Makedonya Dağlarında Kurulan Bir Özgürlük Hayali: İlinden İsyanı

1903 yılının 1 Ağustos’unu 2 Ağustos’a bağlayan gece, Manastır Vilayeti’nde sakin bir hava hâkimken, gece saat 02.00 sularında hazırlanan plan doğrultusunda telgraf tellerinin kesilmesiyle eş zamanlı olarak taşraya inen komitacıların bu adımı, kısa süre içerisinde Makedonya ve Trakya coğrafyasına yayılarak büyük bir ayaklanmaya dönüştü.

Kanat SÖZKESEN / TIMEBALKAN ÖZEL

Selanik’te ‘İstiklal ya da Ölüm’ yeminiyle kurulan örgüt, İlinden İsyanı’nın ardından maruz kaldığı Mürzsteg Reformları ile Makedonya topraklarını çok uluslu bir barut fıçısına dönüştürmüştür.

Tarihler 1878 yılını gösterdiğinde, 93 Harbi’nin kaybının ardından imzalanan Berlin Antlaşması, Osmanlı İmparatorluğu’nun Balkanlar’da sürdürdüğü beş asırlık egemenliğine son verecek yoldaki önemli bir kırılma noktasıydı. Kongrede alınan kararlar doğrultusunda Balkan Yarımadası’nda Romanya, Sırbistan ve Karadağ bağımsızlığını ilan ederken, Bulgaristan ise özerk bir prenslik statüsü kazandı. Osmanlı İmparatorluğu ise Rumeli’deki hâkimiyetini gün geçtikçe milliyetçi akımların verdiği ivmeyle hızla kaybetmekteydi.

Makedonya ve Arnavutluk, kongrede dayatılan ağır koşullara rağmen Osmanlı egemenliği altında kalmış. Ancak mevcut statünün korunabilmesi için Antlaşma’nın 23. maddesi, bölgede yaşayan halklar için reformlar yapılmasını şart koşmuştu. Osmanlı İdaresi, antlaşmada öngörülen reformları hız kesmeden uygulamaya çalışsa da gayrimüslim halkların süreci sabote etmesinden ötürü reformlar kâğıt üstünde kalarak faaliyete geçememiştir. Nitekim bölgedeki düzensiz örgütlerin hedefi de süreci sekteye uğratarak emperyal güçlerin bölgeye dikkatini çekerek beklenen dış müdahaleyi sağlamaktı.

23 Ekim 1893 tarihine geldiğimizde ise Makedonya bölgesi kurtlar sofrasına dönmüş bir hâlde iken Selanik’te bir araya gelen altı idealist, “İstiklal ya da Ölüm” mottosuyla ileride köklü isim değişiklikleri söz konusu olsa da nihai olarak İç Makedon Devrimci Örgütü (VMRO) ismiyle anılacak olan Makedon Devrimci Örgütü’nü (MRO) kurdu. Örgütün ilk zamanlarında gayesi Makedonya topraklarının merkezi yönetime bağlı kalarak özerklik kazanmasıydı.

Ancak örgüt, 1896 yılının Paskalya arefesinde düzenlenen kongre sonrasında dağlara çıkarak ideallerinin silahlı safhasını başlattı. Bu tarihten sonra VMRO, devlet içinde devlet gibi davranmaya başlayarak oluşturduğu paralel yapı vasıtasıyla merkezi hükûmetin bölgeye giden ikmal yollarını hedef aldı. Örgütün temel stratejisi, olası bir isyan anında takviye kuvvetlerin bölgeye kaydırılmasını geciktirmekti. VMRO, müdahale tam anlamıyla gerçekleşmeden emperyal güçlerin diplomatik desteğini alarak nihai hedefine ulaşmayı amaçlıyordu.

On Günlük Bir Egemenlik: Kruşevo Cumhuriyeti

1903 yılının 2 Ağustos gecesi saat 02.00 sularında telgraf hatlarının kesilmesiyle beraber dağların eteklerinde yapılanmış komitacılar şehre indi. Harekâtın başladığı gün ise Ortodoks Hristiyan inancında Aziz İlya Günü olarak kutlanır ve isyan, ismini bu takvim örtüşmesinden alarak “İlinden” olarak tarihe geçmiştir. Ayaklanmanın en şiddetli çatışmalara sahne olduğu bölge ise Manastır Vilayeti ve Kruşevo kasabası olmuştur.

Kruşevo kasabası, ayaklanma başladıktan sonra bir gün boyunca aralıksız olarak çatışmalara sahne olmuş, 3 Ağustos günü sabahın erken saatlerinde ise kasabanın kontrolü komitacıların eline geçti ve aslen sol görüşlü bir öğretmen olan Nikola Karev önderliğinde Kruşevo Cumhuriyeti ilan edildi. Sanılanın aksine ayaklanma süresince sivil halka, özellikle de bölgede yaşayan Türk-Müslüman yoğunluklu nüfusa karşı yağma ve saldırı girişimleri engellenmişti. 

Kruşevo Cumhuriyeti, bağımsızlık yanlısı milliyetçi rüzgarların sert estiği o dönemin Balkanlar coğrafyasında, çağdaşı olan diğer hareketlerin ötesine geçerek adeta ezber bozan tarihi bir emsal teşkil etmekteydi.

Nitekim cumhuriyetin ilanının ardından Nikola Karev ve ileri gelen komitacılar akılcı davranarak hareketin başıbozuk bir isyandan öte, organize bir bağımsızlık mücadelesi olduğunu kanıtlamak için saatler içinde temel bir anayasa metni hazırlayarak meşrulaşma sürecine gitti. İlerleyen günlerde yönetim, her etnik gruptan seçilen altı kişilik bir konseye devredildi. Konseyin arkasında ise halkın hür iradesini temsil eden 60 kişilik görece geniş bir meclis bulunuyordu. Mahkemelerin kurulmasıyla beraber demokratik düzenlerin temel dayanağı olan kuvvetlerin ayrılığı ilkesi doğrultusunda isyan hükümetinin cumhuriyet yapısı kazanması hedeflenmiştir.

Ancak Osmanlı Merkezî İdaresi’nin başlattığı topyekûn bir karşı harekât neticesinde ayaklanmanın on gün içinde bastırılmasından ötürü, Nikola Karev’in kaleme aldığı, Türk-Müslüman halka karşı hoşgörü içeren ve onları bu hareketin bir parçası olmaya çağıran Kruşevo Manifestosu’nda ortaya koyulan ideallerin, milliyetçi rüzgârlar ile kan gölüne dönmüş Balkanlar coğrafyasında ne kadar gerçekçi olabileceği tarihsel bir soru işareti olarak kalmıştır.

Özgürlük Hayalinin Hazin Sonu: Mečkin Kamen Muharebesi

12 Ağustos 1903’e gelindiğinde cephede durum, ayaklanmanın başlangıcının aksine VMRO’nun aleyhineydi. İkmal ve iletişim hatlarının komitacılar tarafından kesilmesiyle beraber yerel idarenin bağları merkezî idareyle kesilmişti. Ancak beklenen uluslararası destek gelmemiş ve Osmanlı Devleti’nden beklenen refleks, sanıldığının aksine, çok şiddetli olmuştu.

Ayaklanmanın hemen ardından Sultan II. Abdülhamid’in ilan ettiği seferberlik ve olağanüstü hâl kapsamında ağır topçu taburları ile desteklenmiş yaklaşık 15.000 askerden oluşan devasa kıta, Mirliva Bahtiyar Paşa komutasında 10 Ağustos günü Kruşevo kasabasına doğru taarruza geçti. O sırada Kruşevo’da bulunan komitacıların toplam sayısı ise yalnızca 1.200 civarındaydı.

Devasa Osmanlı ordusunun güneyden Manastır Vilayeti’ne girdiği haberini alan cumhuriyetin siyasi lideri Nikola Karev, artık ayaklanmanın gerçeklikten uzaklaştığını ve eğer komitacılar kasabada kalırsa kanlı çatışmalar esnasında yüzlerce sivilin hayatını kaybedeceğini öngördü. Komitacılar için kasabada kalmak artık açık bir intihar demekti. Bu doğrultuda Karev, dağlara doğru stratejik geri çekilme emri verdi. Ona göre düzenli ordu ile mücadele ancak gerilla savaşı ile sağlanabilirdi.

Komitacıların her kademesi verilen emri uygularken cumhuriyetin askerî kanat sorumlusu Pitu Guli, verilen emre karşı çıkarak Osmanlı’ya karşı onurlu bir direnişin ancak Kruşevo’da geri çekilmeksizin yapılabileceğini savunuyordu.

12 Ağustos günü Nikola Karev ve beraberindeki yüzlerce komitacı dağlara geri çekildi. Pitu Guli, diğer komitacılara zaman kazandırmak için emrinde olan yaklaşık 300 fedaisi ile Mečkin Kamen Tepesi’ne konuşlandı. Saatler geçtikçe abluka daralmış ve kayalık, Osmanlı topçusunun menziline girmişti. Mirliva Bahtiyar Paşa’nın emriyle başlayan ağır bombardımanın ardından geçilen taarruzda Mečkin Kamen mevzii düştü ve 13 Ağustos’ta Osmanlı ordusunun kasabaya girişi ile Kruşevo Cumhuriyeti tarihe gömüldü.

İlinden İsyanı ile kurulan Kruşevo Cumhuriyeti, dönemin konjonktürüne göre gerçeklikten uzak, ütopik bir hayal olmaktan öteye gidememiş; ancak bu kalkışma, emperyal güçlerin müdahalesiyle bölgedeki Osmanlı egemenliğini denetime açarak fiilen baltalayan ekim 1903 Mürzsteg Reformları’nın önünü açmıştır.

Not: Bu köşe yazısının hazırlanmasında; İlinden İsyanı’nın askeri safhalarını Osmanlı arşiv belgeleri ışığında inceleyen Ender Korkmaz’ın “Osmanlı Arşiv Evraklarına Göre İlinden İsyanında Yaşanan Başlıca Olaylar” adlı çalışması ile Kuzey Makedonya Devlet Arşivi’nin (DARM) dijital platformlarında erişime sunulan açık kaynaklı tarihi belgeler esas alınmıştır.”

Read Previous

Hırvatistan’da Ev Yangını: 3 Kişi Hayatını Kaybetti

Read Next

Vučić: NIS İçin Anlaşmanın Önümüzdeki Günlerde Tamamlanmasını Bekliyoruz