1990 yılında Arnavutluk komunist sisteminden çıkıp çoğulcu sisteme geçiş yaptı. Hayatın her reformu başladığı gibi adalet reformu da başladı, ancak 28 yıldır devam eden bu yolculuk hala sürüyor.
Malik Hasa yazdı
Dilden dile geçen bir hikâyeye göre uluslararası kuruluşların verdiği 6 aylık adalet eğitimi kursunu tamamlayan kişi (elbette dost tanıdık müdahalesiyle) hâkim olarak atanıyor ve bir kaç yıl sonra, tam da emekliliğe ayrılacağı zamanda kendi oğlunun da, babasının aldığı 6 aylık kurstan farklı olarak, Hukuk Fakültesi’nden mezun olmuş, nihayetinde de (şüphesiz torpil sonucu) hâkim olarak atanmıştı.
Aynı günde iki şeye seviniyordu, emekliliğine ve oğlunun ilk duruşmasına… Bundan daha iyisi var mı? Oğlu mahkemeden gelir gelmez, birinci duruşmadan başarıyla ayrıldığı mahkeme duayenlerinden olan babasına koşar.
Aynı mahkemeden eski kurt olan babasına der ki, “Baba! Baba! Çok mutluyum. Ben bugün ilk duruşmama girdim ve büyük bir ustalıkla bir seferde davayı çözüme kavuşturdum.” Şaşkın baba oğluna nasıl bir dava olduğunu ve nasıl çözdüğünü sorar. Oğlu da dönüp der ki: Bir köyden iki kardeş geldi. Ne zamandır bir incir ağacı için tartışıyorlardı ve yıllardır bu dava üzerinde mahkeme süreçleri devam ediyormuş. Olay mahalline gitmemiz için emir verdim ve sonra da incir ağacını kestim. Böylece meseleyi kökten çözdüm…” Suskun ve gülümseyerek oğlu babasının kucaklamasını ve kendisine ‘Aferin’ demesini bekliyordu. Ancak eski kurt bağırdı ve hayatının yanlışını yaptığını söyledi.
“Sen ne yaptın böyle? Ben o incir ağacıyla büyüttüm seni, okuttum ve hâkim olarak atanabilmen için de ödedim… Sen ne yapıyorsun? Gidip incir ağacını kesiyorsun…”
Adamın oğlu, asla olamayacak bir adalet sisteminde bir incir ağacının meyvesi olduğunu daha yeni kavramıştı…
Herkes bunun yaşanmış bir hikâye olduğunu söyler, ancak ben kendimi kandırarak bunun tam da 28 yıl süren upuzun bir kâbusun olduğunu düşünmeyi yeğlerim. İşin kötüsü şu ki bu kâbusun biteceği de yok…
Adalette reform, adalette reform, adalette reform… Televizyonlarda gördüğümüz her şeyin öznesi bu, ancak ardından söylenenleri anlayamıyoruz, çok karışık, kocaman, anlamını bilmediğimiz kelimeler geliyor ardarda.
Onlarca reformun sonucu ve nihayet pasta üzerindeki kiraz: Tüm adalet kurumlarında veting uygulaması. Ne de güzel kulağa geliyor! Dajti Dağı’nın arkasında derinlerde bulunan bir köyde yaşayan saf ve samimi bir insan kolay kanabilir buna…
Rüyaları bir kenara bırakalım ve gerçek yaşama dönelim. Enerji çalındığı için, yasadışı su bağlantısı yaptığı için hapsedilmelere veya buna benzer ufak şeylerde takılmak istemem. Adı adalet olan, ancak iliğine kadar rüşvet ve adaletsizliğe batmış bir beladan söz etmek isterim. Hafif yaralanma sonucu trafik kazaların manasız tutuklamalara ve bunun sonucu olarak hâkimlerin, savcıların ve tüm adalet sisteminin bir rüşvet daha fazla alabilmek için yarışırcasına oyunlarına, sonucunda 5-10 veya 15 bin euronun rüşvet olarak verildiği ve daha sonrasında gerekçelendirilmeyen tutuklamadan dolayı devlete kesilen yüklüce bir faturanın yaşandığı durumlara da değinmek istemem. Klos köylerinden birinde 3 insanın yaşamına mal olan ‘adalet’ katilinden bahsetmek istiyorum. Umut ederim orada da tüm bunun müsebbibi bir incir ağacı veya bir çit olmuş olmasın, her ne kadar büyük ihtimallle yukarıda anlattığımız incir ağacı hikâyesi bu sefer bir trajedi ile sonuçlandı. Ya bizim siyasetçiler neyden bahsediyorlardı? Tam 28 yıldır yapımı bitmeyen bir yol için boşa savurdukları yemin ve taahhütleri mi? Veya asla oldurmak istemedikleri bir adalet sistemi mi? Onların hâlâ anlamadıkları şu ki incir ağacı hikâyeleri tekerrür ediyor, zira kurbanlar oy verenlerdir, oy verilenler değil. İncir ağacı hikâyelerine inananlar unutmamalı ki adaletin bu hale dönüştürülmüş olması bir gün bir incir ağacı hikâyesi onların da başına gelebilir.












