Elbasan kentinin en eski mahallelerinden birinde bulunan bir evin ikinci katında, renkler tezgâhta adeta hayat buluyor. İpler tek tek geriliyor, büyük bir özenle sayılıyor ve yavaş yavaş; içinde tarihi, sabrı ve kadim bir zanaatin adanmışlığını barındıran halılara dönüşüyor.
Burası, Arnavutluk’ta geleneksel halı dokuma sanatını yaşatmaya devam eden sayılı kadınlardan biri olan Zana Hoxha’nın atölyesi.
Çocukluğundan beri tezgâhın çıkardığı o kendine özgü “çak, çak” sesinden büyülenen Zana, annesinin ve büyükannesinin yanında oturur, ellerinin altında şekillenen canlı renkli halıları izlerdi. Zamanla bu zanaat hayatının bir parçası hâline geldi. 12–13 yaşlarında ise halıcılığı sadece bir iş olarak değil, bir tutku olarak benimsemeye başladı.
Her halı, en baştan, iplikten başlıyor. Yaz aylarında yün toplayan Zana, yünü yıkayıp işliyor, ardından eğrilmesi için hazırlıyor. İpliklerin boyanmasını da kendisi yapıyor; bunun için bitkiler ve tamamen doğal malzemeler kullanıyor.
“Bir halı kolay kolay eskimez, en az 50 yıl dayanır. Kayınvalidemden kalma bir halım var. Hem çok sıcak tutuyor hem de son derece ekolojik. Renklerin çoğunu kendim elde ediyorum. Bej tonları, siyah gibi renkler tamamen doğal. Defne kullanıyorum, ceviz kullanıyorum… Her bitki, her ağaç kendi rengini verir. Onları suda kaynatıyoruz, renk çıkmaya başlayınca iplikleri boyuyorum,” diye anlatıyor Zana Hoxha; bir yandan da iplikleri ayırıp her halı için ne kadar renge ihtiyaç olduğunu titizlikle planlıyor.
Yavaş ve sabır isteyen bir süreç
Desen karmaşıksa Zana günde ancak 20 santimetre dokuyabiliyor. Daha sade desenlerde bu miktar 30 santimetreye kadar çıkabiliyor. Bazı halılar 17 metreye kadar uzanabiliyor ve özel siparişler için aylar, hatta bir yıl boyunca aralıksız çalışma gerekebiliyor. Halıların değeri ise binlerce lekten milyonlarca leke kadar değişiyor.
Nesiller boyu aktarılan halıların da saklandığı ev, bu zanaatin sadece estetik değil; aynı zamanda işlevsel, sıcak tutan ve çevre dostu olduğunu da ortaya koyuyor. Bugün Zana Hoxha’nın dokuduğu halılar, hem Arnavutluk’ta hem de yurt dışında yaşayan Arnavutlar ve yabancı alıcılar tarafından büyük ilgi görüyor.
Üç tezgâhın aynı anda çalıştığı atölyede, bu kadim sanat yeni kuşaklara aktarılmaya devam ediyor. Kızı, gelini ve hatta tezgâhın yanına çıkmak için sabırsızlanan küçük torunu bile bu hikâyenin bir parçası. İnsanlar ona “ellerine sağlık” dediğinde, Zana hem mutlu hem de gururlu hissediyor. Çünkü onun için halıcılık sadece bir meslek değil, korunması gereken bir sanat.
Kaynak: TRT Balkan









