Günümüzü geçmişten bariz bir şekilde farklılaştıran en önemli detay takvimlerimizdeki yıl çizelgesinde değişen rakamlardır. Tarihin akışı içinde gerçekleşen bu kısır döngüye her geçen gün “çağdaş” koşulların oluşturduğu kritik, yarının tarihinde yerini almakta.

 Sınırlar karıştı ve tarih boyunca, öncesinde ve sonrasında duymuş olduğumuz, kimi zaman kurmuş olduğumuz cümlelerin o kelimelerini tekrar bir araya getirdik. “insan aklına ve doğasına aykırı bir olay gerçekleşti ve gerçekleşmeye devam ediyor.” Bir kez daha halkın her kesiminin görebileceği, mahkemelerin kayıt altına alamayacak kadar suç işleniliyor.

 Bu bir kez daha’ların, bir kez daha sebepleri neydi?

 Hiçbir mevki her zaman olduğu gibi yorumdan uzak kalmadı. Çünkü demokrasi bunu gerektirirdi.

Sebepler güç gösterisi, 21. Yüzyılın direnişçisi olma isteği, tarihi güncel haliyle yeniden gün yüzüne çıkarma isteği, birilerinin hırsları, bir başkaların tutumları ve çoğunlukla belirli insanların hataları, yetersizlikleri olarak sıralanılabilir.     

O halde tüm bu kaosun yaşanmaması için tüm tarafların  hoşnut olacağı bir anlaşma yapılarak şaşaalı bir törenle kaoslar ileri bir tarihe kadar sonlandırılabilirdi. 

Elbette ki çağdaşlar için her zaman yeterli sebepler vardır. Şüphesiz ki birilerin başka bir ülkeyi kendince öne sürmüş olacağı nedenler yüzünden işgal etmesi yeterli bir sebep olabilir, her an işgal edilme tehlikesi ile karşı karşıya kalan bir ülkenin arkasında tüm dünyanın varlığı gibi sözde bir teminata sahip olması, direniş göstermesi üstelik bunu yaparken kendi tarihinden pay verme fedakarlığında bulunacak kadar kendince üstlerine güvenmesi çok daha yeterli bir neden olabilir. Tabi bunlar kendi içinde harmanlanacaksa sonuç olarak yarın bir Franz Ferdinand suikastı olarak özetleyebileceğimiz bir tekrar-tarih ile karşılaşırız. Çünkü başlangıç noktasına veya sıfıra kadar dönmeye çalışmanın sonucunda bir nedensellik kuramı oluştururuz. Gölgelendirmediğimiz bir sağduyuyla nedenleri arayacak olursak her neden bir başka nedenin doğumasına neden olacaktır. Ve bu nedenleri tek başına veya nedenler silsilesi içinde tanıdığımızda her ne kadar yeterli görünecek olsalar da, her şeyin dışına çıkıp engin bir perspektiften baktığımızda aslında tüm nedenlerin hem kendi başlarına hem de gerçekleşen eylemlerle karşılaştırıldığında bunların yetersiz olduğu sonucuna varırız. Çünkü binlerce insanın, özellikle aynı tarihi aynı kültürü hatta aynı dilli paylaşan insanların iki üç kişinin istekleri adına birbirini katletmesi anlaşılır ve ayak üstü birkaç nedenle özetlenebilecek bir konu değildir ve olmaması gerekirdir. Böylesi bir girişimin ardından, eylem sırasında eylemi durduracak bir anlaşmanın yapılması ile eylem emrini pratiğe dökenlerin isyanı eşit derecede böylesi bir kaosu durdurabilecek yeterliliğe sahipti. (sahip).

Eğer süregelen bu nedenleri kabul eder ve bunların önüne geçmesek, uzun soluklu bir nedensellik arayışından sonra gerçekleşen her şeyin gerektiği için gerçekleştiğini yani yıllar önce nasıl ki “insani” denilebilecek her şeylerini bir kenara bırakan insanların Batı’dan Doğu’ya gidip oradaki kendileri gibi olan insanları öldürmesi gerektiği, bu şekilde de bu gün Doğu’da başlayıp Batı’ya ilerleyebilecek (radikal bir değişim ile dengelerin değişmesini göz önünde bulundurarak)  insanların kendileri gibi insanları öldürmesi gerektiği bir kadercilik olgusunda duraksarız.

1800lerin savaşlarını anlamlandırmaya çalışan fakat anlamlandırmaya çalıştıkça anlamlandıramayacağı sonucuna varan Tolstoy’un da dediği gibi : “Tarihteki akla sığmayan olguları açıklarken kadercilik kaçınılmazdır. Tarihteki bu olguları ne kadar çok akılla açıklamaya çalışırsak bizim için o kadar akıldışı ve anlaşılmaz bir hal alır.”

Şüphesiz ki bu girişimler, kaoslar süresince olayın gerçekleşip gerçekleşmemesi, onların bir sözüne bağlıymış gibi görünen tüm lakaplar veya mevkiler asıl gücün ateş edenler de, erzak nakledenler de hatta yine bunların, emir yağdıracak kişileri var ettiğini görmezden gelirler. Çünkü en az onların görmezden gelişi kadar, karşılarında kendilerinin farkındalığına varamayan bir güç vardır.

Bu hümanizmi aracılık etmiş bir propaganda değildir.

Önceki Haber

Zelenskiy: Türkiye’ye güvenliğimizin garantörü olmaya hazır olduğu için minnettarım

Sonraki Haber

İDB Başkanı Fetahu’dan Ramazan mesajı