Bir Gece, Bir Şehir, Bir Felaket: 1963 Üsküp Depremi

26 Temmuz 1963 tarihinde saatler sabaha karşı 05:17’yi gösterdiğinde, Vardar’ın iki yakasına serilmiş asırlık kadim şehir Üsküp’te yaşayan şehrin sakinleri derin bir uykudaydı. Kimse, birkaç saniye sonra gerçekleşecek depremin ardından 1.070 canın sabaha uyanamayacağını bilmiyordu.

Kanat SÖZKESEN / TIMEBALKAN ÖZEL

Yerin yalnızca birkaç kilometre altında biriken o devasa ve acımasız enerji serbest kaldığında, 6.1 büyüklüğündeki sarsıntı kenti tam kalbinden vurdu. O şafak vakti Üsküp, saniyeler içinde kendi küllerinin üzerine çöktü.

Tarih boyunca Üsküp şehri ve çevresi, kayıtlara geçen üç büyük depreme şahit olmuştur. Bunlardan ilki, milattan sonra 518 yılında, bugünkü Üsküp şehrinin 4-5 kilometre kuzeybatısında bulunan Roma antik kenti Scupi’de meydana gelen, Richter ölçeğine göre yaklaşık 6,9 büyüklüğündeki depremdir. O dönemdeki kayıtlara göre şehrin çevresinde kilometrelerce uzanan dev yarıklar oluşmuş ve şehir yerle bir olmuştur. Nitekim depremin ardından şehrin, bugünkü kurulu olduğu Vardar Nehri’nin kıyısına taşınması, o dönemdeki verileri doğrular niteliktedir.

İkinci yıkıcı deprem ise Üsküp’ün Türk-İslam mimarisiyle yeniden yükseldiği dönem esnasında, 1555 yılında meydana gelmiştir. Otoritelerin tahmini verilerine göre depremin yaklaşık büyüklüğü Richter ölçeğine göre 6,4’tür. O dönemdeki kroniklere göre Üsküp Türk Çarşısı neredeyse tamamen yıkılmış, Taşköprü ağır hasar görerek kullanılamaz hâle gelmiştir. Osmanlı idaresi, yaşanan büyük yıkımın ardından kenti aslına sadık kalarak yeniden inşa etmiştir.

Bölgenin yüzyıllar arayla yaşadığı felaketler ise tesadüfi bir doğa olayı değildir. Tamamen bulunduğu coğrafya ile alakalıdır. Geç jeolojik dönemlerde iki tektonik bloğun kesişim hattında bulunmasıyla ilgilidir. Üsküp ise hattın sismik olarak en aktif fay hatlarına ev sahipliği yapan havzada yer alır. Havzanın güneybatısında ve kuzeyinde kilometrelerce uzanan hatlar, yeryüzüne oldukça yakın ve sığ bir biçimdedir. Bu sebepten ötürü hatlarda gerçekleşen ufak bir kırılma dahi, yerkabuğunun derinliklerinde sönümlenemediğinden, yeryüzünde yıkım oluşturabilecek sismik bir güce dönüşür.

Saat 05.17: Zamanın Durduğu o 20 Saniye

1963 yılına gelindiğinde Üsküp 26 temmuz saatler sabaha karşı 05:17 tam yirmi saniye sürecek olan depremle sabaha uyanmıştı. Bu deprem Üsküp’ün tarih boyunca kayıt altına alınan yaşadığı üçüncü depremdi. Depremin büyüklüğü richter ölçeğine göre 6.9 büyüklüğündeyken yerkabuğunun yaklaşık 5 kilometre altında, yani çok sığ bir odakta gerçekleşmişti.

Bu sığlık, sismik enerjinin yerkabuğunda sönümlenmesine fırsat vermeden doğrudan yüzeye çıkmasına neden oldu. Göz açıp kapayıncaya dek geçen o 20 saniyelik feci sarsıntı bittiğinde, asırlık kentin yüzde 80’i devasa bir enkaz yığınına dönüşmüştü.

O gece uyumak üzere yatağa giren 1.070 can sabah olduğunda uyanamadı; geriye kalanlar ise gözlerini Üsküp’ün asırlık hafızasını yutan devasa bir enkaz yığınına açtı.

Felaket esnasında yaralanan 3.300’ü aşkın kişi ise tedavi için Yugoslavya’nın diğer şehirlerine sevk edildi. Sabahın ilk ışıklarının ardından Yugoslav Halk Ordusu (JNA) birliklerinin sahaya ulaşmasıyla beraber yaklaşık 1 hafta sürecek olan arama-kurtarma faaliyetleri başlatıldı.

20 saniyelik sarsıntının yarattığı yıkımın en somut şahidi, kentin dünyaya açılan kapısı olan Üsküp Tren Garı oldu. Tren garı 1940 yılında inşa edilmiş ve dönemin en modern yapılarından biri olarak kabul görmekteydi. Ancak depremle beraber en acı tablolardan birine de ev sahipliği yapacaktı. Sabahın erken saatleri olmasına rağmen yolculuk telaşında olan onlarca insanın duyduğu son ses, lokomotifin sesi değil, yerin altından gelen uğultu sesiydi.

Depremin başlamasından birkaç saniye sonra merkez bilet holünün çatısı yolcuların üstüne doğru çöktü ve onlarca insan oracıkta hayatını kaybetti. Sarsıntının şiddetiyle beraber garın ön cephesinde bulunan devasa duvar saatinin mekanik çarkları, saat 05.17’yi gösterirken kilitlendi. Gar, aslı korunarak felaketin canlı bir anıtı hâline getirildi ve 1970 yılında Üsküp Şehir Müzesi hizmete girdi.

İdeolojik Duvarları Yıkan Enkaz

Depremin yaşandığı 1963 yılı, dünyada Amerika Birleşik Devletleri ve Sovyetler Birliği arasındaki 1962 Küba Füze Krizi’nin hemen sonrasıdır. Yani Soğuk Savaş geriliminin zirve noktasıdır. İki büyük güç, depremden birkaç ay önce küresel bir savaşın eşiğindeyken, felaket bölgesinde iki düşman ülkenin askerleri ideolojilerini bir kenara bırakarak kriz anında el sıkışıp enkaz altında bulunan insanlara umut olmaya çalışmıştır.

Öyle ki ideolojik olarak aynı çizgide olsalar dahi, 1948 yılında yaşanan diplomatik krizle iletişimden kopan Yugoslavya ve Sovyetler Birliği, Üsküp’ün uğradığı bu feci yıkım karşısında o on yıllık buzları bir kenara bıraktı. Tarihler 22 Ağustos 1963 tarihini gösterdiğinde, Tito’nun davetiyle Sovyetler Birliği lideri Nikita Kruşçev Üsküp’e ayak bastı. Onun bu ziyareti taziyenin ötesine geçerek dünyaya, ortak insani trajedilerde ideolojileri bir kenara bırakıp iş birliği yapabiliriz mesajını verdi.

Yaşanan felaket, dünya küresel bir savaşa doğru giderken vicdani ve insani duyguları uluslararası kamuoyuna hatırlatmıştır. Üsküp ise dünya diplomasi tarihine “Uluslararası Dayanışma Şehri” olarak geçmiştir. Nitekim depremin ardından Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu tüm ülkelere acil yardım çağrısında bulunmuş ve çağrının ardından tam 78 ülke Üsküp’e nakdi, tıbbi ve yapısal yardım göndermiştir.

Üsküp halkı ve yönetimi, enkaz altından uzanan bu küresel dostluk elini asla unutmadı; kentin haritasını adeta bir teşekkür nişanesine dönüştürerek yardım eden ülkelerin isimlerini sokaklara, okullara ve hastanelere kazıdı. Öyle ki Romanya’nın hibe ettiği tıp merkezine “Bükreş Polikliniği” adı verilirken, şehrin en işlek arterleri ise yardıma koşan ülkelerin anısına Varşova, Prag, Meksika ve John F. Kennedy caddeleri olarak yeniden adlandırıldı.

Bu küresel imece sadece Üsküp’ün yaralarını sarmakla da kalmadı. Adeta enkaza dönmüş şehrin kısa bir süre içinde tekrardan küllerinden doğarak inşa edilmesi gerekiyordu. Bu yüzden 1965 yılında şehrin planlı şekilde yeniden yapılandırılması için BM ve Yugoslavya hükümeti öncülüğünde düzenlenen uluslararası mimarlık yarışmasını dünyaca ünlü Japon mimar Kenzo Tange kazandı. Tange, sismik olarak oldukça hassas olan coğrafyayı Brutalizm Akımı doğrultusunda tekrar inşa edecekti.

Üsküp, 1963 yılında yaşanan o 20 saniyelik sarsıntıyla Eski Tren Garı’nın saati 05.17’de donacak kadar ağır bir fiziksel yıkım yaşamıştır. Ancak bu felaketin hemen ardından kurulan uluslararası yardım köprüsü, enkaz altından sarsılmaz bir insani dayanışmanın nasıl yükselebileceğini tüm dünyaya kanıtlamıştır.

Not: Bu yazı kaleme alınırken, Birleşmiş Milletler öncülüğünde yürütülen çalışmaları belgeleyen resmi “UN-UNDP (1970) “Skopje Resurgent” raporundan, sismik hasar parametrelerini içeren UNESCO (1968) “The Skopje Earthquake” teknik misyon dökümanından ve Yugoslavya Devlet Arşivleri’nin (Arhiv Jugoslavije) vesikalarından yararlanılmıştır.

Read Previous

Mamuşa Futbol Kulübü kuruldu