Dikkat, Dikkatimiz “Çalınıyor”

Günlük haber takibi, yazım ve tercümelerden sonra haber dışı yazı yazmak dikkati yeniden toplamayı gerektiriyor. Bu da dijital ve yapay zeka çağında bir hayli güç. Bazı anlarda dikkat dağınıklığını, konsantrasyon eksikliğini “tembelliğin” bir bahanesi olarak görmüyor da değilim. Tüm bunlara rağmen konu yazı yazmaya ve röportaj yapmaya başladığım Köprü Dergisi’ne gelince her şeyi bir kenara bırakarak kolları sıvamaya, dikkati toplamaya ve zihni toparlamaya geçmek zor olmuyor.

Bu yazımda okurken etkilendiğim ve dijital çağın bireye uyguladığı en büyük zararlardan olan “dikkat eksikliğini” derinlemesine bir araştırma ile ortaya koyan Johan Harri’nin “Çalınan Dikkat” kitabı üzerine aldığım notlar ve sorgulamaları sizlerle paylaşmaya çalışacağım.

Kitaba geçmeden önce “dikkat” kelimesinin sözlük anlamlarına baktığımızda, “bütün duygu ve düşünce gücünü bir nokta, bir konu üzerinde yoğunlaştırma” ve “özen gösterme, önem verme, ilgiyle bakıp koruma” tanımları önümüze çıkıyor. Bu tanımlar da ne üzerinde düşünürsek düşünelim, ne çalışma yaparsak yapalım duygu ve düşünce gücünü bir noktada toplayarak özenle yapmamız gerektiğini ortaya koyuyor. Yeni dijital çağda kullandığımız tüm ekranlar ise bunun tam aksini salık veriyor. Mesele de burada başlıyor.

Çalınan Dikkat kitabına baktığımızda, modern dünyada dikkat dağınıklığının bireysel bir irade sorunu değil, teknoloji şirketlerinden iş modellerine, eğitim sisteminden çalışma kültürüne uzanan daha geniş yapısal etkenlerin sonucu olduğunu savunan  bir çalışma olarak öne çıkıyor.

Yazar araştırmasında sosyal medya platformlarının dikkat ekonomisi üzerinden bizi sürekli tetikte tutacak şekilde tasarlanmasını, aşırı hızlanmış yaşam ritimlerini, derin odaklanmayı engelleyen kurumsal beklentileri ve çocukluktan itibaren şekillenen çevresel stres faktörlerini bir araya getirerek dikkat krizinin çok katmanlı bir toplumsal mesele olduğuna dikkat çekiyor.

Kitap, hem bilimsel araştırmalara hem de yazarın kendi deneyimlerine dayanarak, dikkat kapasitemizi yeniden inşa etmenin kişisel disiplinle sınırlı olmadığını; aksine teknoloji politikalarından şehir planlamasına kadar geniş kapsamlı kolektif değişimlere ihtiyaç duyulduğunu öne sürüyor.

İbrahim Kalın’ın Varlık felsefesini ele aldığı son kitabında da dikkati çektiği üzere “Üretim – tüketim sarmalına indirgenmiş modern hazcılık anlam ve gaye sorunundan kaçmak için bize geçici oyunlar oynar, haz verir, bizi eğlendirir ama sorunu çözmez. Her haz seansının sonunda aynı varoluşsal acı ve sızı geri gelir.”

Kendimizi ne haz ve hıza kaptırmamalı ne de çevrimdışı (offline) kalarak tamamen bu çağın dışında kalmamalıyız. “Farkındalık” ve “Denge” gibi iki önemli kavramı merkeze alarak gerçekliğe dönmemiz gerekiyor. Dikkatimizin üstüne günbegün asit boşaltan bir sistemin içinde yaşadığımız bu çağda bunu başarabilmek kolay olmasa da etkin bir medya okuryazarlığı eğitimi ile söz konusu mücadeleye bir yerden başlanmalı.

Kitabı okurken dikkatimi en çok çeken ve beni ürküten cümle, “Bir şeye odaklanmışken dikkatimiz dağıldığında aynı odaklanma durumuna geri dönmemiz ortalama 23 dakikamızı alıyor.” cümlesi oldu. Yaptığımız iş her ne olursa olsun ikinci, üçüncü, dördüncü dikkat dağınıklığında (küçük bir bildirim sesi, telefon ya da akıllı saatlerdeki ekran parlaması dahil) tekrar aynı odağı yakalama süresi katlanarak artıyor…

Bu araştırmayı okuduğumda başlanılan bir kitabı bitirememe, kitap okuma sürelerinin azalması, tefekkür edememe, başlanılan bir işi yarıda bırakma, iletişim eksikliği, arkadaşlık kuramama, sosyalliğin azalması gibi daha birçok eylemin doğrudan bu tespitle ilgili olduğu gerçeğiyle sarsıldım. İlk iş olarak kolumdaki akıllı saati çıkardım (o günden beridir hala takmıyorum). Birçok sosyal medya mecralarındaki bildirimleri günün önemli bölümlerinde sessize aldım. Yeterli mi?, tabi ki değil. Ama bir yerden başlamak lazımdı.

Dikkatimizi çalan şey gerçekten teknoloji şirketlerinin kasıtlı tasarımları mı, yoksa modern yaşamın hızına gönüllü biçimde eklemlenmiş olma halimiz mi? Bildirimleri kapatmak, akıllı saat takmamak veya ekran süresini kısmak bir başlangıç olabilir; ancak bunların, dikkat ekonomisini ayakta tutan küresel yapıları ne ölçüde sarsabileceği tartışmalı. Bu noktada bireysel çabaların sınırlarını, toplumsal dönüşüm için gerekli iradenin kimden ve nasıl geleceğini sorgulamak gerekiyor.

Dijital çağda her gün karşılaştığımız milyonlarca içerikle enformasyon bombardımanına maruz kalıyoruz. Ne kadar çok enformasyon pompalanırsa, insanların o enformasyonun tek bir parçasına odaklanabilecekleri zaman da o kadar azalıyor. Şu an itfaiye hortumundan su içiyor gibiyiz.

Kitapta, “devamlı dikkat dağınıklığının sarhoş olacak kadar alkol tüketmek denli kötü etkisi olduğu kanıtlandığı” belirtiliyor. Bu da durumun vahametini ortaya koyuyor. İyi bir iş çıkarmak istiyorsanız aynı anda tek bir şeye dikkatle odaklanmaktan başka bir yol yok. Yavaşlık dikkat becerisini besliyor, hız ise örseliyor. Tam bu noktada Kemal Sayar’ın “Sevmek için zaman ayırmak gerekir. Bilmek için zamana ihtiyaç duyarız. Güzelliği ancak zaman ayırarak fark ederiz. Zamanla olgunlaşırız. Lütfen yavaş gidiniz.” satırlarını anımsıyorum.

Yazar, dikkat dağınıklığını önlemek için en önemli olguların başında akışın geldiğini söylüyor. Akış için beyin gücünün tamamının tek bir göreve ayrılmış olması gerekir. Akışa ulaşmak için tek bir hedef seçmemiz, hedefimizin bizim için anlamlı olduğuna emin olmamız ve kendimizi becerilerimizin sınırına kadar zorlamaya çalışmamız gerekiyor. Dikkat dağınıklığından çıkışın daha etkili yolu akışınızı bulmaktan geçiyor. Dikkat dağınıklığı yaratan unsurları temizleyip yerlerine akış kaynakları koymamız gerekiyor.

Kitaptaki bir diğer araştırmaya göre ise “uyku süremiz sadece yüz yıl içinde yüzde 20 azalmış durumda”. Uyurken beynimiz ve vücudumuz onarım yapıyor. Ne zaman bir ışık yaksak (ekranların ışıkları) uykumuzu etkileyen bir ilaç alıyoruz farkında olmadan. Uykuda olduğumuz zaman para harcamıyor, yani hiçbir şey tüketmiyoruz. Sağlıklı ölçüde uyku uyumaya geri dönmemiz “ekonomik sistem için bir deprem etkisi yaratıyor.”

Yapmamız gerekenlerin birçoğu o kadar bariz ve alelade şeyler ki: yavaşlamak, aynı anda tek bir iş yapmak, daha fazla uyumak. Bunların doğru olduğunu bir düzeyde hepimiz biliyoruz ama tam tersi yönde hareket ediyoruz. Ne yapılması gerektiğine dair bilgimiz ile ne yapabileceğimize dair hissettiklerimiz arasındaki uçurumda yaşıyoruz.

“Akış”, “odaklanma” ve “yavaşlama” gibi kavramlar dikkat dağınıklığından çıkış için etkili çözümler sunuyor gibi görünse de akla şu soruları getiriyor: Bu kavramların uygulanabilirliği günümüzün iş dünyası ve sosyal yaşam beklentileriyle gerçekten uyumlu mu? Sürekli ulaşılabilir olmanın norm hâline geldiği bir çağda tek bir işe uzun süreli odaklanmak bireyin iradesiyle mi, yoksa çalışma koşullarının yeniden düzenlenmesiyle mi mümkün olabilir? Ayrıca uyku, dinginlik ve zamanın hak ettiği yeri alması gerektiği vurgulanırken, bunu destekleyecek politikalar ve kurumsal kültür değişimleri olmadan bireyin çabası ne kadar kalıcı olabilir?

Sonuç olarak, dijital çağda karşı karşıya kaldığımız dikkat erozyonu yalnızca bireysel bir zafiyetin değil, sistematik olarak şekillenen bir yaşam biçiminin kaçınılmaz sonucu olarak karşımızda duruyor. Bildirimleri kısmak, ekran süresini azaltmak, yavaşlamak ya da tek bir işe odaklanmak elbette atılabilecek önemli adımlar; ancak bu çabaların kalıcı olabilmesi, içinde yaşadığımız hızlı ve tüketim odaklı kültürün sınırlarıyla da yüzleşmeyi gerektiriyor. Hari’nin ortaya koyduğu gibi, dikkatimizi korumak yalnızca kişisel bir mücadele değil; çalışma koşullarından teknoloji politikalarına, eğitimden şehir yaşamına kadar pek çok alanda kolektif bir zihniyet dönüşümünü zorunlu kılıyor.

Bu nedenle asıl görev, hem kendimize hem de içinde bulunduğumuz topluma karşı daha bilinçli, daha talepkar ve daha sorumlu bir tutum geliştirebilmekte yatıyor. Dengeyi yeniden kurmak, hızın tahakkümünden sıyrılmak ve dikkati bir lüks değil bir varoluş biçimi olarak yeniden inşa etmek, ancak bu bilinçle mümkün olabilir. Bireysel adımların küçüklüğü bizi umutsuzluğa sürüklememeli; çünkü her başlangıç, dikkatimizi geri kazanma mücadelesinin en kıymetli parçası olabilir.

Read Previous

Kosova Başbakanı Kurti, Davos’ta Kanada ile Ekonomik İş Birliğini Görüştü

Read Next

Janevska: Makedonya’daki öğrencilerin AB’deki akranlarına göre daha az dersi var