Makedonya Türkleri Hak ve Demokrasi Hareketi’nin Avrupa Cephesi’nden seçilen milletvekili Salih Murat, TDP Genel Başkanı Zülfikar Zeynula’nın Devlet Bakanı seçilmesinin ardından sert açıklamalarda bulundu.
Milletvekili Salih Murat, konuyla ilgili yaptığı açıklamada şu ifadelere yer verdi:
“Bugün mecliste, VMRO-VLEN hükümeti, teslimiyetçi TDP yönetimi sayesinde Makedonya Türklerini küçük düşürmeyi başardı.
İki buçuk yıldır bu ayrımcı, dışlayıcı hükümet, Türkleri toplumdan bilinçli ve planlı bir şekilde tamamen dışlamaktadır.
Bunu yaptıklarını belge ve yargı kararlarıyla tespit etmiş bulunmaktayım.
Bununla kalmayıp bu iki ortak, Türk siyasi yelpazesini ipotek altına almayı ve kendi çıkarlarına göre dizayn etmeyi başardılar.
Meclisteki konuşmamda, başbakanın huzurunda da belirttiğim gibi: bu boş koltuklu Türk bakanının atanması Türkler için bir kazanım değil, aksine büyük bir onur kırıcılıktır.
VMRO-VLEN’in derin hükümet projesi, Türklerin Avrupa cephesinde yer almasından ciddi biçimde rahatsız oldu. Var güçleriyle Türkleri bu yapıdan koparma planları yaptılar. Bu girişimler bize de her gün yapıldı; ancak duruşumuzdan ve prensiplerimizden asla taviz vermedik.
Ne hikmetse, Makedonya’daki bazı Türk kurumları, lobi grupları ve kişiler, VMRO’nun aracılığıyla önce TDP kongresini kendi çıkarlarına göre dizayn ettiler, ardından Avrupa cephesinden ayırdılar, hemen sonra sözde “stratejik ortaklık” kurdurdular.
Bununla da yetinmeyip bir yıl boyunca VMRO tarafından kapının dışında beklettiler, hizaya getirdiler, terbiye ettiler, parti içi muhalifleri teker teker susturmaları için talimat verdiler. Yine olmadı; Mickovski bu yapıya inanmadı, ayrı garantiler istedi, yine olmadı. Bunun üzerine Türk lobicileri Makedonya Türklerini pazarda mal gibi satanlar devreye girdi ve son bir dayatmayla, “rezil olmayalım, daha büyük parçalanmalar yaşanmasın” diyerek TDP başkanına boş bir koltuk verilmesi için ağlayıp sızlayarak Mickovski’ye yalvardılar.
Birinci stratejik ortaklık bataklık bir ortaklığa dönüştü; ikinci ortaklığın ömrü ise İş ve İşçi Bulma Kurumu’ndan boş bir bakanlık koltuğuna oturmaktan öteye gitmedi.
Bu ortaklık bir hükümet ortaklığı değildir bu, VMRO teslimiyetçiliğidir. Koskoca bir parti, Avrupa cephesinde saygın bir ortaklığa sahipken, VMRO’nun koltuğu altına girdi. Bununla hem kendi haysiyetini hem de Türklerin iradesini VMRO’nun ipoteğine bağladı.
Bu bakanlığın ne bütçesi, ne yetki alanı ne de etkisi vardır. Böyle bir bakanlık Devlet Organları Kanunu’nda dahi yer almamaktadır; Bakanlar Kurulu’nun alacağı bir kararla kişiye yetki verilecektir. Diğer bakanlarla eşit konumda olmayacak, adeta bir komisyon gibi çalışacaktır.
Diğer yandan, Türklerden her bakımdan daha küçük olan, bu devlette daha az nüfusa sahip bazı kurucu unsurlar, milli varlıklarını yeniden inşa ederek 5 aktif pozisyonu 2,5 yıl boyunca korumaktadır.
VMRO-VLEN’in derin yapıları, bu boş bakanlıkla bir taşla üç kuş vurdu:
TDP’yi Avrupa cephesinden ayırdılar, onu saygısız bir konuma düşürdüler, iradesine ipotek koydular tıpkı daha önce TMBH’ye ve Adnan Kahil’in hareketine yaptıkları gibi. Bu bile yetmedi, aynı çöp kutusuna yeni ortaklarını da koydular.
Bu boş bakanlıkla, milletvekillerinin parlamentoda susturulması için verilen bir sus payıdır. Sekiz kanun hâlihazırda Badenter mekanizmasından bloke edilmiş durumdadır. Bu teslimiyetçi zihniyet daha önce desteklemeyeceklerini söz verdikleri halde şimdi destek vermeyecekler.
İzleyip göreceğiz bu boş koltuğu kullanacaklar, bunlarla beraber de asla gerçek Badenter yetkisine sahip olamayacaklar. Badenter, Avrupa cephesinin elindedir ve bu gerçektir, hükümeti büyük bir bunalıma sürükleyecektir.
Kimileri bunu büyük bir başarı olarak görüyor. Oysa bu iki derin yapı isteselerdi, içlerinde üç Türk siyasi yapıyı barındırdıkları ve ipotek altına aldıkları için ellerindeki 24 işlevsel bakanlıktan birini Türklere verebilirlerdi. Vermezler; çünkü iktidarlarını milimetrik dahi paylaşmak istemiyorlar. Türkleri pasifleştirip susturmak, her iki taraf da bilinçli asimile etmek istiyorlar
Hükümet programında Türk toplumunun tek bir sorununa dahi çözüm önerisi yer almamaktadır. Üst düzey devlet görevlerinde, kurumsal atamalarda Türklere hiçbir yer öngörülmemiştir. Bu, tesadüf değil, bilinçli bir dışlama politikasıdır.
Bunun arkasında bir de acı bir gerçek vardır: bu süreci tasarlayan, dayatan lobi grupları ve belirli kişiler, Türk toplumunun ortak menfaatini değil, kendi kişisel kariyerlerini düşünmüşlerdir.
Bu sorumsuz hareket, yalnızca bizi değil; toplumumuzun diğer milletler nezdindeki ve siyasi camiadaki itibarını da ağır biçimde zedelemiştir.
Ama onların bu düşüncesi, asla başaramayacakları bir hesaptır.
Sorumluluk Mickovski’dedir. Bu andan itibaren, bu iki buçuk yıl boyunca Türklere yönelik ayrımcılığın tek sorumlusu, bu politikaları kabul eden o boş koltukta oturan bakan ve bu süreci kuran lobi grupları ile kişilerdir.
Benim için mecliste siyaset yeni başlıyor, çok heyecanlı olacak. Hiç kimse rahat olmayacak. Bir gün, Türkleri bu duruma düşürenler hesap verecekler kişisel çıkarları uğruna Türk benliğini, iradesini ve varlığını pazarda mal gibi Mickovski’ye ve Adnan Azizi’ye teslim ettiler.
Türkleri bu oluşumlardan, bu kurumlardan, bu derin yapılardan kurtaracağız. Takipte kalınız.
(Mecliste konuşmamın özeti tarihe not düşmek içindir. Tüm konuşmamı Türkçe olarak ileriki günlerde paylaşacağım.)”











