On yıllarca hafızalardan sessizce silinmeye çalışılan Batı Trakya Türklerinin sesini dünyaya duyuran, sırf kendi kimliğini korkusuzca haykırdığı için hapis cezasına çarptırılan ve tam 31 yıl önce bugün şüpheli bir trafik kazası sonucu vefat eden Dr. Sadık Ahmet, o dönem rejimin tüm baskılarına rağmen Türk halkının verdiği varoluş mücadelesinin yegâne temsilcisidir.
Kanat SÖZKESEN / TIMEBALKAN ÖZEL
Onun tek başına yaktığı meşale; baskılara boyun eğmek istemeyen bir halkın direniş sembolü oldu. Gümülcine’de, İskeçe’de, Dimetoka’da çaresizce dilini ve kimliğini kaybedeceğini düşünen Türk’ün sönmeyen umut ateşi olmuştur.
Yunan halkı, 1789 yılında gerçekleşen Fransız İhtilali’nin ardından ortaya çıkan milliyetçi akımlar doğrultusunda, asırlardır himayesi altında bulunduğu Osmanlı İmparatorluğu’na defalarca kez isyan etmiş; ancak isyanlar her ne şiddette olursa olsun Osmanlı ordusu tarafından bastırılmıştır. Ancak tarihler Mart 1821’i gösterdiğinde başlayan isyanlar, ilerleyen yıllarda uluslararası destek bulması sonucu 1830 yılında Yunanistan’ın bağımsızlığıyla sonuçlanmıştır.
1821 İsyanı ile başlayan süreç, Yunan milliyetçiliğinin asırlık Türk karşıtlığını açık bir etnik temizliğe dönüştürdüğü kırılma anıdır. Türk nüfusun yoğun olarak yaşadığı Mora Yarımadası’nda, 23 Eylül 1821’de yapılan antlaşmalara rağmen Tripoliçe’nin düşmesinin ardından kısa süre içerisinde yaklaşık 40.000 savunmasız Müslüman Türk acımasızca katledilmiştir. İsyanın şiddetini artırdığı günlerde farklı bölgelerde de Türklere karşı sistematik katliamlar gerçekleştirilmiştir. 1830 yılına gelindiğinde ise bağımsız Yunanistan topraklarında yaşayan Türk nüfusu yok denecek kadar azalmıştır.
Balkan Savaşları’na geldiğimizde de asırlık düşmanlık azalmak yerine daha da kurumsallaşmış ve organize bir devlet politikasına dönüşmüştür. Yunanistan’ın bu tutumu doğrultusunda, Balkan Savaşları ve sonrasındaki çatışmalar sonucunda elde edilen bölgelerde yaşayan Türk halkı ya sistematik bir şekilde katledilmiş ya da anavatana zorunlu göçe maruz bırakılmıştır.
Millî Mücadele’nin ardından imzalanan Lozan Antlaşması, Yunanistan topraklarında akan Türk kanını büyük ölçüde durdurmuştur. Ancak Atina yönetimi, sistematik etnik temizlik politikaları yerine on yıllar boyunca sürdürülecek asimilasyon ve caydırma politikalarına yönelmiştir. Özellikle 1974 Kıbrıs Barış Harekâtı’nın Yunanistan aleyhine sonuçlanmasının ardından Batı Trakya’da yaşayan Türk halkına yönelik baskılar artmıştır. Batı Trakyalılar, tam da bu dönemde tarih sahnesine çıkacak olan Dr. Sadık Ahmet’in öncülüğünde hak arayışlarını sürdürecektir.
Asimilasyona Karşı Bir Çığlık: Dr. Sadık Ahmet
Dr. Sadık Ahmet, 7 Ocak 1947 tarihinde Küçük Sirkeli Köyü’nde dünyaya geldi. Babası Ahmet Efendi ve annesi Fehime Hanım, kendisine bölgenin ileri gelenlerinden olan dedesi Değirmenci Sadık Efendi’nin ismini vermiştir.
Doğduğu yıllarda Yunanistan’da, İkinci Dünya Savaşı’nın ardından büyük bir iç savaş patlak vermişti. 1946-1949 yılları arasında gerçekleşen Yunanistan İç Savaşı esnasında yaklaşık 185.000 sivil yaşamını yitirdi. Bu dönemde, Türk karşıtı çetelerin otorite boşluğundan faydalanarak Batı Trakya’da Türklerin yaşadığı köylere baskınlar düzenlediği ve Türkleri hedef aldığı bilinmektedir. Nitekim Ahmet ailesi de iç savaş sırasında gerçekleştirilen baskınlarda yakınlarını kaybetmiştir.
Sadık Ahmet’in çocukluğu, doğduğu Küçük Sirkeli Köyü’nde geçti. Burada ilkokul eğitimini tamamladıktan sonra, 1960 yılında ortaokul ve lise eğitimi için Gümülcine’de bulunan Celal Bayar Ortaokulu ve Lisesi’ne kaydını yaptırdı.
Daha genç bir lise öğrencisiyken akranlarından sıyrılan Sadık Ahmet, diğerlerinin aksine yalnızca kendi geleceğini değil, Batı Trakya’da yaşayan soydaşlarının geleceğini de dert eden bir kimlik bilincine sahipti. Nitekim bu bilinç, lise üçüncü sınıf öğrencisiyken Batı Trakya Türklerine ait Akın Gazetesi’nde yayımlanan “Müslümanlık ve Türklük” adlı yazısından da anlaşılmaktadır.
1966 yılında liseden mezun olan Sadık Ahmet, aynı yıl Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi’ne kaydını yaptırdı. Ancak Ankara’daki eğitimini ilk yılında yarıda bırakarak Selanik Aristoteles Üniversitesi Tıp Fakültesi’ne geçiş yaptı. Nitekim Türkiye’de bulunduğu süre içerisinde sahip olduğu kimlik bilinci daha da pekişmiş ve ilerleyen yıllarda toplumu uğruna yükselteceği sesin temelleri atılmıştır.
Sadık Ahmet’in memleketine döndüğü yıl olan 1967’de, Yunanistan’da Kral ile hükümet arasındaki anlaşmazlıkların yol açtığı siyasi istikrarsızlık sonucunda silahlı kuvvetler yönetime el koydu. Gerçekleşen bu darbe, literatürde Albaylar Cuntası olarak geçmektedir. Dönemin askerî rejimi, Kıbrıs’ta yaşanan gelişmelerin de etkisiyle Yunanistan anakarasında ve Batı Trakya’da yaşayan Türklere yönelik asimilasyon politikalarını daha da sertleştirmiştir.
1974 yılında gerçekleşen Kıbrıs Barış Harekâtı’nın ardından Yunanistan büyük bir hayal kırıklığına uğramış ve Enosis hayali, Akdeniz’in soğuk sularına gömülmüştür.
Rejimin şiddetli reaksiyonundan korkan on binlerce Batı Trakya Türkü, o yıl içerisinde Yunanistan’ı terk ederek anayurda göç etmek zorunda kalmıştır. İşte Dr. Sadık Ahmet, tarihin Batı Trakya Türkleri için adeta bir kırılma noktası olan bu karanlık yıl içerisinde, genç bir doktor olarak tıp fakültesinden mezun olmuştur.
Halkının çaresizlik içerisinde göç ettiği bu atmosfer, onun yalnızca mesleğini icra eden sıradan bir hekim olarak kalmasını imkânsız kılmış ve kendisini Batı Trakya Türklerinin hak mücadelesinde öncü bir konuma taşıyan tarihsel süreci başlatmıştır.
Mahkeme Salonunda Bir Başkaldırı: “Türk’üm ve Öyle Kalacağım!”
Atina yönetimi, takvimler 1980’lerin ortasını gösterdiğinde Batı Trakya’daki Türk varlığını tamamen görünmez kılmak adına sinsi bir hukuk savaşı başlatmıştır. İsminde “Türk” ibaresi geçen tüm derneklerin kapatılması ve tabelaların zorla indirilmesi, asırlık azınlığın kimliğine vurulmuş en ağır darbelerden biri olmuştur.
İşte Atina yönetiminin Lozan Antlaşması’nı çiğneyerek bölgedeki Türkleri eşit vatandaş olarak kabul etmemesi doğrultusunda uyguladığı inkâr ve asimilasyon dalgasına karşı Dr. Sadık Ahmet, kurucularından olduğu Batı Trakya Azınlığı Yüksek Tahsilliler Derneği bünyesinde 1985 yılının sonbaharında, bu zulmü dünyaya duyurmak ve meşru hak taleplerini ortaya koymak amacıyla bir imza kampanyası başlatmıştır.
Kısa bir süre içerisinde yaklaşık 15.000 imzanın toplanması, Atina yönetimini ciddi şekilde rahatsız etmiştir. Nitekim 9 Ağustos 1986 tarihinde arabasının önü polisler tarafından kesilerek tutuklanan Sadık Ahmet, hakkında açılan davalar vasıtasıyla yürüttüğü bu hak arama mücadelesinden caydırılmaya çalışılmıştır. Hakkında açılan davalar, Sadık Ahmet’in tanınırlığının artmasına ve tüm Batı Trakya Türk toplumunun onu lider olarak benimsemesine sebep olmuştur.
Dr. Sadık Ahmet, Yunanistan’daki ana akım partilerin baskıcı politikalarına karşı Batı Trakya Türk Azınlığı’nın sesini duyurmak amacıyla Haziran 1989 genel seçimlerinde “Güven” (Empistosini) bağımsız listesinden milletvekili adayı olarak Yunanistan Parlamentosu’na seçilmiştir.
Seçim çalışmaları boyunca Batı Trakya’daki halka “Türk” ibaresiyle hitap ettiği için hakkında düzenlenen iddianame ile “halkı genel huzursuzluğa sevk etmek, fitne çıkarmak ve kamu düzenini bozmak” gibi asılsız iddialarla Selanik Ceza Mahkemesi’nde yargılanmıştır. Yunan makamları, Lozan Antlaşması’na sığınarak bölgede yalnızca “Müslüman” bir azınlık olduğunu iddia etmiş ve Türk kimliğini açıkça reddetmiştir. Dava sonucunda 18 ay hapis cezasına çarptırılan Dr. Sadık Ahmet, 26 Ocak 1990’da cezaevine girerken tarihe geçecek şu sözleri söylemiştir:
“Sadece Türk olduğum için hapse götürülüyorum. Eğer Türk olmak suçsa, tekrarlıyorum: Türk’üm ve öyle kalacağım!”
Cezaevinde yaklaşık 2 ay boyunca mahkûm kalan lider, uluslararası kamuoyunun baskıları sonucu serbest bırakılarak cezası para cezasına çevrilmiştir. Hiç vakit kaybetmeden Nisan 1990 seçimlerinde yine bağımsız listeden aday olmuş ve milletvekili seçilmiştir. Milletvekilliği süresi içerisinde, 12 Eylül 1991 tarihinde Batı Trakya Türklerinin hak mücadelesini güvence altına almak adına Dostluk, Eşitlik ve Barış Partisi (DEB)’ni kurmuştur. Partinin Yunanca resmî adı ise Komma İsotitas, İrinis ke Filias (ΚΙΕΦ)’tir.
Dr. Sadık Ahmet, 10 Ekim 1993’te düzenlenen genel seçimlerde partisi olmasına rağmen bağımsız listeden aday olmuştur. Ancak Yunanistan Seçim Kurulu’nun getirdiği yeni seçim barajı, hem siyasi partilerin hem de bağımsız adayların meclise girebilmesi için ülke genelinde yüzde 3 oy alma zorunluluğu getirmiştir. Böylelikle Sadık Ahmet, tek başına 24.952 oy almasına rağmen parlamentoya seçilememiş ve Türk azınlığı parlamentodaki temsil hakkını kaybetmiştir.
Yunan yönetiminin tüm yasal engelleme ve baskılarına karşı geri adım atmayan lider, Lozan Antlaşması’nın yıl dönümünde, 24 Temmuz 1995 tarihinde gerçekleşen şüpheli bir trafik kazasında vefat etmiştir. Vefatının 31. yıl dönümünde, Batı Trakya Türklerinin yegâne sesi olan merhum Dr. Sadık Ahmet’i rahmet ve minnetle yâd ediyoruz.
Not: Bu köşe yazısının hazırlanmasında; Batı Trakya Türklerinin siyasi hak mücadelesini arşiv
belgeleri üzerinden aktaran Doç. Dr. Nilüfer Erdem editörlüğündeki Doktor Sadık Ahmet adlı
kitap ile Dr. Sadık Ahmet’in Yunanistan Parlamentosundaki diplomatik adımlarını ve azınlık
hakları vizyonunu inceleyen “Yunanistan Parlamentosunda Bir Türk: Dr. Sadık Ahmet” başlıklı
akademik makale esas alınmıştır.




















