Balkanlar her ne kadar Dünyanın gündemine girmese de bu bölge her zaman Dünyayı şekillendirecek olayların yaşandığı yer olmuştur. Birinci Dünya Savaşının bu bölgede patlak vermesi bunun bir örneğidir. Türkiye’nin Balkanlar’daki varlığı hiç olmadığı kadar hissedilmektedir. Fakat, son günlerdeki gelişmeler özellikle de Ortadoğu ülkelerindeki çatışmaların etkisi Balkanları ister istemez ikinci plana itmektedir. Türkiye bölgedeki gücünü artırmaya başlamasıyla birlikte kendi etki alanını da genişletmiştir. Böylelikle çember büyüdükçe strateji alanları genişlemeye başlamış ve aynı zamanda tarihsel bir geçmişi olan Balkanlarla ilgilenmesi de zaruri bir hal almıştır. Balkanlar ilk bakışta her ne kadar önemsiz bir bölge olarak görünse de içindeki sorunlar bölge dışındaki yerleri de etkilemektedir. DEAŞ gibi bir terör örgütüne Balkanlar’dan bugüne kadar yaklaşık olarak dokuzyüz[1] kişinin katılmış olması bunu ispatlamaktadır. Yapılan bazı araştırmalara göre günümüzde Balkanlar’da yirmiye yakın aktif terörist hücre bulunmaktadır. Bir hücrenin bir ya da birden fazla kişiden oluşabildiği düşünülmektedir.[2]
Osmanlı dönemi sonrası Balkanlar hem iç karışıklıkların ve çatışmaların hem de büyük devletlerin strateji savaşlarının gerçekleştirdiği bir bölge olmuştur. Bölge halkı kimi zaman ciddi baskılara maruz kalmış kimi zaman da sürgüne zorlanmıştır. Osmanlı’nın eksikliği bölge halkı tarafından günden güne daha çok hissedilmesiyle birlikte son zamanlarda bölge liderleri tarafından da bu dile getirilmeye başlanmıştır. Makedonya Cumhurbaşkanı Gjorge İvanov bir konuşmasında bunu şu sözlerle dile getirmektedir, “Orta Doğu’da, Kafkaslar’da ve Balkanlar’da karşılıklı saygı felsefesi vardır. Bu kadar farklı dinlere ve dillere sahip insanlar bu sebeple yüzlerce yıl bir arada yaşadılar. Batılıların ortaya attığı hoşgörü anlayışından çok daha kutsal, ulvi ve üst bir anlayıştır. O yüzden bu bölgelerde Hristiyanlar, Müslümanlar ve Museviler yüzyıllar boyunca karşılıklı saygı içerisinde yaşamıştır. Osmanlı döneminde bunun adına millet sistemi denilmiştir”.[3]
Türkiye’nin son yıllarda Balkanlar’a olan ilgisi tüm kesimler tarafından hoş karşılanmadığı gibi, karşıt görüşlere sahip kişilerin bunu daha sesli dile getirmelerine ve Türkiye karşıtı söylemlerin artmasına neden olmuştur. Türkiye şimdi uluslararası ve bölgesel aşamada kendi jeo-politik ve ekonomik gücüne dayanan bağımsız bir güç olarak ortaya çıkmıştır. Bölgede uygulanmaya başlanan bağımsız pro aktif siyaset, aynı zamanda neo-imparatorluk ve neo-Osmancılığın ihtiraslarının potansiyel artışına karşı süphe ve tepkilerle karşılanmasına neden olmuştur.[4] Türkiye’nin bölgeye olan ilgisi ciddi anlamda tartışılmaya başlanmıştır. Aslında süreç iyi yönetilirse bu Türkiye’nin lehine olabilir. Fakat bölge her zaman olduğu gibi yine diken üstündedir. Bu yüzden Batı Balkanlar’daki[5] iç karışıklıklar Türkiye’nin siyaset alanını daraltmaktadır. Çünkü, Türkiye Balkanlar’da barışın kalıcı olması için uğraşmaktadır. Oysa ki bölgede çıkabilecek herhangi bir sorun çok çabuk alevlenmesiyle birlikte etnik ve dini bir çatışmayla sonuçlanabileceği tarihsel olaylarla kanıtlanmıştır. Bu da haliyle Türkiye’nin taraf tutmasına neden olacağı için işine yaramamaktadır.
Bölgedeki ülkelerden bir kaçı ve karşılaştıkları sorunları şu şekilde sıralamak mümkündür:
Kosova; Bağımsızlığını yeni kazanmış, ekonomik ve toplumsal bir felaketin eşiğindedir. Ülkedeki işsizlik oranı 50’leri bulmaktadır. Özellikle hükümet ve muhalefetin ciddi çatışma içine girmesi hem AB yolunda hem de Sırbistan’la olan ilişkileri etkilemektedir.
Sırbistan; Toplumsal krizin derinleşmesi aşırı milliyetçiliğin yükselmesine neden olmaktadır. Brüksel, Moskova’nın Sırbistan üzerindeki etkisinden kaygıyla söz etmektedir. Ülkedeki ekonomik kriz derinleştikçe aşırı milliyetçiliği etkilemekte, aşırı milliyetçilik de AB çizgisinden uzaklaşıp Rusya’nın güdümüne girmeye itmektedir.
Bosna Hersek; Bugün yaygın şekilde ‘batık devlet’ olarak biliniyor. Yoksulluk, suç ve yolsuzluk büyük oranda artış göstermiştir. Ülkenin etnik grupları arasındaki çatışma ülkenin geleceğini olumsuz etkilemektedir.
Makedonya; Economist, kısa süre önce şunları yazdı: “Normal zamanlarda, dünya Makedonya’yı ve onun dörtte biri etnik Arnavut olan halkını görmezden gelme eğiliminde olur. Ancak dünya, artık Makedonya’yı görmezden gelmiyor. Batılı politikacılar Üsküp’e koşuyor, Rusya uyarılar yayınlıyor ve Sırbistan gazeteleri savaşın yaklaştığını ilan ediyor. Uzman Veton Latifi, ‘Jeopolitik ilgi, Balkanlar’a geri dönüyor’ diye yakınıyor.”[6]
Her ne kadar Balkanlar’da barış hakim gibi görünse de, burdaki halkların yeniden bir savaşla karşı karşıya kalmaları her zaman ihtimaller arasındadır. Özellikle de Avrupa’nın ilk başlarda genişleme politikalarını askıya almasıyla bu olasılık daha çok artmıştır. Bu sürecin böyle devam etmesi özellikle Rusya’nın AB’den geriye kalan boş alanı doldurmaya çalışmasıyla sonuçlanmıştır. Timothy Less tarafından 2016 yılında New Statesman’da yayınlanan “Yeni Balkan Savaşları” adlı makalede bu konuyla ilgili çarpıcı bir analizde bulunmaktadır. “Rusya Balkanlar’da kendi ekonomik çıkarlarını gözetlemekle beraber NATO’nun genişlemesine karşı da çalışmaktadır. Rusya ola ki batı tarafından Ukrayna’da köşeye sıkıştırılırsa Balkanlar’da sadece Bosna’daki Sırpları bağımsızlık için kışkırtması bile bölgesel bir krizin oluşmasını tetikleyebilir. Bunu takiben bir domino etkisi görülebilir. Republika Srpska’nın ayrılışı ‘Sırbistan’ın sınırları sorusunu gündeme getirir ve Kosova’daki Sırpları da kendilerini ülkelerindeki Arnavut nüfustan tamamen ayırmaya teşvik eder. Bu durum da benzer şekilde Kosova’ya bitişik ve kuşatılmış bir halde yaşayan Sırbistan’daki Arnavut azınlığı Belgrad’dan ayırma konusunda kışkırtır. Ardından Makedonya’daki Arnavutlar da Slav yurttaşlarından ayrılmaya çalışır ve “Büyük Arnavutluk”un yaratılmasının fitilini ateşler. Bu sırada Bosnalı Hırvatlar ise kendi bölgelerini Hırvatistan’a dahil etmek isteyecektir. Karadağ halkının büyük bir kısmı da genişlemiş bir Sırp devletiyle yakın ilişkilerde bulunmayı talep edecektir. Batı, şiddetin başlangıcını önlemek için bunların herhangi birini tanımayı kuşkusuz ki reddedecektir, ama eldeki gerçekleri anlamak için de alim olmak gerekmez.”.[7]
Böyle bir senaryonun oluşma ihtimali kısa vadede mümkün gözükmese de, söz konusu Balkanlar olunca uzun vadede bakıldığında oluşması ihtimaller dahilindedir. Türkiye’nin bu senaryoda nasıl bir tavır takınacağı en çok merak edilen konular arasındadır. Türkiye Balkanlar’da son on yılda hep yumuşak güç kullanmayı seçmiştir. Fakat söz konusu böyle bir senaryonun oluşması yıllardan beri Balkanlar’da kurmaya çalıştığı iletişim kanallarının, Balkan ülkeleri arasında köprü görevinin ve Balkanların güvenliğinin yıkılmasına neden olacaktır. Türkiye Rusya’yla Ortadoğu’da, özellikle de Suriye’de kazanılan işbirliğini Balkanlar’da da devam ettirmeye çalışmaktadır. Türk Akımı Projesinin[8] yeniden gündeme gelmesi belki de Türkiye’yi buna itmektedir. Çünkü Türk Akımı projesine bazı Balkan ülkelerinin de dahil edilmesi düşünülmektedir. Güney Akımı Projesinin iptalinden sonra Türk Akım Projesine start verilmesi bu projenin hayata geçmesini istemeyen güçlerin güzergah için düşünülen bu ülkeleri karıştırması bunu ispatlar niteliktedir. Makedonya’nın şehirlerinden olan Kumanovo’da yaşanan Kumanovo olayları[9] buna örnektir. Türkiye hem Türk Akımı Projesinin devamı için hem de Rusya’nın Balkanlar’da etkili olduğu ülkelerle işbirliği içine girebilmek için Rusya’yla anlaşmaya çalışmaktadır. Fakat Balkanlar’da yeni savaşların yaşanması Türkiye’yle Rusya’yı ister istemez karşı karşıya getirecektir. Bosna’daki Sırpların kışkırtılması ve yeni bağımsızlık arayışları için yeni bir savaşın çıkması halinde Türkiye’nin Boşnakları destekleyeceği aşikardır. Türkiye Balkanlar’da toprak bütünlüğüne saygı duyulması gerektiğini vurgulamaktadır. Erdoğan’ın Arnavut kanalına yaptığı son açıklamalarda Büyük Arnavutluk’la ilgili her ne kadar bu düşünceye karşı olduklarını[10] belirtse de, Sırpların yeni savaşları tetiklemesiyle oluşacak olan kargaşada Arnavutlara açıktan destek vermesi beklenmektedir. Bu da yeniden Türkiye’yi Balkanlar’da Ruslarla karşı karşıya getirecektir. Böyle bir denklemin oluşma ihtimalini her defasında öngören Ankara, doğal olarak önlemlerini almaktadır. Hatta önlem almakla kalmayıp bu ihtimali ortadan kaldıracak adımlar atmaktadır. Ruslar’ın Balkanlar’da merkez üssü olarak görülen Sırbistan gibi bir ülkede Türkiye yatırımlarına hız vermiştir. Sadece Bankacılık alanında Sırbistan’da günümüzde 25 Halkbank şubesi[11] bulunmaktadır. Atılan adımlar sadece yatırımlarla sınırlı değildir. En önemli adım 2009 yılında Türkiye’nin inisiyatifiyle Türkiye-Bosna Hersek-Sırbistan arasında üçlü zirve[12] oluşturma girişimlerinde atılmıştır. Bazen çalışmalar sekteye uğrasa da üçlü zirve hem Türkiye’ye hem de Balkanların güvenliği için büyük bir başarı olarak görülmüştür. AB, Balkanlar’da genişlemeyi askıya almasıyla birlikte oluşan boşluğun diğer güçler tarafından doldurulmaya başladığını görmüş ve önlemler almaya başlamıştır. Batı Balkan ülkelerine önce vize liberilizasyonu devreye konmuş ondan sonra NATO’ya üyeliklerine başlanmıştır. Son olarak Balkanlar’ın en küçük ülkesi olan Karadağ’ın NATO’ya üye olması bunu destekler niteliktedir. Karadağ’ın NATO’ya katılmasına karşı çıkan Rusya iddialara göre bir darbe düzenlemiş[13] fakat başarılı olamamıştır. NATO’ya katılımların Karadağ’la sınırlı olmayacağı, Karadağ’ı çok yakın zamanda diğer ülkelerin de takip edeceği görülmektedir. Karadağ’da istediğini alamayan Rusya’nın bu gidişle diğer ülkelerden de eli boş dönmesi kuvvetle muhtemeldir. Merkez üssü olan Sırbistan’da bile yeni seçilen Başbakan’ın Avrupa’ya yakın olması bu ihtimali güçlendirmektedir. Kendisiyle yapılan bir röportajda Sırbistan Başbakanı Brnabiç AB ya da Rusya arasında bir seçim yapmaları gerektiği takdirde AB’yi seçeceklerini[14] söylemiştir. Makedonya’da da durum diğer yerlerden farksızdır. On yıldan fazla iktidarı elinde tutan Rus yanlıları Avrupa’nın muhalefeti desteklemesiyle hükümeti kuramamış, yıllardır muhalefette olan Sosyal Demokratlar Avrupa’nın desteğiyle göreve gelmişlerdir. Rusya’yla benzer şekilde Türkiye de Makedonya’da istediğini alamamıştır. Eski iktidar partisiyle yakın ilişkilerde bulunan Türkiye’nin yeni hükümetle aynı bağları kurması zaman alacaktır. Her ortamda Türkiye’nin desteğini alan Makedonya elbette ki Türkiye’ye ihtiyacı vardır. Fakat bir seçim yapmaya itilmesi halinde Makedonya’daki yeni hükümetin Avrupa’yı seçeceği ortadadır. AB’nin bir durgunluk evresine girdiği ve dağılmaya başlayacağı teorileri her ne kadar daha sık dile getirilmeye başlansa da AB’nin Balkanlar’daki küçük ülkeleri üye yapmak gibi bir güce sahip olduğu gerçeği göz ardı edilmemelidir. Böyle stratejik bir hamlenin daha önce Bulgaristan’da denendiğini de varsayarsak oluşacak olan durumun kimi etkileyeceği ortadır. AB’nin Türkiye’nin Balkanlar’daki etkisini kırmak için yetersiz kalması halinde böyle bir seçeneği de kullanacağı göz ardı edilmemelidir. Öyle ki son günlerde Avusturya Dışişleri Bakanı Sebastian Kurz’un yaptığı açıklamalar bunun sinyalini vermiştir. Kurz’un Türkiye’yi ve Suudi Arabistan’ı hedef alarak Ankara’nın ve Riyad’ın Balkanlar’daki nufüz arayışını kırmak için AB’nin daha aktif rol alması gerektiğini, Türkiye’nin ve Rusya’nın bölgeden uzak tutulabilmesi için de Batı Balkan ülkelerinin AB’ye yaklaştırma sürecinin daha hızlı çalıştırılması gerektiğini vurgulamıştır. [15]
AB’nin kendi içinde yaşadığı krizler, Birliğin geleceğinin sorgulanması ve en büyük sorun olarak İngiltere’nin birlikten ayrılma isteği AB’nin Balkanlar’ı ilk başlarda ikinci plana itmesiyle ortada bir boşluk oluşturmuştur. Rusya’nın bu boşluğu değerlendirme çabaları başarısız olmuştur. Rusya’nın yaşadığı ekonomik kriz, Batı tarafından uygulanan yaptırımlar ve en önemlisi de başucundaki Ukrayna sorunu Rusya’nın bu bölgelere kazanım vaat edecek yatırımlar uygulamasında engel olmaktadır. Rusya Balkanlar’a sadece döşemeye çalıştığı doğalgaz boru hatlarıyla egemen olmaya çalışmaktadır. Fakat bu Balkanlar’da yaşayanlara bir gelecek sunmaktan uzak olduğu için yetersiz kalmaktadır. AB yaşadığı krizlere rağmen hala Balkan insanının tek gelecek umudu olarak kalmaya devam etmektedir. Oluşan boşluğu Türkiye’nin –sınırlı gücü olmasına rağmen- en iyi şekilde doldurduğu görülmektedir. On yıllık süreçte uygulanan yeni açılımlarla gerek yatırımlar ve devlet destekli projelerle gerekse de Osmanlı eserlerinin onarılmasıyla başlayan atılımlar büyük sonuç verdiği gibi, kısa vadede yarar sağlamasına rağmen hala istenilen seviyede değildir. Kısa vadede başarı sağlayan projeler artık vadesini doldurmuştur. Bu belki de AB’nin özellikle de Almanya’nın yeniden oyuna dönmesi ya da oyuna müdahale etmesinden dolayı oluşmuştur. AB genişlemeyi durdurmasıyla oluşan boşluğun farkına varmış ve müdahale etmeye başlamıştır. AB’nin oyuna geri dönmesiyle birlikte Türkiye’nin açılımları sekteye uğramıştır. Şayet Türkiye Balkanlar’da oluşturduğu imajını korumak isterse yeni plan ve programlar oluşturması elzemdir. Balkanların kaderi yeniden çizilmektedir. Bir oyun kurucu olarak Türkiye’nin bu bölgede varlığını sürdürmek istemesi en doğal hakkıdır. Fakat bunu kısmen başarı sağlanmış olan eski stratejilerle sürdürmesi imkansızdır. Türkiye’nin bir an önce kabuk değiştirmesi ve bölgede değişen dinamiklerin ve konjöktürün farkına varıp hamlelerini buna göre yapması gerekmektedir. Aksi halde kısa vadede elde edilen kazanımlar ve özellikle de bölge halkıyla kurulan bağların yakın zamanda kaybedilme ihtimali ile karşı karşıya kalacaktır.
KAYNAKÇA
İnternet: ISIL Recruits Balkans. (2016). Web: http://www.aljazeera.com/indepth/features/2016/01/isil-recruits-balkans-160112081705099.html
İnternet: Balkans Terrorist hreats. (2015). Web: http://cepa.org/index/?id=daa172021eb0b28d756615925486f129
İnternet: İvanov: “Osmanlı arken ‘millet sistemi’ içinde beraber yaşıyorduk”. (2017). Web: http://timebalkan.com/ivanov-osmanli-varken-millet-sistemi-icinde-beraber-yasiyorduk/
Somun, Hajrudin, (2011), Turkish Foreign Policy in the Balkans and “Neo-Ottomanism”: A Personal Account, Insight Turkey, Vol. 13, No. 3, pp. 33-41.
İnternet: The Western Balkans, (2017). Web: http://www.europarl.europa.eu/atyourservice/en/displayFtu.html?ftuId=FTU_6.5.2.html
İnternet: Threat of War Increases in the Western Balkans, (2017). Web: https://www.wsws.org/en/articles/2017/03/13/wart-m13.html
İnternet: The Next Balkan Wars, (2016). Web: http://www.newstatesman.com/world/2016/06/next-balkan-wars
İnternet: TürkAkım Projesi, (2015). Web: http://turkstream.info/tr/project/
İnternet: Macedonia blames Kosovans for deadly Clashes, (2015). Web: http://www.bbc.com/news/world-europe-32680904
İnternet: Erdogan Ne Top Story, (2017). Web: http://top-channel.tv/lajme/artikull.php?id=357816Web: http://www.halkbank.rs/halkbank-a-d-beograd.nspx
İnternet: Balkan Ülkeleri İle İlişkiler, (2009). Web: http://www.mfa.gov.tr/balkanlar_ile-iliskiler.tr.mfa
İnternet: Montenegro finds itself at heart of tensions with Russia as it joins Nato, (2017). Web: https://www.theguardian.com/world/2017/may/25/montenegro-tensions-russia-joins-nato-member
İnternet: Brnabić: Ako bude primorana, Srbija će birati EU, a ne Rusiju, (2017). Web: http://www.blic.rs/vesti/politika/brnabic-ako-bude-primorana-srbija-ce-birati-eu-a-ne-rusiju/n5rblds
İnternet: “Bring W. Balkans into EU to keep Turkey and Russia at bay”, (2017). Web: http://www.b92.net/eng/news/world.php?yyyy=2017&mm=08&dd=22&nav_id=102125












