Federasyon olarak görülen kanunlar bütün özerk devletlerde aynı şekilde yürürlüğe girer ve uygulanırlar. 1960 ve 1970’lerde özerk devletlerin güçlenmesi için yeni yaptırımlar/kanunlar eklenir. Bu sayede devletler kendi bölgelerinin içerisine kendi kanunlarını getirebilme imkanına sahip olurlar. Böylelikle her devlet kendi kanunlarını özerk devlet mayetinde getirir ve uygulamaya başlar. Delege sistemi de bir şekilde yasallaştırılır ve Yugoslavya’nın temel merkezi yönetim kanunları bu şekilde zayıflamaya başlar. Bu bir nevi özerk devletlerin daha çok liberaleşmesi ve serbestleşmesine neden olur. Hem iktisat hem politik gelişmelerin 1970’lerden sonra değişmesi Yugolavya’nın parçalanmasına da neden olur.  1981’de Josip Broz Tito’nun ölümüyle beraber, topraklarda yaşanan sosyo-ekonomik değişimlerin, siyasette retorik ve bütün soydaşlarla yaşama mentalitesinin sona ermesine sebebiyet verir. 1985’lerde Miloşeviç’in ırkçı söylemleriyle  ayrımcılık politikası başlar ve bir sonraki 15 yılda bölgede yaşanılan savaşlara doğrudan etkisi olur. En son yapılan Yugoslavya kongresinde her özerk devletin Yugoslavya’dan çekilmesini istemesi artık sistemin ve devletin işlevi haline gelmemesi, ülkelerin bağımsızlığını kazanmasında vesile olur. Fakat Yugoslavya’nın merkezi ağırlıklı Sırp lobicilerin olduğu komite, ülkelerin ayrılmaması ve kopmaması için ordunun müdahale etmesini isterler. İlk savaşın patladığı yer Slovenya sınırı olur, ardından Hrvatistan ve Bosna-Hersek’te kanlı savaş yaşanır. Hag barış konferansında 1992’de, Yugoslavya devletinin artık var olmadığı kararı verilir.

1992-1995  Bosna Savaşı

Bosna-Hersek (Bosnalı Müslümanlar), Sırplar ve Hırvatlar’dan oluşan çok ırklı nüfusa sahip olan Yugoslav federasyonuna bağlı bir devlet idi. Bosna-Hersek’te etnik savaş (1992–1995) arasında yaşanmıştır. Bosnalı grup ve Yugoslav ordusu (Sırpların önderliğinde) arasında yaşanan savaşta, büyük kayıplar ve acılar yaşanmıştır. Avrupa Komisyonu müzakerecilerinin Şubat ve Mart aylarında 1992’de Bosna-Hersek’in etnik “kantonlara” yeni bir bölünmesini teşvik eden girişimler başarısız olmuştur: bu planların farklı versiyonlarını sunan komisyon, üç ana etnik parti (Sırp, Hırvat ve Boşnak) tarafından reddedilmiştir. Bosna-Hersek’in bağımsızlığı ABD ve AK tarafından 7 Nisan’da tanındığında, Bosnalı Sırp paramiliter güçleri hemen Saraybosna’ya ateş etmeye başlar. Yugoslav ordusunun Bosnalı Sırp birlikleri tarafından topçu bombardımanları da kısa süre sonra görülür. Nisan ayında, Doğu Bosna-Hersek’teki Zvornik, Foča ve Višegrad gibi büyük Boşnak nüfusu olan birçok kasabalara, paramiliter kuvvetler ve Yugoslav ordu birliklerinin bir kombinasyonundan oluşan gruplar saldırı düzenlerler. Yerel Boşnak nüfusunun, “etnik temizlik” olarak adlandırdığı süreçte savaşın ilk kurbanları olarak bu bölgelerde kayıplar verilmiştir. Boşnaklar birincil kurbanlar ve Sırplar birincil faillerdir. Altı hafta boyunca Yugoslav ordusu, paramiliter gruplar ve yerel Bosnalı Sırp güçlerince koordine edilen bu saldırı, Bosnalı toprakların yaklaşık üçte ikisini Sırp kontrolü altına almayı başarmıştır. Mayıs ayında Bosna-Hersek’teki ordu birimleri ve teçhizatı, Bosnalı Sırp general Ratko Mladić komutasına verilmiştir. 1992 yazından itibaren askeri durum oldukça sabit kalır. Aceleyle toplanmış bir Bosnalı hükümet ordusu, daha iyi hazırlanmış Bosnalı Hırvat güçleriyle birlikte, Doğu Bosna-Hersek’in bazı bölgelerinde gücü kademeli olarak arttırmasına rağmen, o yılın geri kalanında ön cepheleri korumaya başarmışlardır. Bosnalı hükümet, uluslararası bir silah ambargosu ve 1993–1994’te Hırvat güçleri ile yaşanan bir çatışma nedeniyle askeri olarak zayıflar. Ancak daha sonra 1994 yılında, Bosnalı Hırvatlar ve Boşnaklar ortak bir federasyon kurmayı kabul ederler.  Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü (NATO) tarafından desteklenen ve Batı ülkeleri inisiyatifiyle, 1995 yılında Ohio’da ABD’de, Dayton müzakereleri ile ateşkes ilan edilir. Birleşmiş Milletler (BM) Bosna Savaşına müdahale etmeyi reddeder, ancak BM Koruma Gücü (UNPROFOR) birlikleri insani yardımın verilmesini kolaylaştırır. BM tarafından ilan edilen  “güvenli alan”ın korunması için tampon bölge kurulmasını başarırlar. Ancak BM, Bosna Sırp güçlerinin 7 binden fazla Boşnak katliamını gerçekleştirdiği Temmuz 1995’te Srebrenica’nın güvenlik bölgesini koruyamamış ve kıyımların yaşanmasını engelleyememiştir (örn. Srebrenica katliamı).

 No Man’s Land (Duşan Tanoviç, 2001) Filminin Tarihsel Eleştiriyle İncelenmesi

Bosna savaşı 1992-1995 yıllarında Bosnalı Sırp ve Bosnalı Müslümanlar arasında gerçekleşmiştir. [3] Bosna savaşının vahşi ve kanlı tarafını filmin başlarında hissederiz. Filmin giriş sahnesinde Bosnalı Müslüman askerleri kendi cephesine gitmek için yol alırlar. Fakat gece ve sis olduğu için yolu kaybeder, yanlışlıkla Sırpların olduğu cepheye yönelirler. Çatışma çıkar, 5 kişilik gruptan sağ kalan bir tek Çiki ve Çega olur. Boşnak askerlerinin berelerinde Bosna bayrağı belirgin olur. Ertesi gün Sırp askerleri Bosna askerlerinin olduğu cepheye asker gönderirler. Onların üniforma ve berelerinde Sırp sembolleri ve bayrağı görülür. Çiki ve Çega’nın bulunduğu cephe bağımsız cephedir ya da filmin ismini taşıdığı gibi tarafsız bölge olarak adlandırılır. Sırp askerleri yaralı ve yerde yatan Çega’yı görürler. Askerin altına mayın döşerler, Çiki o anda uyanır ve Sırp askerlerine ateş eder. Sağ kalan tek  Sırp askeri Nino olur. Filmin ilk dakikalarında iki taraf gösterilmiş, hangi yıllarda savaşın gerçekleştiği duyurulmuştur. Çiki ile Nino askerlerinin farklı sembol üniformalarıya kimlik ve zıt görüşleri duyurulmuştur.

Filmin genel hikayesinde Bosna savaşı anlatılmıştır. Savaş sırasında yaşanan öykülere değinilmiş referans olarak kullanılmıştır. Örneğin film, UNPROFOR’un etkisiz rolünü, bağımsız bölgeyi gerektiği kadar koruyamamasını ele alır. Yönetmen Hollandalı asker yerine Fransız askerlerini kullanmıştır. UNPROFOR’un Hollandalı askerlerden oluştuğu bilinen bir gerçektir. De Vos, Hollandalı bir komutan olarak görev yapmış savaşın geneli için UNPROFOR’un rolünü etkisiz görmüştür ve ‘’o sırada Srebrenica’da görev yapan bazı Hollandalı askerlerin soykırımı durduramadıkları için kendilerini suçladıklarını ve bazılarının intihar ettiğini söyler. De Vos, Temmuz 1995’te Srebrenica’da olanlar, insanlık tarihinin ve uluslararası topluluğun en büyük başarısızlığıdir” der. Fakat filmin içerisinde UNPROFOR askerleri Fransızdır. Neden Fransız olduklarının cevabı, filmin içerisinde de kullanılan gerçek görüntüde 1981-1995 yılları içerisinde Fransa başbakanı olan François Mitterand’ın Bosna Müslümanlarına yaptığı ziyaretinden Boşnaklar’ın ondan yardım bekledikleri adeta bir kahraman olarak karşıladıkları, fakat Mitterand’ın izlemekten başka hiçbir şey yapmadığı açıktır. Filmi doğrudan tarihsel olaylardan ilham almış, hikayeyi bu tarihi referanslarla yaratmıştır.

Ratko Mladiç’in filmin içerisinde belge niteliğindeki parlamento konuşması, ardından Sırp askerleri tarafından yapılan zulüm ve yaralı sivillerin gösterilmesi, Mitterand’ın ziyareti, Boşnaklar’ın onu alkışlarla karşılaması, BM’in Bosnalılar’a yardım paketi göndermesi ve Boşnaklar’ın silah ambargosuna maruz kalmalarını anlatan VTR şeklinde gerçek görüntüler kullanarak verilir. Kullanılan belge niteliğindeki görüntüler filmde yaratılan fiksiyon hikayenin aslında tamamlayıcı bir unsuru olur. Gerçek öykü ve olaylardan kurulan hikaye, Jean karakterinin sürekli olarak canlı yayına bağlanması ve Bosna savaşıyla ilgili bütün dünyayı haberdar etmesi bakımından önemli bir rol üstlenir. Jean karakteri aslında Bosna savaşında CNN için çalışan ve Bosna savaşıyla ilgili birçok canlı bağlantı yapan Christine Amanpour’dur. Gazetecinin savaşta Ratko Mladiç ve Sırp askerlerinin Boşnaklar’a yapan “Etnik temizlemeyi” belge haline getirmiş, yıllar sonra Hag’da mahkeme sürecinde Ratko Mladiç’in aleyhine tanıklık etmiştir.

Yönetmenin söylemine baktığımızda objektif bir tutum sergiler. Boşnak ve Sırp askerleri arasındaki kavgayı mizaci bir tarafıyla verir. İki askerin toplumlarında marjinal görünüm sergilemeleri onların çatışmasını farklı bir yöne götürür. Bağımsız cepheye düştüklerinde Çiki Rolling Stones tişört, Nino ise naiv bir tutum sergilemektedir. Aralarındaki en büyük çatışma tabi ki de savaşı kim başlattığıdır. Çiki’nin elinde silah olduğunda Nino der ki “Biz savaşı başlattık”, Nino silaha sahip olduğunda bu kez Çiki “Biz savaşı başlattık” der. Yönetmen de bu soruyu seyirciye sormuştur: savaşı kim başlatmıştır?

UNPROFOR’un filmde etkisiz bir rol sergilemesi, batı habercilerinin yaşanan dramı reytingi düşünerek haber yapmaları, yönetmenin burada Batı’ya açık bir eleştirisi olduğu barizdir. Cega’nın altında yatan mayının Avrupa üretimi olduğu ve Cega’yı UNPROFOR’dan gelen mayın uzmanının kurtaramaması filmin bize verdiği eleştiriyi kapsar.  Çiki ve Nino’nun kendilerini öldürmeleri, Bosna savaşında Fransız UNPROFOR askerinin ve Batı’nın savaşa adeta Fransız kaldığı görüşünü hissederiz. Aynı zamanda Boşnak ve Sırp askerlerinin görüşünü de anlatan film, iki tarafın savaşa nasıl baktıklarını anlatır. Batı’ya yönelik eleştirilerde ortak bir görüş sergilenir. Ratko Mladiç’in acımasızlığı ve parlamentoda bahsettiği “etnik temizleme” ve sonraki olaylarda yaşananlar kendisinin bu savaşın suçlusu ilan etmesine neden olmuştur. Sonraki yıllarda Hag’da müebbet hapis cezası alması da bu tutumun objektif bir tutum olduğuna dair kanıttır. Filmin etkisi farklı sanatsal biçimlerde etki göstermiş, Avrupa’yı eleştirmiştir. Örneğin Makedonya ve Türkiye No Man’s Land (Danis Tanoviç, 2001) filmini, tiyatro oyunu gibi seyretme imkanı bulur. Türkiye’de İstanbul Şehir Tiyatrosunda “İki Arada Bir Yerde”, Makedonya’da ise Makedonya Halk Tiyatrosunda “Niciya Zemya” ismiyle seyircinin karşısına çıkmıştır. Filmdeki süreç doğrusaldır ve 1992-1995 arasında Bosna savaşındaki olaylardan esinlenerek film yapılmıştır. Filmin geneli savaş cephesinde geçer, herhangi bir flashback kullanılmaz ve geriye dönük bir anlatım biçimi yoktur.

Filmin tarihsel eleştiri biçimi ile incelendiği, tarihi olaylardan yararlanıldığı saptanmaktadır. 1992-1995 Bosna savaşını ele alan film, cephede yaşanılan kanlı çatışmaların tanıklığını yapar. Bosnalı Sırplar ve Müslümanlar arasında gerçekleşen savaşın iki grubunun da görüşünü vermesi dikkat çeken bir unsurdur. Yönetmenin filmin objektifliğini ve tarihin bilhasa orjinalliğini korumak için verdiği bir çaba olarak görülür. Ratko Mladiç’in parlamento konuşmasını tehditkar ve Müslümanlar’a yapılan zulümün habercisi olduğu, Hag’ta müebbet hapis cezasına çarpıtırlması ile objektif bir tarihi gerçek olarak verilir. İki grubun ortak olarak filmin UNPROFOR, BM ve Medya araçlarını adeta bir izleyici olarak savaşı izlemeleri eleştirilir, yerden yere vurulur. Filmin retoriğinin tarihsel bilgilere baktığımızda söylem ve görüşün kapsanmadığı, tarihi olduğu gibi vermekle görevli olduğu sonucuna varabiliriz.

Önceki Haber

Bosna’daki savaşta hayatını kurtaran adamla 25 yıl sonra ilk kez kucaklaştı

Sonraki Haber

Dünya Sağlık Örgütü’nden Suudi Arabistan’ın hac kararına destek

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

2 × 2 =