Kudüs, üç ilâhî dinde de önemli bir yere sahip olan ve kutsal sayılan bir şehir olup coğrafi konumu şöyledir: Lut Gölü’nün bulunduğu çukur alanın batısında, bu alandan fay diklikleriyle ayrılmış Yahudiye Platosu’nun üzerinde, Lut Gölü’ne 24 km, Akdeniz kıyılarına ise kuş uçuşu 52 km. uzaklıkta ve de deniz seviyesinden yüksekliği Harem-i Şerif’te 747 metredir.
Şimdi de Kudüs’ün Müslümanlar nezdindeki konumuna da değinmek istiyorum. Bazı şehirler vardır ki kale gibidirler. İşte Kudüs şehri de Müslümanlar için bu özelliktedir. Hatta şehirden daha fazlasıdır. Müslümanların gözünde maddî ve manevî bir ehemmiyet arzetmektedir. Çünkü Kudüs biz Müslümanların ilk kıblesidir. Allah Kudüs şehrini mübarek kılmıştır. Ve mübarek kılınan bir şehir işgal edilemez ki Allah mübarek kıldığı bu toprakları mutlaka koruyacaktır. Aslolan şu an bizlerin ümmet olarak Kudüs için ne yaptığımızdır. Kudüs bizim neyimiz olur? Kudüs ile ne kadar dertleniyoruz? Kudüs biz Müslümanlara emanettir fakat emanete ne kadar sahip çıkıyoruz? Bence imanımızın kuvveti ölçüsünde sahip çıkıyoruz. İmanımız ne kadar kuvvetli ise Kudüs’ü savunmamız da o kadar kuvvetli olacaktır. Unutmamalıyız ki Kudüs düşerse, Mekke, Medine, İstanbul ve sıra Balkanlardaki Müslüman beldelere gelecektir. Türkiye için İstanbul ne ise Kudüs odur. “Her şerde bir hayır vardır” kaidesince bizler de bunu vesile bilerek kenetlenmeli, yekvücut olmalıyız. Vücudun herhangi bir organı rahatsızlandığında tüm vücudun bundan olumsuz etkilendiği gibi tüm müslümanlar olarak Kudüs olayına duyarsız kalmamalı ve aynı hislerle tepkimizi göstermeliyiz. Müslümanlar birbirlerini desteklediği müddetçe ilahi inayet de Müslümanların üzerine olacaktır. Ayrılığa, gayrılığıa düşmeden bir ve beraber olmalıyız. Allah (c.c.) Kur’an-ı Kerim’de “Müminler ancak kardeştirler…”(Hucurat 10) buyurmaktadır. O halde Müslümanlar olarak kardeşçe yaşamalı ve her daim Kudüslü kardeşlerimizin yanında olmalıyız. Bu haftaki yazımı Balıkesir Anadolu İmam Hatip Lisesi’nden kıymetli hocam Salih Dülger’in Kudüs hakkındaki yorumlarıyla bitirmek istiyorum:
“Bismihi.
Canı yanan kardeşleriniz ne yapalım diye soruyor. Üç topluluğun üzerine güçlerine göre ayrı vazifeler düşüyor:
1- Müminlerin idarecilerinin sorumluluğuna düşenler.
2- Sivil toplum örgütlerinin sorumluluğuna düşenler.
3- Her bir müminin nefsine düşenler.
En mühimi şudur ki; bu toplulukların her birinin yaptığı müminlerin hayatta ve ayakta kalma siyasetini yok etmemeli. Birinin yaptığı diğerlerini boğmamalı. Bu sebeple soğukkanlı olup, tepkilerimizle birbirimizi yıkmak yerine ayakta tutmalıyız. Benim nefsime düşen nedir?, sorusuna birkaç cümle:
1- Her birimiz mümin olarak uyanık olmalı,güvenilir müminlerin yaptıklarını takip etmeliyiz. Müminin gücüne güç katan her davranışı sahiplenmeli. Gereksiz tartışmalar yerine, Yerinde davranışlar ortaya koymalı ve de bunun için Allah’tan ferasetli olmayı istemeliyiz.
2- Kudüs’ü unutmamak ve unutturmamak için İsra sûresi birinci sayfayı tefsirlerden iyice anlamalı, sürekli gündemde tutup anlatmalıyız.
3- Allah Rasûlü (s.a.v.) 70 hafız şehîd edildiğinde bir ay kadar gece namazında kunut dualarını okumuştur. Teheccüdlere bir gecelik komutla değil her gece umutla kalkmalı ve Rasûlullah (s.a.v.)’in okuduğu kunut duaları ile namaz kılmalıyız.
4- Fetih Suresi’ni çok okumalı, tembellik etmeden meal ve tefsirini adeta ezberlemeli. Allah’a ve Rasûlü’ne güvenen sahabenin güvendiği gibi güven kazanmalıyız.”











