“Bağımsız olma durumu”

“Bir millet veya bir devletin kendi vatandaşları veya nüfusu tarafından erkince yönetilebilmesidir.

Bizler bağımsızlık denilen şu olağanüstü, tarihin, şimdinin hatta geleceğin kaosu olarak nitelendirebileceğim kelime karşılığı için bu ve bunun neredeyse aynısı olan birçok basmakalıp tanımına yeterince sahibiz. Tek tuşla her sorumuza çok kısa ve basit bir cevabı olan bu devrin aynı zamanda bizlere sorunun başka soru türetmediği, türetemeyeceği bir doyuruculuk sağlıyor. Soruların az olduğu yerlerde yorumlamaların kısıtlı olduğunu, çözümlerin ise uzun bir geçerliliğe sahip olmadıklarını görmekteyiz. “Gündem” veya “Güncel” başlığı altında vasıflandırdığımız olaylar bu durumun en iyi örneği olsa gerek.

Bu bağımsız olma adına verdiğimiz mücadele dışında bir de bağımsızlığın sürdürülebilirliğinden bahsetmek gerekir.

Yukarıda da belirtildiği gibi -erkince yönetilebilmek, toplumların birbirini, birbirleri adına yönetebilmeleri. Yıllarca güncel olan bu hegemonya sisteminde isyanların kısıtlı olduğu, afyon patlamaların belirli koşularda gerçekleştiğini görüyoruz. Bu aslında düşünceleri dile getirmenin veya eleştirilerin bir yanının ağır basması, kişilerin toplum içinde bir tarafa tabi tutulmasının endişesidir daha çok.

Tarihte de bugün de bağımsızlık teriminin ortaya atılış nedeni ve neticeleri hep aynıdır. -Bir boyunduruk altından kurtulmak ve başka bir egemenlik oluşturmak. Bağımsızlık bayrağı ile yürüyüşe çıktığımız bu yolda aslında bir sonraki yürüyüşümüzün yolundan geçmiş oluyoruz. Ülkelerin uluslararası mecrada, tarihleri, kültürleri ve tüm insanıyla tanınmaları adına böylesi bir eylemin varlık gerekçesi tartışma konusu bile olamaz. Fakat böylesi bir konumdaki varlığın kolektivist sorumlulukları ortaya çıkmaktadır. Devletlerin birçok açıdan birbiriyle iş birliği içinde olmaları zaten bizlere her şeyden bağımsız bir bağımsızlığın, başka bir değişle bireysel bağımsızlığın gerçekleşemeyeceğini kanıtlar. Bu durumda yapılacak en samimi ve en başarılı bağımsız olma eylemi, tüzel varlık denilen bir devlet yönetiminin sadece kendisine ait olabilmesi veya dış güçlerin iç politikaya karışma yetisinin verilmemiş olmasıdır.

Şüphesiz ki bugün güncel sınırlarımızla geçmişe döndüğümüzde ortak bir tarihi, ortak bir kültürü inkâr etmek kendi değerlerimizi de bir nevi inkâr etmek demektir. Bağımsızlığın sınırlarını belirlemek ve bu sınırları belirlerken kültür, tarih başta olmak üzere ekonomik ve siyasi ilişkileri göz önünde bulundurmak gerekir. Aksi taktirde dünyaca tekrar haritaların yeniden çizilmesine şahit oluruz.

Bağımsızlık şatafatlı bir kelimedir fakat bundan ziyade böylesi bir kelimenin içini dolduracak, zemine basabilen düşüncelere, eylemlere ihtiyaç vardır. Yine şüphesiz ki bağımsız ve barış içinde bir yaşamın varlığı, çoğu zaman kan dökülerek süregelen bir tarihin ardından bugün bütün sınırlara saygı göstermekten geçmektedir.

Önceki Haber

43 Makedonya vatandaşı Ukrayna’dan tahliye ediliyor

Sonraki Haber

Kiev’den tahliyeler devam ediyor