Batı Balkanların Avrupalılaşması mümkün mü?

Batı Balkanlar’a tüm boyutları ile nüfuz etmeye çalışan ve dönüşümü için yoğun baskı kuran en önemli kurumsal yapı Avrupa Birliği. Brüksel, bu çerçevede birçok alanda sorunları çözecek bir bölgesel bütünleşmeyi öngörüyor.

“Avrupalılaşma”, AB’nin belirlediği koşulluluk ve sosyalizasyon süreçleri üzerinden ülkeleri düşük kültürden yüksek kültüre aktarmayı amaçlayan bir “medenileşme projesi” olarak tarif edilmektedir. Bu çerçevede eski Sovyet ülkeleri ve Balkan coğrafyası, Avrupalılaşma süreçleri ile yoğun bir şekilde karşı karşıya kalmıştır. 2004 ve 2007 yıllarında AB genişlemesi birçok eski Sovyet ülkesini ve Balkan ülkelerini kapsadı. Bulgaristan, Romanya, Slovenya ve Macaristan’ı Birliğe üye olarak kabul edildi. Hırvatistan hariç altı Batı Balkan ülkesi Sırbistan, Karadağ, Arnavutluk, Bosna-Hersek, Makedonya ve Kosova ise yaklaşık 20 yıldır kendi yapısını AB müktesebatına uygun biçimde dönüştürme projeksiyonu ile reformlar yapıyor fakat bu süreç henüz tamamlanmadı.

Kuşkusuz Batı Balkanlar ile ilişkisini derinleştiren, bölgeye tüm boyutları ile nüfuz etmeye çalışan ve dönüşümü için en yoğun baskı kuran en önemli kurumsal yapı Avrupa Birliği’dir. Brüksel, bu çerçevede demokratikleşme, hukukun üstünlüğün, azınlık hakları, medya bağımsızlığı ve yolsuzlukla mücadele gibi alanlarda ikili ve bölgesel sorunları çözecek bir bölgesel bütünleşmeyi öngörüyor.

Fakat bölgenin tarihi, etnik, siyasi, iktisadi farklılık ve çeşitliliğinden ötürü AB, Batı Balkanlara yönelik perspektifini ve araçlarını bir kaç kez değiştirmek zorunda kalmıştır. 90’lı yıllarda Dayton anlaşması sonrası Bölgesel Yaklaşım ile başlayan süreç, Kosova savaşı sonrası Güney Doğu Avrupa için İstikrar Paktı’na, 2000’li yıllarda ise İstikrar ve Ortaklık Süreci’ne evrilmiştir. 2010’lu yıllarda bitmeyen, uygulanamayan reformların yorgunluğu, AB üyeliğine dair şüpheleri arttırmış İstikrar ve Ortaklık sürecinin sınırlarını ortaya çıkarmıştır. Bu yeni duruma karşın AB, Berlin Süreci ile Batı Balkanlara yönelik yeni bir çerçeve inşa etmeye çalışarak tüm ülkelere ortak bir üyelik perspektifi veren bir politika izleyeceğini ortaya koymuştur.

Son yıllarda Brexit süreci, göçmen sorunu, aşırı-otoriter-milliyetçi sağın AB merkez siyasetini etkilemesi, eksik liderlik, yabancı düşmanlığı, Ukrayna krizi, ticaret savaşları, İpek Yolu Projesi, uluslararası sistemin çok kutupluluğa doğru evrilme emareleri gibi bir dizi yeni durum Avrupa Birliği ve Avrupalılaşma perspektifini ve değerlerini ciddi anlamda zorlamaya başlamıştır. Buna ek olarak AB’nin Balkan ülkelerini otoriterlik, anayasa ihlalleri, radikal siyasal kutuplaşma, sert milliyetçilik, yolsuzluk, yüksek işsizlik oranları, yavaş yürüyen geçiş süreci üzerinden tanımlaması ve kabul sürecini bu nedenlerden dolayı netleştirememesi Balkanların Avrupalılaşma sürecini çıkmaza doğru ilerletiyor. Diğer yandan Monomi-Reljiç’in “Avrupa ve Batı Balkanlar: Çok yakın ve halen çok uzak” başlıklı analizinde ortaya koyduğu verilere göre de ekonomik yakınsamanın orta vadede bile pek ulaşılabilir bir hedef olmadığını ortaya koymaktadır. Analize göre Batı Balkanlar, AB ekonomisiyle yakın ilişki tesis etmesine rağmen olumsuz sonuçlarıyla dikkat çekmektedir. Batı Balkan ülkelerinin AB ile ticaret dengelerinde büyük bir çarpıklık olduğu, 97 milyar dolarlık ticaret açığı oluştuğu görülmektedir. Bu bağımlılık aynı şekilde bankalara da yansımış durumda. Batı Balkanlardaki bankaların yüzde 75-90’ı yabancı yatırımcılara ait. AB ve Batı Balkan ülkeleri ile ilgili bir diğer çarpıcı veri de Batı Balkan ülkelerinin, AB ülkeleri GSYİH satın alma gücünün sadece yüzde 28’ine ulaşmış olması. 2030 yılına dek yılda yüzde 5-6 büyüme hızı ile Batı Balkanlar ancak AB ülkelerine yaklaşmışabilecekler. Mevcut büyüme hızlarına göre ise bölge ancak 2060’lı yıllarda AB ülkelerini yakalayabilir.

Diğer yandan AB Dışişleri ve Güvenlik Politikaları Yüksek Temsilcisi Federica Mogherini’ye göre bölge kolay bir şekilde büyük güçlerin satranç tahtasına dönüşebilir. Avrupa Konseyi Başkanı Donald Tusk’a göre sağlıksız dış müdahaleler (Rusya ve Çin’i kastederek) birçok ülkeyi istikrarsızlaştırıyor, ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence’e göre Rusya, Balkanları istikrarsızlaştırıyor. Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un ise Balkanların yönünü Rusya ve Türkiye’ye dönmelerinden duyduğu tedirginliği dile getirişi mevcut durumu açıklamaktadır. Bu doğrultuda bölgeye yönelik analizler yapan AB düşünce kuruluşları, Balkanların Avrupalılaşma sürecinde üç temel boyutta tehdit ile karşı karşıya kaldığını ortaya koymaktadır: Demokrasi, ekonomi ve kültür/ideoloji. Siyasi arenada Rusya, ekonomi alanında Çin, kültürel alanda Türkiye, AB-Batı Balkanlar ilişkisi için büyük bir tehdit olarak görülmektedir.

Rusya istikrarsızlaştırıcı unsur

AB’nin Batı Balkanlarda en büyük tehdit olarak gördüğü ülke Rusya. Rusya, Balkanlardaki tarihsel bağlarını, Ortodoks ve Slav kardeşliğini, gelenek ve aile değerlerinin koruyucusu rolünü merkeze alarak askeri gücünü restore eden ve dış politikasını iktisadileştiren imajı inşa etmeye çalışmakta. Ukrayna iç savaşı ve Kırım’ın ilhakı, Suriye iç savaşı, Estonya güvenlik güçlerinin kaçırılması, Baltık ülkelerine müdahale, Karadağ’da darbe girişiminin desteklenmesi, Rusya’yı AB nezdinde stratejik bir bakışa sahip olmayan fırsatçı ve istikrarsızlaştırıcı bir devlet haline getirmektedir. Mark Galeotti’nin kaleme aldığı “Batı Balkanlar Rus Fırtınası ile karşı karşıya mı?” başlıklı yazıda, Rusya’nın Balkanlarda üç temel hedefinin olduğu belirtilmektedir: Bölgesel güç ve oyuncu rolünü kazanmak, NATO’nun yayılmasını engellemek ve AB genişlemesini sonlandırmak. Yine aynı yazıya göre, Rusya, hedeflediği bu politikaları “böl ve yönet, elitleri ele geçir ve realist olmayan beklentileri dillendir” stratejisi ile gerçekleştirme arzusundadır.

Jean Jacques Patry, “Hibrid Tehditler: AB ve Batı Balkanlar örneği” başlıklı yazısında Rusya’nın Balkanlardaki faaliyetlerinin hibrid tehdit çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiğini öne sürmektedir. Güvenlik literatürüne son birkaç yıldır giren “hibrid tehdit” kısaca ülkelerin zayıf yönlerini hedefleyerek, güvensizlik ortamı oluşturan ve ülkeye / müttefiklerine ekonomik ve siyasal sıkıntılar oluşturan müdahalelerdir. Bunlara örnek olarak siber saldırı, propaganda, dezenformasyon verilebilir. Patry’ye göre, Rusya Batı Balkanlarda, düşük dozda gücünü kullanarak, senkronize ve karmaşık birçok gizli müdahalede bulunmaktadır. Rusya’nın müdahaleleri AB üyeliğini engellemek, siyasal belirsizliği derinleştirmek, sınır sorunlarını çözümsüzleştirmek çerçevesinde gerçekleştiği için tehditleri hibritleştirmiştir.

Resmi olarak Rusya, Batı Balkanları temel dış politik alanlardan biri olarak görmeyip Balkan ülkelerinin AB ve NATO üyeliklerine doğrudan karşı çıkmamaktadır. Fakat AB merkezli analizlere göre Rusya, bu bölgedeki ülkelerin istikrarsız demokrasilerinin, siyasi/etnik gerilimlerinin ve yolsuzluk-suç ağlarının kendisine sunduğu imkanları kullanarak, bölgedeki manevra alanını genişletmektedir. Bu alanda Rusya, medya ve istihbarat çalışmalarını merkeze alarak, seçimlerde propaganda yaparak, yolsuzluk elitleri ve yetersiz idarecilerle ilişkiler geliştirerek, Batı karşıtı söylemi kamuoyunda inşa etme konusunda başarılı olduğu ifade ediliyor.

Rusya’nın Batı Balkanlarda öne çıkan kurumları olarak Rassotrudnichestvo (Rusya Destekli Ajans), Russky Mir (Vakıf), Ortodoks Kilisesi ve Sputnik biliniyor. Galleotti, Karadağ askeri darbesinde etkileri olan Nikolai Patrushev ve Leonid Reshetnikov’un Balkanlardaki Rus dış politikasını etkileyen iki önemli isim olduğunu da iddia etmekte. Kuşkusuz Rusya’nın tarihi, dini, etnik anlamda bölgede en derin ilişkiye sahip olduğu ülke Sırbistan’dır. Her ne kadar Rusya’nın Sırbistan ile ticaret hacmi, Sırbistan’ın Almanya ve İtalya ile olan ticaret hacmine göre daha düşük olsa da Kosova-Bosna sorunlarında Sırp yanlısı politika belirleyen Rusya, Sırbistan için uluslararası arenada önemli bir ortak olarak öne çıkmaktadır. Ülkede güvenlik, enerji, bankacılık, eğitim, kültür gibi birçok alanda yatırımları bulunan Rusya, 2012 yılında Niş’te açılan Rus-Sırp İnsani Merkezi ile dikkatleri üzerine çekmiş bulunuyor. Çoğu analize göre bu Merkez, Rusya’nın bölgedeki askeri ve istihbari operasyonların merkezi olarak kullanılmaktadır.

Çin paradoksu

Çin’in “Tek Kuşak Tek Yol Güzergahı” stratejisi çerçevesinde Balkanlarda artan rolü AB’yi Rusya kadar tehdit etmese de dikkatle izlenen diğer bir küresel güçtür. Çin bölgede yoğun olarak ulaşım, enerji ve endüstri yatırımları ile öne çıkmaktadır. Bölge ile toplam ticareti 3,3 milyar dolara ulaşan ve ticaret fazlası elde eden Çin, Bosna ve Karadağ’ın üçüncü, Makedonya ve Sırbistan’ın ise dördüncü ticaret ortağıdır. Çin dış politikasının temel hedefleri arasında olan taşıma maliyetlerini düşürme, enerji yollarının güvenliğini sağlama ve Avrupa ile Çin’i bağlama Batı Balkanlar politikasını da etkilemektedir. Bu anlamda Çin, Orta ve Doğu Avrupa ile Balkan ülkelerinin yer aldığı 16+1 mekanizması ile 2012 yılından itibaren her yıl zirve toplantıları gerçekleştirerek bölge ülkeleri ile ilişkisini kurumsal düzeye yükseltmiştir. Yunanistan’da Pire Limanı yatırımı ile bölgeye giriş yapan Çin, limanı hem Akdeniz’in ana giriş limanı olarak belirledi hem de Balkan ülkelerinde inşa edeceği demiryolu, otoyol gibi ulaşım projeleriyle (Üsküp-Belgrad-Budapeşt koridoruyla) ürünlerini Almanya’ya ulaştırma adına önemli bir adım attı.

Çin bölgedeki yatırımlarının büyük kısmını -Arnavutluk hariç- kamu bankaları üzerinden finanse etmektedir. Krediler ve sermaye akışı, bölge ülkelerinin Çin ile ilişkilerinde öne çıkan en önemli enstrümanlardan biri. Kosova’nın dışında tüm Batı Balkan ülkelerinde yatırımlara sahip olan Çin, Karadağ ve Makedonya’da otoyol, Bosna’da termal güç tesisi, Arnavutluk’ta hava taşımacılığı, petrol çıkarma ve minerallerin işletmesine yönelik yatırımlarda bulunmuş en büyük yatırımı ise bölgenin kilit ülkesi Sırbistan’a gerçekleştirmiştir.

Vizelerin karşılıklı kaldırıldığı tek bölge ülkesi olan Sırbistan’da (Çinli turistler 2,3 gün ortalama ile Sırbistan’da en çok kalan yabancılar) Çin’in demiryolu, otoyol, güç tesisleri, metal işletme, endüstri parkları gibi bir çok alanda yatırımı mevcut. Ulaşım yatırımları açısından en kritik yatırım olarak Belgrad-Budapeşte demiryolu öne çıkarken, Sırbistan’da Koridor 10 otoyolu, Belgrad-Karadağ Koridor 11 yolu, Nikola Tesla havaalanı ve Mihailo Pupin Köprüsü Çin’in bu ülkedeki önemli yatırımları olarak dikkat çekmektedir. Çin, Sırbistan’da ayrıca Çin Eximbank’ın öncülüğünde yatırım fonu da oluşturmuştur.

Çin’in Balkanlara olan etkisini inceleyen Stumvoll-Flessenkemper’e göre, Çin’in geliştirdiği politikalar paradoksal bir yapıya sahip; siyasal istikrar sağlarken, AB değer ve normlarından uzaklaştırma etkisi barındırmaktadır. Analiz, Çin’in kamusal krediler ile mevcut rejimleri sağlamlaştırarak demokratikleşmeyi baltaladığını, yatırımlarda ihaleler düzenlemeyip şeffaflığı gözetlemediğini, bazen de yerel yolsuzluk ağları ile işbirliği yaptığını, çevre ve sosyal şartları dikkate almayarak yatırımlarda bulunduğunu ortaya koymaktadır.

Her ne kadar NATO üyesi ve AB ile müzakereci devlet olsa da, Türkiye son dönemde Balkanlar’da AB tarafından rakip ve az da olsa Rusya gibi istikrarsızlaştırıcı unsur olarak ifade edilmekte, tarihi ve kültürel bağlarıyla eğitim, insani yardım, ticaret üzerinden Osmanlı geçmişini tekrar canlandırmak istediğine dair yorumlar yapılmaktadır. Türkiye’nin uluslararası arenada ABD ve Batı bloğu ile yaşadığı sorunların Balkanlarda AB’nin Türkiye algısını etkilediğini ifade etmek mümkündür.

Avrupalılaşmanın sınırı zihinlerdeki Balkanlar mı?

Batı Balkanlar AB toplam nüfusunun yüzde 3,6’sını teşkil etmesine rağmen, AB’nin bölgeyi dönüştürmede zorlanmasının ve bunun sonucunda da bölgeyi güvenlik üzerinden okumasının Avrupa için bölgesel ve küresel nedenlerinin olduğu aşikar. 2019 yılında Avrupa Parlamentosu seçimleri, 2021 yılında yeni Almanya Başbakanın seçilmesi, olası küresel ekonomik kriz, Avrupa ordusu tartışmaları ve Balkanların küresel çıkar çatışmasının satranç tahtası haline gelmesi Avrupalılaşmanın Balkanlarda güçlü bir şekilde yol almasının hiç de kolay olmadığını göstermektedir.

[Çalışmalarını Balkanlarda modernleşme, din-devlet ilişkileri ve siyasi tarih üzerine yoğunlaştıran Sevba Abdula, Marmara Üniversitesi’nde siyaset bilimi ve uluslararası ilişkiler alanında doktora çalışmalarına devam etmektedir]

 

AA

Read Previous

‘Suriye’nin psikolojik eylem içinde olduğunu biliyoruz’

Read Next

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın oyu ‘Mehmetçik’ten ilk iftar’a

One Comment

  • I like this web site very much, Its a very
    nice spot to read and receive info.Blog monetyze

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *