de bekleyişimizin uzun olduğundan olacak ki, öğlende Prizren otobüsü hareket ettiğinde içimden çok şükür dedim. Ferzoviç Prizren yolculuğu beş saatten fazla sürerdi. Her yıl yaz tatilimizin Prizren yolculuğu tren ve otobüsle başlardı. Giderken mutluyduk, bu uzun yolculuğu severek atlatırdık, ancak dönüşümüz de yolun bitmemesini arzu ederdim içimden…
… Prizren’e varışımız her zaman çok neşeli olurdu. Anneannemin evi Prizren’in merkezindeydi. Etrafımızda Bayraklı Cami vardı. Maraş çeşmeleri de yakınımızdaydı. Hatırlarım öğlen yemeğine oturduğumuzda ailenin en küçükleri ben ve kız kardeşim olduğumuzdan koşarak Maraş’ın soğuk suyunu testilerimize doldurur gelirdik. Buz gibi suydu Maraş suyu…
…Bir de Prizren evlerine özgü güzel bir derecik akardı bahçelerden. Buna da potok derdi Prizrenliler. Bu potokun evlerin bahçelerinden geçmesi çok şirin bir görüntüyü yansıtırdı. Bu potoklarda karpuz, kavunlarımızı koyar yemek öğünlerimizde mis gibi ve soğuk olmaları da ayrı bir lezzetti…
Anneannemin evinde bir ön ve arka bahçesi vardı. Ön bahçesinin tam giriş kapısı yanında büyük dut ağacı her gelene hoş geldiniz derdi. Bir de dut ağacının verimliliğinden tüm etraftaki komşular yararlanırdı. Çocuklar da ağaca tırmanmayı severdi. Ben hiç bu ağaca tırmanamadım. Korkardım. Ancak evin arka bahçesinde kızılcık ağacına tırmanabilirdim. Bu da dut ağacının tam tersi küçücüktü tırmanması da kolaydı, ama yapraklarından vücudumda beliren kaşıntıyı hala hissediyor gibiyim. Çocuk sevdası ya, ben de bir ağaca tırmanayım diye bu kaşıntılara boyun eğerdim…
Mahallemizde Türkler, Arnavutlar ve Sırplar ikamet ederdi. Aralarında öyle güzel anlaşırlardı ki günümüzde böyle bir anlaşmayı ne yazık ki unuttuk. Tüm güzellikler gibi aileler arasında, hangi dinden olursan ol, ortak çaba, çalışmalar, üzüntüleri, sevinçleri hep beraber ortakça çözmek ti girişim amaçları. Günümüzde böylesi beraberlik ne yazık ki tarihe karıştı her güzel faaliyetlerde oldu gibi…
Mahallemizdeki çocuklar arasındaki arkadaşlıkları inanın ki günümüzde özlemle arıyorum…
Prizren merkezinde güzelim Şadırvan çeşmesi şehrin Prensesi olarak etrafa akan suyuyla gülücükler dağıtırdı. Akşamları Şadırvan sokağının üst tarafında korzo olurdu. Korzo’yu bugün bilen var mı ama, bu bir yürüyüş imajını veren kendine özgü bir arkadaşlık sefasıydı. Korzoda genç kız ve erkekler sevgilerini de birbirlerine bakışlarıyla anlatırdı. Bizler küçük olduğumuzdan dolayı buralara pek gelemezdik, ancak benim üç bekar teyzem vardı, bazan onlarla beraber biz de ailemizden gizli gizli korzo kaçamağı yapardık…

… Prizren’in harika Kalesi var. Kaleden şehire kuş bakışı gerçekten de Prizren’in doğal güzelliğinin panosunu etrafa yayıyordu. Tüm bu güzellikler dâhilinde bir de Prizren’in benim çocukluğumun dönemindeki genç bekârlarının yaşantıları çok ilginçti. Anneannemin arka bahçesine günümüz Prof. Nimettullah Hafız’ın evindeki bir oda camı bakardı. Kendilerini tanımam da bu pencereden dolayıdır. Onunla arkadaşlık yapan bir de Nusret Dişo vardı. Günümüzde Nusret Dişo yazdığı şiir ve yazılarıyla, Nimettullah Hafız ise bilimsel açıdan ünlü olmayı başardılar. Ancak benim çocukluğum dönemimde bu iki meşhur insanın Bistriça nehri etrafındaki müzikli, danslı eğlenceleri hiç gözüm önünden gitmedi. Daha sonraları Nusret Dişo ile ‘Birlik’ gazetesinde beraber çalıştık, eski günlerimizin hatıralarını zaman zaman konuşurduk…

… Osmanlı Türk Şehri Prizren’de benim çocukluğum dönemimde Türkçe konuşulurdu. Şehrin her köşesinde herkes Türkçe konuşur anlaşırlardı. Günümüzde oradaki konuşulan dili bilemem ancak bir zamanların Prizren’i tam da bir Türk Osmanlı Mimarisinin değerlerini etrafa yaydığı gibi Türkçesiyle de tüm ahalinin konuştuğu bir Şehir olmuştu…

… Bir de Prizren’in ‘DOĞRU YOL’ KGSD’nin faaliyetlerini Babama anlatan sözünü ettiğim Derneğin kurucularından Hüda Leskovçalı’yı da tanıdığıma sevindim. Derneğin Dram kolu faaliyetlerini Babamla konuşurken kulak misafiri olurdum. Seviyordum Tiyatro Sanatını, evimizde Tiyatro konusu olduğunda da ben hep mutlu olurdum… Prizren’in de ‘Doğru Yol’ KGSD Dram kolu bugün de değerli faaliyetlerde bulunduğuna eminimdir…

… Prizren’deki yaz tatilimi anlatırken bir de Tava yoğurdu, sucuk ve topliyaları anmadan yapamayacağım. Topliyaları bugün Türkiye’deki açmalara benzetiyorum, ancak çocukluğumun topliyalarının tadı bir başkaydı… Anneannem her sabah bizlere topliyaları getirirdi. Karnımızı bir güzel doyururduk…

…. Çocukluğumun Prizren şehrini anlatmaya güzelim Osmanlı Türk Sanat eserleriyle başladım ve de oraların lezetli topliya, sucuk ve tava yoğurduyla yazıma son vermeyi uygun buldum. Ancak yazıma son verirken şunu da belirteyim ki, günümüzde Prizren’e bir türlü gidemediğimi de anmadan yapamıyorum. Bunun nedeni de Memleketim – Makedonya ve Kosova’ya gidilirken var olan sınır kapısının üzüntüsündendir…

Read Previous

Kosova’da kayıp kişiler anıldı

Read Next

“Bulgaristan’da savaş araçları yapacağız”

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *