Ramazan Bayramını sevgiyle, neşeyle, kimi yerlerde hüzünle, eski hatıralarla uğurladık. Güzeldir Bayramlar, insanları birbirine bağlar, sevgi, dostluklara, özlemlere yol açar ve ailelerimize ziyaretleri anımsatır…
Ramazan Bayramının ilk gününde değerli bir köşe yazarın yazısını okurken, biraz da hüzünlendim, ne diyor yazar :-‘ Hep eski Bayramları hatırlar onlardan söz ederiz. Bugün de Bayramlarımızı eskilerde gibi kutlamayı kim tutuyor, kutlayınız ‘- yazmış. Evet, Bayramlarımızı eskilerdeki gibi günümüzde kutlayabiliriz, ancak teknik iletişimleri olmasaydı. Evet, teknik iletişim, sosyal medya ne yazık ki günümüzde eski Bayramlarımızı, Bayram coşkularımızı hem de nasıl aratıyor. Günümüzde dostluklar, ziyaretler, akrabalıklar hepsi de sosyal medyadan geçiyor… Bundandır ki, eski Bayramlarımızı, dostluklarımızı, coşkularımızı özlüyoruz. İstesek de yapamıyoruz eski Bayramlarda yaptıklarımızı… İnsanlar arasındaki dostluklar uzaklarda saklı bir yerlerde ya da hatıralarda kalmış bulunuyor. Eski günlerimizi ne kadar da özlediğimizi içimizden bir ah çekerek göz önümüzde hayal edebilsek bile ulaşamıyoruz ne yazık ki…
Günümüzdeki yaşantımız ne kadar da çağdaşlıkla atbaşı gitse Ben yine de Üsküp, teki Bayramlarımı özlüyorum… Akraba ziyaretlerini özlüyorum. Büyüklerimizin el öpmelerini özlüyorum. Bugün de az da olsa akraba ziyaretleri, el öpmeler oluyor… Ancak Bayramlardaki tatil günlerinden yararlanıp, yaşadıklarımız, şehirlerden dinlenmek için daha uzak mekanlara gidip dinlenmeyi tercih ediyoruz…
… Böyle bir dönemi yaşıyoruz maalesef… Hâlbuki bugün benimle yaşıt olanlar mutlak eski Bayramların özlemini çekiyordur. Ben de özlüyorum Üsküp’teki çocukluk Bayramlarımı. Sanki bir başkaydı Bayramlarımız…
… Bayram hazırlıklarımız bir hafta öncesi başlardı. Ev temizliği, baklava için yufka açmalar, bir telaş bir telaş. Hep en iyisini yapmak isterdi Annelerimiz. Babalarımız ise yüklü zembillerle (şimdiki torbalar biçimde asırdan yapılmış) evi donatır, Bayramlarımızın ne daha zevkli geçmesi için elinden geleni yapardı Anne- Babalarımız… Evdeki hazırlık telaşı derken, bizim de Bayramlık elbiselerimiz hazırlanırdı. Bizim Bayramlık elbiselerimizi Annemiz hem modelini çizer hem de dikişini yapardı. Üç kardeştik. Hepimizin de elbiselerimizin hazırlığı rahmetli Anneme aitti…
Bayram elbiselerimiz Arefe gününde hazır olurdu. Annem onları askıya asıp sabah giyilmesi için hazırlardı. Biz de üç kardeş heyecandan bütün gece uyumaz elbiselerimizin güzelliğini incelerdik. Şimdi bu satırları yazarken, o günler, geceler gözümün önünden bir film şeridi gibi geçiyor…
… Bayram Namazından sonra, Efendi Babamla Bayramlaşıp, ellini öperdik. Başta Babam, Annem, ben, kız kardeşim ve kardeşim el öpme faslı bittikten sonra sabah kahvaltımızı yapardık. Bizim Üsküp’te bir adet var, Bayram Namazından sonra mezarlıklar ziyaret edilir, sonra da Mezarlık dönüşü Bit Pazarında, eski Halklar Tiyatrosu karşısındaki fırından, doğrusu Mile’nin fırınından simit poğaçaları Babam alır, kahvaltımızı lezzetli simit poğaçayla yapardık. Ah ah, nasıl da lezzetliydi bu kahvaltılarımız. Belki günümüz Bayramlarında da böyle lezzetli Bayram kahvaltıları yapılır. Ancak benim ikamet ettiğim Ankara’da böyle bir Simit Poğaça faslı yok. Hatta arkadaşlarıma bu poğaçaların lezzetini anlattığımda – nasıl olur simit ve poğaça bir yerde- soran oluyor. İşte bu da bizim oraların damak tadı ki böylesi bir lezzet dünyada bulunmadığına inanıyorum…
… Kahvaltı sonrası, Babamla yakınlarımızı ziyaret ederdik. Babamın kuzenleri Vehbi Amcam, sonraları, Cemal Amcam (Avni Engüllü’nün rahmetli Babası), Mükrüme Halam, Adem Amcam, böyle sıra sıra gezerdik akrabalarımızı. İkram edilen şekerler yanı sıra Biz çocuklara para da verilirdi…
Böyle gezerdik akrabalarımızı Bayramın ilk gününde. İkinci gününde de ziyareti iadeler olurdu. Güzeldi, hoştu, böyle ziyaretler. Akrabalıklar, dostluklar pekiştirilirdi böylesi ziyaretlerle ve aynı zamanda geleneğimizin değerleri korunurdu…
… Bayramda öğlen yemeklerimiz de (Biz oralarda kuşluk deriz) zengin donatılmış sofralarımızla geçerdi. Sofralarımızdaki yemeklerden bahsetmek istemem ancak Bayramlardaki sofralarımızda Paçanın olmazsa olmazı vardı. Umarım günümüz gençleri de Paçanın nasıl yapıldığını bilirler. Ben de tarif edeyim, en azından geçmişten kalan bir gelenek yemeğimizin tarifini yaparken, eski Bayramlardan kalan lezzetleri anmış olurum. Annelerimiz Bayram Baklava yufkalarını, tepsiye dizerken yufkaların kalan kısımlarını bakır bir tepsiye dizer ve Bayram günü böyle dizilmiş kesilmiş yufkaların içine bol tereyağı serpildikten sonra fırında pişirilir. Fırından çıkınca sıcacık et suyuyla haşlanır, sonra da terbiyesi (yoğurt, yumurta un ve sarımsak) yine et suyuyla kısık ateş üzerinde karıştırılır, koyu kıvama gelince de paçanın üstüne dökülür ve de kızarmış tereyağının içine kırmızıbiber – bizde paçabiberi deriz, üstü süslenir. Umarım bunu anlatırken canınızı sıkmadım, eski Bayramlarımızı hatırlarken, sofralarımızda olmazsa olmazdı paçalarımız… Ben eski Bayramlarımızın hatırına Ankara’da bu paçayı her Bayramda yaparım ve de torunlarıma bizim Üsküp sofralarını anlatırım…
…Böyleydi Üsküp’teki Bayramlarımız. Özlemini hep çekerim Bayramların, dostlukların, ailelerin beraber olmalarını… Bugün Bayramlarda ailelerin bir araya geldiklerini sosyal medyadan gördüğümde inanın ki hem çok sevinirim hem de üzülürüm… Sevinirim çünkü aile beraberliğinin hala yaşatıldığının ne kadar da güçlü olduğunun tablosu mutlu edici bir duyguyu yaşatır içimde… Üzüldüğümün nedeni de günümüzde birçoğumuzu para hırsı sarmışken, eş, dost, akraba, kardeş sevgisi sanki bir yana itilmiş ki birbirimizi aramayı bile içimizden geçirmiyoruz…
… Üsküp’teki Bayramlarımızın neşesi Türkiye’ye Göçler başladığında yavaş yavaş hatıralarda kalmaya başladı. Çünkü göçlerin başlamasıyla aile yakınlarımızın, akrabalarımızın, dostlarımızın azalması başlamıştı. Göçler 195o,lerden sonra hızını almıştı… Ailemizdeki Bayram coşkusu da Aile büyüğümüz Efendi Babamın 1959 yılında hakkın rahmetiyle kavuşmasından sonra eski heyecanı kaybetmeye başladı. …Böylece Bayramlarımızın kutlamaları hatıralarımızda kalarak eski günlerimizin, Bayram coşkularının heyecanı her Bayram biraz daha azalmaya başlamıştı… Göçlerden sonra 1963 yılında Üsküp depremi, güzelim şehrimizi yıkıntılar içinde bırakıp hatıralarımıza yıkıntılı bir tabloyu kazıdı. Böyle bir deprem, göç dalgası tabi ki aileleri dağıtıp, herkesin kendine göre bir yaşam şehir, mekanı seçtirerek ister istemez birbirimizden uzaklaştırmayı başarmıştır…
… Derken insanların yaşamında para hırsı da ön plana gelerek birbirimizden uzaklaştırmayı başardık ne yazık ki?! Halbuki insan sevgisi her şeyden önce gelir. İnsan insanla, hısım akrabayla tüm zenginliklere bedeldir. En büyük zenginlik insan sevgisidir. Ne mutlu yüreği insan sevgisiyle zengin olana…
… İşte günümüzde yaşanılan böylesi uzaklaşmaların görüntüsüne üzülüyor insan. Bu yüzden de eski Bayramlarımızı hatırlayarak bugünkü uzaklaşma duygusuna üzülüyoruz… Ancak bazı ortamlarda, ailelerin birbirine sımsıkı bağlandığının fotoğrafını görünce inanın ki insan mutlu oluyor. Böyle birbirine sarılan aile, eş, dostların hep beraber olmalarını yürekten kutlar böylesi beraberliklerin devam etmesini dilerim. Zaten bu kısa ömrümüzde sevmek, sevilmek, beraber olmak insanoğlunun en büyük zenginliğidir…












