Sevgili Time Balkan okurları uzun bir yaz istirahatından sonra tekrar bu yazımla sizlere merhaba diyorum. Bu ara yazı yazamadım, çok şükür bir sorunumuz yoktu ancak misafir ağırlamak, yakınlarımla, eş dostla bir arada olmaktan dolayı yazamadım.
Böylece yeniden sizlere merhaba derken, “Birlik”’ gazetesinin yayım dönemin son yıllarında Türkiye Cumhuriyeti’nin yardımıyla gerçekleştirilen unutulmaz yolculuklarla hatıramı anlatmaya çalışacağım. Temmuz ayı başında Üsküp’ten torunum Oya Ankara’ya babaannesini ziyarete geldi. Sevindim, mutluluğuma diyecek yoktu. Torun sevgisi bir başka oluyormuş, insanın evlatlarına genç yaştaki sevginin artısı oluyormuş torun sevgisi. Allah herkese böyle bir sevgiyi tattırsın inşallah derken, Oya Ankara’ya geldiğinde, “Babaanne benim sizlerden bir ricam olacak” dedi. Hayrola kızım söyle bakalım rican neymiş sordum, utana utana Türkiye’nin her yeri tarih yazıyor, bu yüzden de bu seferinde ben Kapadokya’yı ziyaret etmek istiyorum, tabii ki mümkünse dedi.
Evet torunumun arzusunu kızım ve damadıma anlattım, sağolsunlar, böyle bir geziyi yerine getirmek için hemen günü belli edip, yolculuk zamanımızı ayarladık. Kapadokya ‘ya gitme günümüz yaklaştıkça torunlarım Oya ve Talia’nın mutluluklarına ben de sevindim. İkisi de hem yapacağımız yolculuktan hem de Kapadokya ziyaretinden olacak ki sevinçliydiler. Bizler daha önceleri de Kapadokya’yı ziyaret etmiştik, ancak bu sefer ailece her iki torunumla birlikte bu tarihi yerleri gezme değişik sevinci yaşatıyordu.
Kapadokya, ziyaretinden önce, Kapadokya tarihiyle ilgili alıntı yazıyı da aktarmak isterdim:
Kapadokya Türkiye Cumhuriyeti’nin en önemli turistik noktalarından biridir. Tarihe bakıldığında Kapadokya, Anadolu gibi, Mezopotamya gibi bir coğrafya alanın ismidir. Oldukça geniş bir alanı kapsayan, kuzayde Karadeniz sınırına, güneyde torosların Akdeniz eteklerine kadar uzanabiliyor. Günümüzde ise birçok şehrin kesiminden oluşan turistik bir cennet. Genelde peri bacalarının hakim olduğu coğrafyayı ifade eden bölge Nevşehir il sınırları içinde bulunuyor. Milyon yıllar boyunca rüzgar ve yağmur başta olmak üzere birçok doğa olayı ile birlikte peri bacaları şekillenmiş. Tarihi yapısına gelince, Kapadokya’daki ilk yaşam kalıntıları Paleolitik döneme (yontma taş devri) dayanıyor. M.Ö. sekiz bine kadar uzanan dönemin adına Hititlere kadar uzanan eski yaşam biliniyor. M.Ö. 6. Yüzyıldaki Pers işgaline kadar dendiği dönemde kendi direncini yaratan Kapadokya hususi krallığını kurar ve yaşar. M.Ö. 3. Yüzyıl ise Romalılarla savaşlar başlar. M.Ö. 1. Yüzyıl Roma etkisi artarak görülmeye başlar. 600 yıllarında bağımsız son Kapadokya kralı ölünce bölge Roma eyaleti olur. 7oo’lü yıllarda Arap istilaları başlar, kimi kaynağa göre 11.y.y. kimine göre 12.y.y. Selçuklu dönemi başlar. Anadolu Selçuklu dönemi ve takibindeki uzun Osmanlı yönetimi boyunca Kapadokya’da pek sıkıntı yaşanmaz. Bölgede son Hristiyanlar 1924-26 arası Mübadele yıllarında Cumhuriyet Türkiye’sinde Kapadokya’yı terkeder. Demek ki tarih boyunca, Kapadokya’da Hititler, Persler, Romalılar, Bizanslar, Selçuklular ve Osmanlılar varlığı damga vuruyor.
Tarih alıntıdan sonra yolculuğumuzu anlatmaya çalışacağım ancak hareket ettiğimiz an, Kapadokya ile ilgili eski hatıralarım canlandı. Evet, sevgili Time Balkan okurları 1996 yılının Nisan ayı sonu ve Mayıs ayı başında “Birlik” çalışanları Türkiye Cumhuriyeti’nin o dönem iktidarın konuğu olarak, Kapadokya gezimiz gerçekleşti. Rahmetle andığım Süleyman Demirel’in Cumhurbaşkanı olduğu ve dönemin hükümeti bizlere hatıralarımızdan silinmeyecek geziler imkanlarını sağladılar. Kapadokya gezimiz 28 Nisan 1996 yılında başladı. Bu gezi esnasında, Yeraltı Restoranı, İsparta’ ya varmadan önce Eğridir gölü, Avanos Nehri, Boyacızade Konağı, Tuz Gölü, Kapadokya Rahibeler yeri, Kapadokya Peri Bacalarını görme fırsatımız oldu. Böylesi hatıralarımızdan silinmeyecek yolculuklarımız, 1994, 1995 ve 1996 yıllarının Nisan ayı sonu ve Mayıs ayı başlangıcında gerçekleşti. Bu yolculuklar esnasında Ankara Anıtkabir, İstanbul Boğaziçi gezisi, İstanbul Dolmabahçe Sarayı, Topkapı Sarayı, Pamukkale, Kuşadası, İzmir, Efes, Meryem Ana, Antalya’ nın Aspendos Tiyatrosu ve daha birçok tarihi yerleri derken Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ni de görme fırsatını yakaladık. Andığım gezilerimiz “Birlik” gazetesinin genel yayın yönetmeni arkadaşımız Drita Karahasan döneminde gerçekleştiğini de vurgulamaktayım. İkinci defa Kapadokya’ya geldiğimde, eski günleri ve hep beraber gerçekleştirdiğimiz yolculuklar esnasında arkadaşlığımız, dayanışmamız bir anda film şeridi gibi gözlerimin önünde canladı. Evet güzel günlerdi, değerli dostluklar ve arkadaşlıklarımız vardı. Gazetemizde biz çalışanlar bir aileydik, birbirimize her konuda yardımcı olmayı başarırdık. Aramıza katılan genç gazetecilerimize de elimizden geldiği kadar yardımcı olmaya çalışırdık. Ne yazık ki, gazetemizi yaşatamadık. 6o. Yıldönümünü kutlamadan elimizden alındı gitti. Üzüldük, üzülmemek elde değildi. Bizler çalışanlar üzüldük çünkü gazetemiz 1944 yılından Makedonya Türklerin sesiydi. Ancak dönemin siyasetçilerimizden ne yazık ki bu konuda hiç ses çıkmadı. Gazetemizin yaşaması için Türkiye Cumhuriyeti’nin o dönem Hükümetin’den, gazetemizin her çıkan sayısından 200’er adet, “Sesler” Kültür-Sanat dergisi, “Sevinç” ve “Tomurcuk” çocuk dergilerinin her yeni sayısını alarak, Türkiye’deki tüm kütüphanelere birer adet dağıtıp karşılığının ödendiğini anmadan yapamıyacam. Derken şunu da belirteyim o dönemde T.C. Milli Kütüphaneler Genel Müdürü Gökçin Yalçın’ın gazetemizin yaşatılması için verdiği emeği asla unutamayız. Böyle yapılan yardımlarla “Birlik” gazetemiz, “Sesler” ve “Sevinç” ile “Tomurcuk” dergilerinin bir ara yaşama imkanı sağlanmıştır. Böylece Türkiye Cumhuriyeti’nin o dönem iktidarı gerçekten de gazetemizin ayakta kalması için yaptığı önemli yardımı asla unutulamaz değerdendi. Derken ülkemizin siyasilerinden ses çıkmazken Türkiye Cumhuriyeti şimdilerde olduğu gibi yanımızdaydı. Ancak Makedonya Cumhuriyeti ‘nin dönemin iktidarı 50-6o yıllık geleneği olan tüm gazetelerin yayımlanmasına son verdiği gibi bizim de biricik yayın sesimiz “Birlik” gazetemizin kapatılmasında emeği geçmiştir. Bizler, gazete çalışanlara da durumu kabul etmek görevi düştü ne yazık.
Neyse ben yine de torunlarımla Kapadokya gezisine döneyim. Güzel bir gezi oldu, eski hatıralarla yeni yaşantılarımızla ailece sevgi dolu bir hafta sonu geçirdik. Üsküp’ten gelen Oya ve Ankara’daki torunum Talia’nın mutlulukları tabi ki gezimizin en güzel yanıydı. Bu sevgi dolu gezi yazımı yazarken şunu da belirtmeden yapamıyorum Türkiye Cumhuriyeti’nin tarihi bölgeleri inanın ki insanı bir başka mutlu ediyor. Görmeye değer yerlerini her dönem gelen turistlerin sayısı günden güne artıyor. Türkiye Cumuriyeti bir cennet bölgesi, buraları gören ve gezenler benimle aynı düşünceyi paylaştıklarına eminim.












