“Akl-ı selim, kalb-i selim ve zevk-i selim sahibi olunmalı”

Kuzey Makedonya’da doğup eğitim ve akademik yolculuğunu Türkiye’de sürdüren din eğitimi uzmanı Dr. Ümmi Murati ile kapsamlı bir söyleşi gerçekleştirdik. Din eğitiminin bireysel ahlak ve karakter gelişiminden çok kültürlü toplumlarda hoşgörü ve empatiye katkısına, dijital çağın gençler üzerindeki etkilerinden sahadaki yaygın eğitim çalışmalarına kadar geniş bir perspektifte gerçekleşen sohbeti ilginize sunuyoruz.

Esma SÜLEYMAN

  • Hocam, öncelikle sizi biraz tanıyabilir miyiz? Eğitim yolculuğunuz nasıl başladı?Sizi din eğitimi alanına yönlendiren temel motivasyon neydi? Din eğitiminin sizin kişisel ve akademik hayatınızdaki anlamı nedir?

Öncelikle bu röportaj vesilesiyle düşüncelerimi paylaşma fırsatı verdiğiniz için teşekkür ederim. 1986 yılında Gostivar’da doğdum, ilk ve orta öğrenimimi Makedonya’da tamamladıktan sonra lisans eğitimim için Türkiye’ye gelerek Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nden mezun oldum. Aynı üniversitede din eğitimi alanında yüksek lisansımı, Bursa
Uludağ Üniversitesi’nde ise “Çokkültürlü Bir Toplum Olarak Kuzey Makedonya’da Din Eğitimi” üzerine doktora çalışmamı tamamladım.

Din eğitimine ilgim, genç yaşlarda karşılaştığım değer aktarımının gücünü fark etmemle başladı. Küçük yaşlarda ailemden aldığım olumlu dinî eğitim, inancın sadece bir bilgi değil; insanın davranışlarını, ahlakını ve yaşam biçimini şekillendiren güçlü bir iç motivasyon olduğunu gösterdi.

İnanç, bireye hem bir dünya görüşü hem de zorluklar karşısında direnç, umut ve sabır kazandırır. Bu nedenle din eğitimi, yalnızca bilgi aktarmayı değil; insanın karakterini, maneviyatını ve ahlaki duruşunu geliştirmeyi amaçlayan bir süreçtir.

Lise yıllarımda Makedonya’da örgün din eğitiminin eksik olduğunu gözlemledim. Bu durum dinî bilgilerin çoğunlukla aile içinde veya kültürel aktarım yoluyla öğrenilmesine neden oluyordu. Ancak değişen dünya koşulları, yalnızca temel Kur’an öğretiminin yeterli olmadığını açıkça ortaya koyuyordu. Din eğitiminin okuma becerisiyle sınırlı kalmayıp, okuma–anlama–hayata yansıtma boyutlarını kapsaması gerektiğine inanıyorum. Bu farkındalık, beni akademik anlamda din eğitimi alanına yönlendiren en önemli motivasyon oldu.

  • Din eğitiminin bireyin ahlaki ve karakter gelişimindeki rolü üzerine neler söylersiniz?

Din eğitiminin bireyin ahlaki ve karakter gelişimindeki rolü merkezi ve derinlemesinedir; zira bu eğitim, karakteri iman temelli bir sorumluluk bilinci üzerine inşa eder. İbadetler aracılığıyla bireyde öz disiplin ve güçlü bir irade gücü geliştirilirken, ahlaki değerler (dürüstlük, merhamet, adalet) mutlak bir kaynakla ilişkilendirilerek kişinin iç kontrol (vicdan) mekanizması güçlendirilir.

Bu süreç, bireyin inandıkları ile davranışları arasındaki tutarlılığı sağlayarak kişisel bütünlüğü pekiştirir. Ayrıca din eğitimi, bireye sadece bireysel erdemleri değil, aynı zamanda empati, yardımseverlik ve sosyal adalet gibi kavramlarla toplumsal sorumluluk yükler; böylece bireyin kendi dışındaki varlıklara karşı duyarlı, toplumsal barışa katkı sağlayan ve bütünlüğü olan bir karakter geliştirmesini destekler.

  • İnanç temelli değerler, bireyin düşünme biçimi, davranışları ve yaşam felsefesi üzerinde nasıl bir etki oluşturur? Ahlak eğitimi, bireyin kişisel bütünlüğünü ve toplumsal sorumluluk bilincini nasıl şekillendirir?

İnanç temelli değerler, bireyin düşünce biçimi, davranışları ve yaşam felsefesi üzerinde bütüncül ve aşkın bir etki oluşturur; zira bu değerler, bireye sadece dünyevi değil, aynı zamanda manevi bir anlam ve amaç sunar. Bu manevi çerçeve, bireyin karşılaştığı etik ikilemlerde bilişsel bir süzgeç görevi görerek, kararlarını geçici fayda yerine mutlak ahlaki doğruluğa dayandırmasını sağlar ve zorluklar karşısında dayanıklılığını artırır.

Ahlak eğitimi ise, bu inanç temelli değerleri pratik hayata aktararak bireyin kişisel bütünlüğünü pekiştirir yani vicdanı ve öz
denetimi güçlendirerek inandıkları ile yaptıkları arasındaki tutarlılığı sağlar. Dahası, eğitim bireye empati, adalet ve hayırseverlik yükleyerek, onu sadece kendi yaşamına değil, kendi dışındaki tüm varlıklara ve sorunlara karşı duyarlı kılan, böylece toplumsal barışa ve insani gelişime katkı sağlayan sorumlu ve erdemli bir fert haline getirir.

  • Çalışmalarınızda sıkça “çok kültürlü toplumda din eğitimi” temasına değiniyorsunuz. Kuzey Makedonya gibi çok dinli ve çok kimlikli bir ülkede din eğitiminin temel amacı sizce ne olmalıdır?

Aslında bu iki hedef birbirinden bağımsız değildir; tam aksine birbirini tamamlayan süreçlerdir. Din eğitimi bir yandan ferdin kendi inanç kimliğini tanımasına ve korumasına yardımcı olurken, diğer yandan onu farklı inançlara sahip insanlara karşı saygılı ve anlayışlı olmaya yönlendirir. Bu nedenle din eğitimi hem kimliği güçlendiren hem de farklılıklar arasında ortak bir ahlak dili oluşturan bir yapıya sahiptir. Dil, kültür ve din bir toplumun ayakta kalmasının temel unsurlarıdır. Özellikle Kuzey
Makedonya gibi çok kültürlü toplumlarda din, toplumsal dengeyi sağlayan önemli bir birleştirici unsurdur.

Çok kültürlü toplumlarda din eğitimi yalnızca bilgi aktarımı değil; hoşgörü, empati, saygı ve birlikte yaşama kültürünü geliştiren bir değerler eğitimidir.

Bu yönüyle hem ferdin aidiyet duygusunu pekiştirir hem de toplumsal barışa katkı sağlar. Bu nedenle din eğitimi siyasal yaklaşımlardan uzak, bilimsel temelli, kapsayıcı ve insani değerlere dayalı bir çerçevede yürütülmelidir. Ancak böyle bir içerik hem kimliği koruyan hem de farklılıklar arasında köprü kuran bir din eğitimi anlayışını mümkün kılar.

  • Günümüz gençliği artık dini bilgiyi sadece aile ve okul ortamında değil; sosyal medya, dijital platformlar ve kısa içerikler aracılığıyla da edinmekte. Sizce bu dijital ortamlar gençlerin dini ve ahlaki gelişimi açısından bir fırsat mı, yoksa bir tehdit mi oluşturuyor?

Din eğitimi, dijital çağın bu hızlı dönüşümüne nasıl uyum sağlamalıdır? İnsan, yaratıldığı günden itibaren iyiyle kötüyü ayırt edebilme, seçme ve tecrübe etme özgürlüğüne sahip bir varlıktır. Bu durum her dönemde geçerlidir. Dolayısıyla gelişen her alan gibi dijital dünya da hem olumlu hem de olumsuz yönleriyle karşımızdadır. Bugün dijital ortamlar hayatımızın merkezine yerleşmiş ve özellikle gençler için bilgiyi edinmenin en yaygın yolu hâline gelmiştir. Günümüz gençliği dini bilgiyi artık sınıf ortamından çok dijital mecralardan öğrenmektedir. Bu alan doğru kullanıldığında büyük bir fırsat; yanlış yönlendirildiğinde ise ciddi bir risk barındırır. Çünkü dijital platformlar bilgiye hızlı erişimi, farklı kültürlerle etkileşimi ve değer temelli içeriklere ulaşmayı kolaylaştırırken; denetimsiz ve yüzeysel içerikler ahlaki gelişimi olumsuz etkileyebilir.

Bu nedenle din eğitimi dijital çağdan uzak durmamalı; aksine bu çağın diliyle gençlere ulaşmayı öğrenmelidir. Gençlere eleştirel düşünme, bilinçli kullanım ve doğru bilgiye ulaşma becerisi kazandırmak artık çok daha önemlidir. Doğru hazırlanmış dijital içerikler gençlerin manevi ve ahlaki gelişimi açısından büyük bir imkâna dönüşebilir; yönlendirilmemiş bir dijital ortam ise değer karmaşasına yol açabilir. Bu nedenle din eğitiminin temel görevi, dijital imkanları sorumlu, bilinçli ve değer odaklı bir şekilde kullanabilen bireyler yetiştirmektir. Bu vizyon doğrultusunda, akademik ilgi alanlarım arasında da yer alan ‘Eğitimde Dijitalleşme ve İnovasyon’ ekseninde; modern öğrenme ortamları için Sanal Gerçeklik (VR) tabanlı etkileşimli içerik tasarımı ve pedagojik materyal geliştirme süreçlerine odaklanıyorum.

Amacım; dini ve ahlaki değerleri soyut birer bilgi olmaktan çıkarıp, günümüz gençliğinin dijital dünyasıyla uyumlu, sarsılmaz ve etkileşimli bir öğrenme deneyimine dönüştürülmesine katkı sağlamaktır.

– Kuzey Makedonya’da din eğitimi uygulamaları üzerine konuşacak olursak… Ülkede örgün ve yaygın din eğitimi alanında gözlemlediğiniz mevcut durumu nasıl değerlendiriyorsunuz? Akademik çalışmalarınız dışında, sahada yürüttüğünüz yaygın din eğitimi faaliyetlerinden biraz bahseder misiniz?

Doktora çalışmamın temel çıkış noktasını, Kuzey Makedonya’daki din eğitimi politikalarında gözlemlenen yapısal istikrarsızlık ve kurumsallaşma sorunu oluşturmaktadır. Din eğitimi, sadece doktrinel bir bilgi aktarımı değil; bireyin kimlik inşasında, tarihsel bilinç kazanmasında ve toplumsal değerlerle bağ kurmasında stratejik öneme sahip bir pedagojik süreçtir. Ancak 1991’den günümüze uzanan tarihsel süreci analiz ettiğimizde, bu alanın ne yazık ki sosyo-politik konjonktüre ve değişen siyasi paradigmalara göre şekillendiğini görmekteyiz.

Seçmeli derslerin müfredata dahil edilmesi, iptal süreçleri ve yargı kararlarıyla kesintiye uğraması, eğitim sisteminde kalıcı bir hafıza oluşmasını engellemiştir. 2010 yılında hayata geçirilen “Dinlerde Ahlak” dersi bir adım olsa da meselenin hala bütüncül ve sürdürülebilir bir hukuki zeminine oturtulması ihtiyacı devam etmektedir. Tezimde temel olarak; din eğitiminin günlük siyasi polemiklerin ötesine taşınarak; sahih ve bilimsel verilere dayalı öğretim içeriklerine, evrensel pedagojik ilkelere ve sarsılmaz bir hukuki güvenceye kavuşturulması gerektiğini ifade ediyorum. Çalışmam, bu ihtiyaca cevap verecek nitelikte, laiklik ilkesiyle uyumlu ve çok kültürlü toplum yapısını destekleyen kurumsal bir model önerisi sunmaktadır.

Temel hedefim; bilimsel bir perspektifle, farklı inanç gruplarının eğitim sistemi içinde adil bir şekilde temsil edilmesini sağlamak ve bu yolla Balkanlar’daki toplumsal barış ile bir arada yaşama kültürünü daha dirençli ve sistemli bir geleceğe taşımaktır.

Toplumlarda kurumsallaşmanın tam olarak gerçekleşmediği, geçiş süreçlerinin yaşandığı ya da tarihi ve siyasal açıdan önemli dönüşümlerin meydana geldiği dönemlerde yaygın din eğitiminin her zaman varlık gösterdiği bilinmektedir. Kuzey Makedonya’nın kültür tarihinde de dinin önemli bir yere sahip olması, özellikle örgün din eğitiminin ihtiyaçları karşılamakta yetersiz kaldığı dönemlerde yaygın din eğitiminin tamamlayıcı bir işlev üstlenmesine neden olmuştur. Aslında yaygın din eğitimiyle ilgili sahadaki ilk deneyimlerim, Vrapçişte’de başlattığımız ve “öğrenmenin yaşı yoktur” anlayışıyla yürüttüğümüz çalışmalarla başladı.

Kur’an-ı Kerim okumayı öğrenme imkânı bulamamış hanımlarla yaptığımız bu ilk buluşmalar, hem sahayı tanımamı hem de din eğitiminin insan hayatındaki karşılığını daha yakından görmemi sağladı. İlahiyat Fakültesi’ne başladıktan sonra ise, birinci sınıftan itibaren tatil dönemlerini değerlendirerek çocuklara din eğitimi ve değerler eğitimi vermeye başladık. O yıllarda çocukların derslere büyük bir ilgi ve sevgiyle katılması, benim de öğretirken aslında ne kadar çok şey öğrendiğimi fark etmem, mesleki yönelimimde belirleyici oldu. Doğru kaynakları, doğru yöntemleri ve sevgi temelli bir yaklaşımı bir araya getirdiğimizde, değerler eğitiminin çocukların dünyasında ne kadar güçlü bir karşılık bulduğunu sahada birebir gözlemledim.

Değerler eğitiminin ilk şartının bilgiyi en güzel ve en doğru yolla aktarmak olduğunu o yıllarda çok net hissettim; bu nedenle din eğitimi alanına yönelmem aslında oldukça doğal bir sürecin sonucu oldu. Yaygın din eğitiminde temel gayem, ferdin ihtiyaç duyduğu doğru dini bilgiyi en güzel şekilde öğretmek, bu bilgiyi pedagojik bir hassasiyetle ve sevgi diliyle buluşturmak oldu. Çünkü sahada gördüm ki, bilgi ancak güzel bir yöntemle aktarıldığında anlam kazanıyor ve kalıcı hâle geliyor. Yıllardır güvenilir kaynaklara dayanarak yürüttüğümüz bu eğitimlerin artık daha kapsamlı, daha sistemli bir yapıya kavuşmasını amaçlıyoruz. Bu noktada özellikle annelerin sürece aktif biçimde dâhil olması benim için çok değerli. Çünkü anneleri eğitime katmak, yalnızca çocukların din eğitimi sürecini güçlendirmiyor; aynı zamanda aile içinde sağlıklı bir değer aktarımını da mümkün kılıyor.

17 yıldır devam eden bu çabaların nihai hedefi, çocukların sadece bilgi sahibi olmalarını sağlamak değil; okuduklarını anlamalarına, içselleştirmelerine ve değerleri samimiyetle yaşamalarına katkı sunmaktır. Sahada bunu adım adım görmek hem mesleki hem kişisel açıdan büyük bir anlam taşıyor. Bugünün şartlarında çocuklara en iyi eğitim olanaklarını sunmak, onların doğru bilgiyle, doğru yöntemle ve en önemlisi sevgiyle buluşmalarını sağlamak için hem anne-babaları hem de toplumu
işin içine katarak daha güçlü modeller geliştirmeye çalışıyoruz.

  • Son olarak, Balkan gençliğine bir mesaj vermenizi istesek… Sizce bugünün gençleri hem inançlarına bağlı hem de evrensel değerlere açık bireyler olarak nasıl yetişebilirler? Gençlere, hayatın anlamını, inancı ve ahlaki yönü keşfetme konusunda ne tavsiye edersiniz?

Bu soruya en güzel cevabı, rahmetli hocam Prof. Dr. Halis Ayhan’ın hem sözleriyle hem de yaşayarak öğrettiği prensiplerle vermek isterim. Hocamın hayatında gördüğüm üzere; akl-ı selim , kalb-i selim ve zevk-i selim sahibi olmak, insanın hem kendisiyle barışık hem de dünyaya açık bir duruş geliştirmesini mümkün kılar.

Akl-ı selim doğruyu arayan, sorgulayan ve hikmetli düşünmeyi ifade eder. Kalb-i selim, temiz niyet ve sağlam bir ahlakı; Zevk-i selim ise güzeli ayırt edebilen bir ruhu; Bilgiyi ahlakla, inancı sevgiyle ve düşünceyi hikmetle birleştirebildiğimizde hem köklerimizi koruyan hem de dünyayı doğru okuyabilen bir bakış açısı oluşur.

Böyle bir bakış, insanı daha dengeli, daha bilinçli ve daha olgun kılar. Kendiyle barışık, çevresine karşı yapıcı, işini severek yapan ve insanlık adına faydalı işler üretmeyi önemseyen bir yaşam anlayışı ise hem kişisel huzuru hem de toplumsal iyiliği beraberinde getirir.

Read Previous

Uçak kazalarında bir yılda 418 kişi hayatını kaybetti

Read Next

Ülkede sıcaklıklar sıfırın üzerinde seyrediyor