Sevgili Time Balkan okurları uzun bir aradan sonra yeniden Sizler için yazmak inanın ki bende özel mutluluğu yaşatmaktır. Bu ara yazmadığımın nedenini bilmek isterseniz, hemen belirteyim , yazımın başlığından anlaşıldığı gibi geçmişe özenmekten dolayıdır. Evet, -Geçmişe Özenmek- derken şunu belirtmek isterdim, ben çocukluğumun, gençliğimin Ramazanlarını, Bayramlarını özlediğimi vurgulamaktı amacım. Çocukluğumun- gençliğimin Ramazanları bir başkaydı, öyle şahşahalı iftar sofraları yoktu, olmazdı ve de olamazdı. Bizler iftarlarımızı eş, dost, akrabayla birbirimize giderek hep beraber açardık. Nasıl da lezetliydi böylesi sofralarımız. Gençler böyle iftar sofra buluşmalarımızı tabii ki bilemez, ancak aileleri, anne babaları bilir ve eminim ki onlar da benim gibi eskiden birbirimize gitmekle açtığımız iftarların, Ramazanların heyecanını yüreklerinde hissederler.
Birkaç yıl Ramazan ayında düzenlenen iftar sofralarındaki gösteriş herşeyden önce Ramazan’ın asıl amacını da ikinci plana itmektedir bence… Bizler eskiden heyecanla Ramazan ayına girerdik, Ramazan öncesi biz çocuklar, – DÜZ Pite düzledim Ramazanı özledim – dizelerini ve –Ramazanın ilk gecesi yandi pilav tenceresi -, Ramazan sonunda da – Kol Pite Kolladım Ramazanı yolladım- söylerdik. Evlerimizde, konu komşuda bir heyecan bir heyecan sarardı, anne, teyze, yengelerimizi, herkes Ramazan iftarlarında hangi yemeği pişirme telaşına girerdi. Ramazanın ilk haftasında tabiki ailemizle birlikte iftarları açardık, sonra komşularımızla birbirimize gitmekle iftarlarımızı birlikte açar, daha sonraları da akrabalarımızla birbirimize giderek hep beraber iftarlarımızı açardık. Ramazanın son haftasında ise Bayram heyecanı hepimizi, küçüğünden büyüğüne sarardı. Bayram baklavası, Annelerimiz, Ninelerimiz, Teyzelerimiz birbirlerine yardım etmekle açılırdı yufkalar… Evet sevgili Time Balkan okurlarım böyleydi bizim çocukluğumuz ve gençliğimizdeki Ramazan ve Bayramlar… Günümüzde herşey çoook değişti. Şehirler, evler, insanlar değişti. Doğrudur bu değişiklikleri yaşarken ne yazık ki eski heyecanlarımızı yaşayamaz oldu. Evler büyüdü ancak insanlar arasındaki dostluklar, sevgiler hergün biraz daha geride kalmışlığa benziyor… Günümüzde herşey göstermelik olmuşken ne yazık ki Ramazan ve Bayramlarımız da göstermelik oldu. Bayramlıklarla mutlu olmuyor çocuklarımız hep daha fazla ve daha fazlasını istiyor. Halbuki benim çocukluğumda bizler Bayram Şekerleriyle de mutlu olmayı beceriyorduk. İşte tam da bundan dolayıdır ki hep – nerde o eski günler , nerde o eski Ramazan ve Bayramları- telaffüz ediyoruz.
Düşünün yaşadığınız şehrin bir yerlerinde görkemli iftar sofraları kurulurken aynı şehrin bazı illerinde ekmeğe doyamayan isnanların durumlarını, işte tam da bundan hareketle ben bu tür kurulan iftar sofralarına karşıyımdır. Belki bu satırlarımı yazdığımda kimseler beni haksız bulacaktır, ancak bu benim şahsi görüşüm ve de düşüncemdir. Sadece eski Ramazanların iftar sofralarında ki, eş, dost, komşu, akraba arasındaki yardımlaşmayı anımsatmaktı amacım.
Ramazan geldi geçti, bir Ramazanı da geride bıraktık ve Bayram günlerine kollarımızı açtık… Ben de bir arkadaşımla birlikte Bayram Günlerimi Türkiye’nin güzelim şehirlerinden ESKİŞEHİR ve BURSA’ya gitmeyi uygun buldum. Evet Bursa’ya ilk gittiğimde çocuk yaştaydım, çok sevmiştim oraları. Bursa’nın güzelliği mi yoksa oralara göç eden benim çok sevdiğim Anne hitab ettiğim Babamın akrabalarından mıydı, bilemiyorum. Ancak bugünlerde ziyaret ettiğim çocukluğumun Bursa’sı gitmiş yerine bambaşka bir şehirdi gördüğüm . Tabiki, güzelim ULU CAMİ, YEŞİL CAMİ, KOZA HAN, EMİR HAN tarihi anılarıyla ve yemyeşil Kültür Parkı misafirleri günümüzde de celbetmeyi başarıyorlar. Kültür Parkını anarken şunu belirteyim ki, yeşil bir parkın güzelliğine burada tanıdığımız genç kızkardeşlerin bizlere gösterdikleri misafirperverliği gezimize güzellik katıp bize unutamıyacağımız anları yaşattığıklarını da anmadan yapamıyorum. Bursa’nın güzelliklerini anlatmak için sayfalar gerekir, ancak eski tarihi eserlerinin günümüzde de görülmesi herkes için özel duyguyu yaratır. Derken heryerde olduğu gibi bir zamanların Bursa, insanlarının güler yüzleri, sevinçleri, mutlulukları geride kalmıştı sanki.. . İki gün içerisinde görebildiklerimden herkes bir telaş içinde, herkes bir yere acele ediyor gibime geldi. Gördüklerime rağmen yine de Bursa’yı bugünün haliyle gördüğümden de mutluydum. Zaten dünyanın her yerinde değişmelere kucak açmış insanlar. Bursa’ da da insanların yaşama ayak uydurma çabası farkediliyor.
Eskişehir’e de geldik . Ankara – Eskişehir hızlı trenle yolculuğumuz geçti. Uzun zamandır tren yolculuğunu yapmamıştım , hele hızlı trenle ilk defa yolculuk yaptım… Özel bir duyguydu hızlı tren yolculuğu… Eskişehir’e 4o yıl öncesi gitmişliğim olmuştu, hatıramda sadece Porsuk çayı kalmıştı. Ancak Ramazan ay içerisinde , Avrupa şehirler arasındaki gelişme yarışmasında T.C. Eskişehir’ in birinci şehir ünvanını kazandığını bir yazıda okumuştum. Yıllar içerisindeki değişimi görmek istedim.
Böylece ESKİŞEHİR’e geldik. Gerçekten de modern bir şehirle karşılaştım . Burada arkadaşlarla iki gün kaldık. Ancak bu iki gün süresince Eskişehir’in tüm güzelliklerini göremedik ne yazık ki. Böylece, iki gün içerisinde Eskişehir’in Porsuk çayındaki Vapur gezisine hayran kaldım, sanki eski Porsuk çayı gitmiş yerine kocaman bir nehir gelmiş ki Vapur Gezilerini düzenliyor. Sazova Parkına ne demeli. Ayrı bir hayal ile gerçek dünyası. Buradaki güzellikler gerçekten de insanı hayal dünyasına istemeseniz de götürüyor. Evet Bilim ve Sanat Parkı, Hayvanat Bahçesi, Eskişehir’in Büyük Şehir Belediye Başkanı’nın sanat eseri Balmumu Müzesi, Çağdaş Sanat Müzesi, Odun Pazarı Eski Türk Mimari Evlerini gezmek gerçekten de özel mutluluğu bizlere yaşattı. Ancak Eskişehir’in tüm tarihi yerlerini, güzelliklerini görmek tabiki iki gün az geldi nedense. Tekrardan Eskişehir’e gelmek, göremediğimiz güzellikleri gezmek için kendimize söz vererek güzelim şehirden ayrıldık.
Ramazanın son ve Bayram,ın ilk günlerinde gezdiğim şehirleri yazmakla duygularımı anlatmak istedim. Tabiki eski ve yeniyi birbirine kıyaslamakla eski günlerimde ve günümüzde yaşadıklarımı anlatmaktı amacım.
Yazımın başında Ramazan ayındaki eski dayanışmayı, insanlar arasındaki yardımlaşmayı özlediğimi vurguladım. Ancak günümüzde de yardımlaşmanın olduğunu, okuduğum bir örnekle anlatmak istiyorum.. Türkiye’nin Kırklareli –Lüleburgaz (Türkiye’ye gelenler bu şehirlerin nerede olduğunu hatırlarlar) ilçesinde bir hayırsever, Ramazan Ayı dolayısıyla ihtiyaç sahiplerine yardım etmek amacıyla bir Bakkalın veresiye defterini satın alarak, deftere yazılanların borçlarını ödemiştir. Bu da yardımlaşmanın en iyi örneği olsa gerek. Bunu yapan yardımsever kişi ismini hiç belli etmeden veresiye defterine yazılanlara yardım ederek insani davranışıyla , en güzel Bayram hediyesini vermiştir. Helal olsun, böyle yardım severlere.
Yazıma son verirken belirtmek istediğim, bir önemli olayı da anlatayım . Türkiye Cumhuriyetinin kuruluş tarihinde önemli tarihini oluşturan “ – 1919 -2019, MİLLİ MÜCADELENİN 100. Yıldönüm kutlamaları” , inanın ki Türkiye’nin birlikteliğinin insan sevgisinin coşkusunu güçlü olduğunu bir daha yaşattı. Evet Tüm Türkiye bu önemli kutlamayı hep beraber Küçüğü-büyüğü, genci- yaşlısı birlik olarak görkemlı bir biçimde kutladı. Böyle mutluluk tablosu gerçekten de Türkiye Cumhuriyeti’nin büyüklüğünü, beraberliğini ve güçlü bir ülke olduğunu Dünyaya duyurmuştur.












