Memleketim Makedonya’da bu ara nekadar da güzel şeyler oluyor. Evet, ikamet ettiğim Ankara’dan yapabildiğim kadarıyla takip ettiklerim gerçekten de övgüye değer olaylar. “KÖPRÜ” ve “KARDELEN” dergileri varlıklarının yıldönümlerini kutladılar,böyle değerli başarıya imza atanları cani gönülden kutluyorum.
Değerli Prof. Dr. İlber Oltaylı ile 21 ARALIK TÜRKÇE EĞİTİM yıldönümü kutlamalarının görkemli geçtiğine kıskanmamak elde değil tabiki. İçimden keşke oralarda olsaydım diye bir ses geçiyor. TÜRKÇE EĞİTİM derken belirteyim ki, 1944 yılının aralık ayı Biz Makedonya Türkleri için çok önemli bir aydır, öyleki bu ay içerisinde, Türkçe Eğitim, Türk Dilinde “BİRLİK” gazetesinin yayın hayatı ve Üsküp Radyosu dahilinde Türkçe Programlarının sesi duyulmaya başladı. Bu yüzden de aralık ayı 1944 yılı Makedonya Türklerinin hatıralarından silinmeyen bir dönemdir. Tüm bunları anarken , belirteyim ki bugünlerde “BİRLİK” gazetesinin yayınlanmaması hepimizin üzüntüyle karşıladığımız bir durumdur. Derken Makedonya Türklerinin sesi olan bir gazetenin basımdan alınmasının üzüntümüzü dile getirirken şunu belirtmek isterim ki hayat devam ediyor ancak “BİRLİK” gazetemizin yerini bugüne kadar hiçbir yayının alamadığı gerçeği de doğrudur.
Türkçe Eğitimin bu yılki kutlamalarına değinirken, ilkokul öğretmenim rahmetli Fahrettin Ali’nin dersleri gözönümde canlandı. Bizlere nasıl da güzelim Türkçemizi öğrettiğini hatırladım. Derslerimiz hep Türkçe ve Matematik ile geçiyordu. Sultan Murat Camisinin avlusundaki “İRFAN” okulunda ilköğretimimi aldım. Öğretmenimizin bize gösterdiği ilgiyi hiç ama hiç unutmadım. Bilinen bir gerçek varsa o da ilkokul öğretmenlerimizin hayatımızın yollarını çizmekte bizlere eğitimleriyle yön gösterdikleri düşüncesi de doğru olanıdır. Yaşam da bu düşüncenin doğru olduğu göstergesidir.
TÜRKÇEM EĞİTİMİ – kutlamaları bana çocukluğumun “İRFAN” okulundaki eğitimimi ve de aynı zamanda rahmetli ANNEMİ anımsattı. Neden, diyen olursa, Annemin Türk olmaması ancak Türkçemizi bir Türk’ten daha güzel kullandığını öz ana dili ve de ona sıkıca bağlandığını, ailemizde Türklüğün görkemliliğini bizlere nasıl da aşıladığını bu yazımda az da olsa değinmek istedim.
Annem Prizren’li bir Sırp ailesinin en büyük kızı. Babamla tanışmaları çok ilginç. Babam Üsküp’ün bilinen ailesinden Nebi Efendi ile Münüre Hanımın küçük oğludur. Üsküp’ü Bulgar işgali dolayısıyla Prizren’e yerleşen babam Şerafettin, bir arkadaşının doğum günü kutlamasında bnnemle görüşüyor. Rahmetli babam müzik aletlerinden gitar ve akordiyonu güzel kullanırdı. E böyle olunca arkadaşının kutlamasında akordiyonuyla gider ve de orada annemle tanışırlar. Lafı fazla uzatmadan böyle bir kutlamadan sonra görüşmeler başlıyor babam ve annem arasında. Birbirlerine aşık oluyorlar. Babam da evlenme teklifini anneme yapmadan önce babası Nebi Efendiye mektupla bir Sırp kızına aşık olduğunu onunla evlenmek istediğini bildirir. Rahmetli dedem oğluna şöyle cevap verir:” Sevdiğin kızla evlenebilirsin biz razıyız, ancak oğlum Onu bütün hayat boyunca hiç kırmayacağından, üzmeyeceğinden emin isen , bu konuyu güzel düşündüysen,ikinize de mutluluklar” diye yanıt verir.
Böylece annem ve babam Prizren’de hayatlarını birleştirirler. Annemin ailesi mırın kırın ettiyse de durumu kabulleniyor. Anlatırken şunu belirtmek isterdim ki annem Üsküp’e geldiğinde babaannem ve dedem kendisinii öz kızları olarak kabul ederler. Annemin de güzel Türkçe’yi babaannemden öğrendiğini de vurgulamak isterdim. Babaannem Münüre Hanım Türkiye doğumlu, babasının Üsküp’e görevlendirilmesiyle geliyor. Makedoncayı bilmediğinden eş dostla sadece Türkçe konuştuğundan olacak ki, annemle de Türkçe konuşuşuyor. İlk zaman annem Türkçeyi bilmediğinden dolayı, babaannemin tüm konuştuğunu dikkatle dinleyerek her kelimesini hafızasına yerleştiriyor. Böyle olunca da annem doğru dürüst Türkçeyi kullanırdı, öyleki bizim yanlışlarımızı büyüdüğümüzde bile düzeltirdi… Annem ve babaannemin birbirleriyle nasıl da güzel anlaştıklarını hısım akrabalarımız, komşularımız örnek olarak dillendirirlerdi. Tabiki biz de evlatları olarak annemizle her konuda her durumda gurur duyardık.
Babannemden Türkçe’yi öğrenen annem İslam Dininin dürüstlüğünü dedemden öğrenmiş. Dedem, Murat Paşa camisinde Cuma namazını kıldıktan sonra bize gelir ve hafta sonları bizlerle kalırdı. Bu dönem içerisinde dedem anneme İslamın yücelliğini anlatırdı. Annem de dedem,den dinlediklerini sonraları bizlere anlatırdı.
Türk kültürünü bize aşılayan, beni kızkardeşim ve kardeşimin Türk okullarında eğitimimizi almamızı isteyen annemi nasıl da çok özlüyorum.
Hele Bayramlar bir başka olurdu evimizde. Annem Ramazan ve Kurban Bayramlarında kendi elleriyle açtığı baklavalarmızı bizlere yedirirdi. Devlet Bayramlarında ise meşhur revanisini yaptığında mutlu olurduk. Annemin adab kuralları da değişmezdi. Babam işten gelmeden bizi sofraya oturtmazdı. Beklerdik Babamızı, o gelmeden akşam yemeğimiz yenilmezdi. Babamın ve annemin sevgi dolu yaşamlarna bizlerin de ailenin evlatları olarak gururlanmamıza sebepti.
Çocukluğumun böyle bir ailede geçtiği ve annemin Türklüğü, Türkçemizi sevdirdiğini anlatırken tanıdığımız eş dost arasında Türk olmalarına rağmen evlerinde Makedonca konuşmaları da bize anlamsız geliyordu. Bugün bile böyle görüntülere rastlayabiliyoruz.
Anne ve Babamın sevgilerini anlatırken bizim oralarda insanlar arasında farkın yapılmadığını da vurgulamak isterdim. Annemden söz ederken bir konuya daha değinmek isterdim. Annem bir ara Üsküp’ün “ VUK KARACİÇ” okulunda Belediye kapsamında düzenlenen Türk genç kızlara dikiş – nakış kursunun öğretmeniydi. Her eğitim yılın sonunda kurstaki öğrencilerin hazırladıkları eserlerin sergisi düzenlenirdi. Bu sergilerde kızlarımızın tüm elişi hünerleri sergilenirdi.
Babam ve annem arasındaki sevgi hayatımız boyunca bize örnek oldu. Babamı kaybettikten sonra inanın ki annemi de kaybetmiştik, çünkü yaşamasına rağmen gölge gibiydi. Babamı kaybettikten kısa bir süre sonra annem de hakkın rahmetine kavuştu. Ve böylesi sevgiyle birbirine sarılan, hayat boyunca birbirlerini hiç üzmeyen ikilinin ölümden sonra birbiriyle olmaları hatırladığımız sevgileriyle bizlere güç kaynağı oluyor..
Yazımın sonunda şunu belirtmek isterdim ki, İnsan doğarken hangi dinden olursa olsun önemli değil önemli olan yaşamını nasıl yaşadığını hangi dinle, milletle kaynaştığıdır.
Sizleri çok özlüyoruz… Ruhunuz Şad, Mekanınız Cennet Olsun. Güzel İnsanlar.











