Mavi Kaskların Gölgesinde: Srebrenitsa Soykırımı

Tarihler 11 Temmuz 1995’i gösterdiğinde, Srebrenitsa güne kuş cıvıltılarıyla değil, Sırp topçu birliklerinin yoğun bombardımanıyla uyandı. Gökyüzünü kaplayan duman ve barut kokusu arasında, öğle vakti sayıları yaklaşık 25.000 ila 30.000’i bulan savunmasız siviller, çaresizlik içerisinde şehrin kuzeyinde bulunan, Birleşmiş Milletlerin 1993’te sözde güvenli bölge ilan ettiği Potočari’deki eski bir akü fabrikasının üzerine kurulmuş ve sonrasında büyük bir toplama kampına dönüşecek olan BM kampına akın etti.

Kanat SÖZKESEN / TIMEBALKAN ÖZEL

Srebrenitsa’da patlayan her silah, rastgele bir savaşın değil; bir halkın varlığını, neslini ve kimliğini haritadan tamamen silmeyi amaçlayan soğukkanlı nefretin ve sistematik imha planının bir parçasıydı.

Sırpların Müslüman Boşnaklara karşı beslediği nefretin kökeni, Sırp milliyetçi anlatısında 600 yıl öncesine dayandırılır. 28 Haziran 1389’da Kosova Ovası’nda meydana gelen savaşta Osmanlı İmparatorluğu’nun galip gelmesiyle Sırplar, asırlar sürecek Osmanlı hâkimiyeti altına girdi. Sırp ulusal hafızasında bu savaş, zamanla tarihî bir yenilgiden ulusal bir travmaya dönüştü. Osmanlı’nın bölgeye hâkim olmasının ardından, dağların eteklerinde yaşayan ve Bogomil inancına mensup Boşnaklar, 1463’te Bosna’nın fethinden sonra uygulanan hoşgörülü yönetim anlayışının da etkisiyle İslamiyet’i kabul etti.

Sırplar tarih boyunca Boşnakları, onlardan ayrı bir millet değil; kendi içlerinde millî ve dinî kimliklerine ihanet etmiş olan Türkleşmiş Sırplar olarak damgaladı.

1989’a geldiğimizde, Slobodan Milošević’in Gazimestan Ovası’nda yaptığı kışkırtıcı konuşma, bu hastalıklı nefretin modern bir tezahürüydü. Nitekim 1991’de başlayan Yugoslavya İç Savaşı, asırlık nefretin vahşete dönüşmesi için son derece uygun bir zemin oluşturdu. Devletin kurumlarını ve silahlarını arkasına alan bu zihniyet, sözde Bosnalı Sırpların egemenlik haklarını koruma adı altında Mart 1992’den itibaren sistematik imha planını uygulamaya aldı. Bu güruh, 3 yıl boyunca süren savaş esnasında yaklaşık 100.000 insanı katletti.

Umudun Kırıldığı Eşik: Srebrenitsa’nın Düşüşü

Srebrenitsa’daki soykırıma giden süreç, BM Güvenlik Konseyi’nin 16 Nisan 1993 tarihli kararıyla başladı. Dünya tarihinde bir ilk ve emsal sayılan bu “güvenli bölge” ilanı uyarınca, şehrin güvenliğinden sorumlu Bosna-Hersek Cumhuriyeti Ordusu (ARBiH)’a bağlı 28. Tümen, ellerindeki tüm silahları BM barış gücüne teslim etmek zorunda kaldı. Nitekim can güvenliğinden şüphe eden civar bölgedeki nüfus, Srebrenitsa’ya akın etti.

Takvimler 1995 yılını gösterdiğinde, BM tarafından “güvenli bölge” ilan edilen 150 kilometrekarelik daracık Srebrenitsa’da, bölgeye sığınan mültecilerle birlikte nüfus yaklaşık 42.000’i aşmıştı.

Mart 1995’e geldiğimizde, Sırp Cumhuriyeti Başkanı Radovan Karadžić’in Sırp Cumhuriyeti Ordusu (VRS)’ya bağlı bölgedeki Drina Kolordusu’na verdiği 7 Numaralı Direktif, sistematik imha planının tesciliydi. Tarihe kara bir leke olarak geçecek direktifin orijinal metninde ise tam olarak şu talimat yer alıyordu:

“Planlı ve dikkatle tasarlanmış askerî operasyonlarla, Srebrenitsa ve Žepa halkı için tamamen güvensiz, dayanılmaz ve hayatta kalma ümidi olmayan fiziksel bir boğma ortamı yaratın.”

Bosna Kasabı olarak da bilinen General Ratko Mladić, 6 Temmuz 1995’te Srebrenitsa’nın alınması için Krivaja ’95 operasyonunu başlattı. Operasyon, sistematik imha planının fiilen başladığını gösteriyordu. Hafif silahlarla donatılan Hollandalı BM barış gücü kuvvetleri, başlatılan ağır taarruza karşı direnemedi ve beş gün içerisinde mevzilerini terk ederek şehrin içlerine doğru çekildi.

11 Temmuz günü cephede durum Sırpların lehineydi. Çatışmalar artık kırsal bölgeden şehrin dış hatlarına taşınmıştı. BM Barış Gücü Komutanı Albay Karremans, çaresizce NATO’dan yakın hava desteği talep etti. Ancak gerçekleşen bürokratik fiyasko sonucu istenilen destek sağlanamadı. Şehrin birkaç saat içerisinde düşeceğini anlayan, çoğunluğu kadın ve çocuk olan yaklaşık 25.000 sivil, panik içerisinde 5 kilometre kuzeyde bulunan BM Üssü’ne doğru kaçmaya başladı.

Saatler tam 16.15’i gösterdiğinde Mladic, televizyon muhabirleri eşliğinde boşalan Srebrenitsa’ya giriş yaptı. Şehrin meydanında kameralar karşısına geçerek soykırımı meşrulaştıran şu sözleri söyledi:

“Bugün 11 Temmuz 1995. Sırp Srebrenitsa’dayız… Bu şehri Sırp milletine hediye ediyoruz. Nihayet, bu topraklarda Türklerden intikam alma zamanı gelmiştir.”

Mladić, akşam saatlerinde Barış Gücü Komutanı Albay Karremans ve beraberindeki heyeti, karargâh olarak kullandığı Fontana Oteli’ne çağırdı. Baskılara dayanamayan Albay, teslim olarak askerlerine silah bıraktırdı. Onun bu kararı, ertesi gün sabah saatlerinde başlayacak olan soykırımın önündeki son engeli de kaldırmış oldu.

Pusularla Örülmüş Sistematik Bir İnsan Avı: Ölüm Yürüyüşü

11 Temmuz akşamı Srebrenitsa’nın düşüşüyle beraber, orada kalıp teslim olmanın kesin bir ölüm anlamına geldiğini anlayan yaklaşık 12.000 Boşnak erkek, gece yarısı Şuşnyari (Šušnjari) köyünde toplandı. Topluca alınan karar doğrultusunda, yaklaşık yüzde sekseni sivil olan kitle, Bosna-Hersek Cumhuriyeti’nin kontrolü altında olan güvenli sayılabilecek Tuzla şehrine doğru “Ölüm Yürüyüşü” (Marš smrti) adı verilen yola koyuldu. Hedefe ulaşmak için katetmeleri gereken yol 100 kilometreyi aşıyordu.

Yürüyüşün daha ilk kilometrelerinin katedildiği anlarda, rotanın üstüne konuşlanıp pusuya yatan Sırp Drina Kolordusu’nun açtığı ağır topçu ateşiyle beraber kol ortadan ikiye ayrıldı ve yaklaşık 1.500 insan oracıkta katledildi. Sırp kuvvetleri, sistematik katliam esnasında sadece konvansiyonel silahlar kullanmadı. Kurbanlarını yanıltmak için barış gücünden ele geçirdikleri üniformaları giyip “Güvenli bölgeye geldiniz, teslim olun.” anonslarında bulunarak haince kandırdıkları sivilleri toplayıp kitlesel olarak katletti.

Ayrıca Sırp ordusu, kullanımı uluslararası hukuk tarafından savaş suçu sayılmış olan halüsinasyon yapıcı kimyasal silahlar kullandı. Halüsinasyon gören insanlar gerçeklik algısını yitirip mayın tarlalarına girerek hayatını kaybetti.

11 Temmuz’da yola çıkan devasa koldan, günlerce süren sistematik soykırımın ardından sadece 3.500 ila 4.000 erkek sağ kalarak ARBiH’in 16 Temmuz’daki karşı taarruzuyla açtığı koridordan geçerek Nezuk köyüne ulaşabildi. Teslim olanlar ise kamyonlarla imha edilecekleri alana götürülüp vahşice katledildi.

Mavi Kelebeklerin İzinde Srebrenitsa

Eylül 1995’te gelen uluslararası tepkilerin artması sonucu, Sırp ordusu yaptığı soykırımı gizlemek için bölgede açtığı toplu mezarları iş makineleriyle tekrar kazdı. Çıkarılan cesetleri parçalara ayırarak, yerleşimden uzak, ormanların sık olduğu bölgelerde açtığı ikincil veya üçüncül mezarlara aktardı. Olası radar taramasında alanın metal çöplüğü sanılması için mezarlara endüstriyel metal atıklar dökülüp üstü doğal bitki örtüsüyle kaplandı. Nitekim Sırp ordusunun yaptığı bu sıhhi temizlik operasyonu, bölgede bulunan bazı toplu mezarların senelerce bulunamamasını sağladı.

Sırpların kusursuz planını bozacak olan ise doğanın ta kendisi olacaktı. Toprağın derinliklerine gömülen bedenler, zamanla biyolojik süreçle beraber toprağa karıştı. Normal şekilde bölgede bulunan verimsiz toprak, ani organik yük altında yapısını değiştirdi. Bu ani değişim, toplu mezarların olduğu alanlarda endemik bir bitki olan pelin otu çiçeklerinin olağanüstü bir gürlükle çoğalmasını sağladı.

İşlenen suçları gün yüzüne çıkaracak olan biyolojik zincirin son halkası ise mavi kelebeklerdi. Bu tür, sadece pelin otunun bulunduğu bölgelerde görülür ve tüm yaşamını pelin otu etrafında geçirir. Adli tıp uzmanları ve hayatını kaybedenlerin yakınları, arazide hiçbir mantıklı açıklaması olmayan mavi kelebek yoğunluğunu fark edip izlerini sürdüklerinde, pelin otu kümelerinin altına gizlenmiş yüzlerce toplu mezarı keşfetti.

Bu acı keşiflerin ardından dehşete kapılan ve intikam isteyen ailelere, bilge lider Aliya İzzetbegoviç’in savaşın hemen bitiminde kurduğu o tarihi cümle rehber oldu. İntikam peşinde koşmak yerine adalete ve stratejik hafızaya odaklanılması gerektiğini şu sözlerle halkına ve onlardan sonraki nesile aktardı:

“Ne yaparsanız yapın ama soykırımı unutmayın. Çünkü unutulan soykırım tekrarlanır.”

Savaşın ardından, en az 8.372 Boşnak erkeğin katledilmesinden sorumlu Ratko Mladić ve Radovan Karadžić’in beraberinde daha 52 kişi, Srebrenitsa’daki olaylarla ilgili hüküm giyerek uzun süreli hapis cezalarına çarptırılmıştır. Eski Yugoslavya Ceza Mahkemesi tarafından (ICTY) 2004 yılında görülen davalarda, olayların bütünü dünya çapında kabul gördüğü gibi savaş suçu sayılarak soykırım olarak nitelendirilmiştir.

Tam 31 yıl önce bugün başlayan Srebrenitsa Soykırımı’nda hayatını kaybedenlerin aziz hatıraları önünde saygıyla eğiliyoruz.

Not: Bu köşe yazısında yer alan 11 Temmuz’a giden tarihsel süreç, askeri kuşatma kronolojisi ve operasyon detayları Birleşmiş Milletler (BM) Srebrenitsa Raporu ile Eski Yugoslavya Uluslararası Ceza Mahkemesi (ICTY) resmî dava tutanaklarından; toplu mezarların deşifre edilmesi, adli tıp süreçleri ve biyolojik veriler Uluslararası Kayıp Kişiler Komisyonu (ICMP) saha raporlarından derlenmiştir.

Read Previous

Priştine’de Srebrenitsa soykırımının 31. yılı anıldı

Read Next

Savcılık: Botoks soruşturması genişliyor