Kosova-Sırbistan ‘Final Anlaşması’ Müzakereleri: Beklentiler ve Çıkmazlar

Kosova ve Sırbistan kültürel, siyasal, etnik ve dini olarak farklı olan iki komşu ülke. 1912 yılında Osmanlı Devleti’nin Balkanlardan çekilmesinden sonra Arnavutluk’tan kopararak Kosova’yı işgal eden Sırbistan kesintisiz bir şekilde 1999 yılına kadar idare etti. 2 milyon dolayında nüfusa sahip ülkede, Sırpların tüm asimilasyon ve baskı politikalarına rağmen Kosova’da yaşayan % 90’dan fazla Arnavutları etnik ve dini olarak asimile olmadı. Bu durumu sağlayan en büyük sebep ise Kosovalıların Osmanlı mirasından kaynaklanan İslami ve Arnavut kimliğin korunmasıdır. 

Omer Jashari / Dünya Bülteni

1990 yılında Berlin duvarının yıkılması ve Sovyetler Birliği’nin dağılmasından ardından Balkanlar’da başlayan etnik ve dini çatışmaları sonucunda eski Yugoslavya federasyonu parçalandı, Bosna Hersek ve Kosova gibi Müslüman nüfusun çoğunlukta olduğu bölgeler de bağımsızlığını ilan etmek istedi. 1998 yılında başlayan Kosova savaşına NATO’nun müdahalesi sonucunda Kosova Sırbistan’dan ayrılmaya başardı. Uluslararası camianın sponsorluğunda gerçekleştirilen bu olay, aynı zamanda bölgesel bir diyalog yolunu açmak için fırsatları araladı. ABD’nin başını çektiği Batı dünyası bir yanda Kosova’nın tarihsel haklılığını tanırken, diğer yandan Sırbistan’ın da tamamen Rusya’nın yanında yaklaşmasını engellemek için diyalog yolunu teşvik ettiler. Bugün Sırbistan, Rusya’yı da arkasına alarak Kosova’nın bağımsızlığına itiraz ederken, ABD, AB ülkeleri ve Türkiye Kosova’nın bağımsızlığını desteklemektedirler.

Bu çerçevede Modern Balkan tarihinde Kosova ile Sırbistan arasında birçok gizli ve açık müzakere toplantıları gerçekleştirildi. Günümüzde ise söz konusu müzakerelerin ‘final’ anlaşmasıyla taçlandırılması için gerek ABD ama özellikle de AB son derece kararlı gözüküyor. Söz konusu diyaloğunu ABD ve diğer Batı ülkeleri de de desteklemektedir.

Avrupa Birliği Dışişleri ve Güvenlik Politikaları eski Yüksek Temsilcisi Catherine Ashton ile başlayan ve Federica Mogherini ile devam eden müzakerelerin, AB 6 ile 9 ay süre zarfında iki tarafın anlaşmasını sağlanmasını hedeflemektedir. Buna göre Belgrad ile Priştine arasındaki ilişkilerin normalleşmesi ve hukuki bağlayıcılığı olacak şeklinde bir anlaşmanın sağlanması hedeflenmektedir. Söz konusu bu zaman zarfında bir yanda AB’nin performansı, diğer yandan da müzakere eden liderlerin de el sıkışma hazırlığı ve ilgili ülkelerin muhalafetin pozisyonu diyalog sürecini ve başarısını belirleyecektir. Eğer iki ülke arasında somut bir normalleşme anlaşması çıkmazsa yabancı diplomatlara göre Dayton gibi uluslararası bir konferansın düzenlenebileceğini ihtimal yüksek.

Anlaşmanın sağlanması için AB’nin kolaylaştırıcı rolü ile ilk toplantı 24 Haziran’da Brüksel’de gerçekleştirildi. 3 saatten fazla süren görüşmede Kosova Cumhurbaşkanı Haşim Thaçi ve Sırbistan Cumhurbaşkanı Aleksander Vuçiç’in yanı sıra Mogherini de yer aldı. Toplantıdan sonra açıklama yapan Thaçi, ‘müzakereler beklediğimden zor geçti’ ifadelerini kullandı. Aynı minvalde açıklama yapan Vuçiç de müzakerelerin çok zor olduğunu ancak tüm sorunların diyalog ile çözülmesi gerektiği konusunda mutabık kaldıklarını ifade etti.

Priştine-Belgrad Müzakere Geçmişi

Priştine ile Belgrad yetkilileri arasında Batı arabuluculuğunda doğrudan temas ve diyalog süreci 1999 yılında savaşın devam ettiği sürece Fransa’nın Paris kentinde ‘Reimbulle konferansı olarak bilinen süreçle Sırbistan’ın Kosova’ya yönelik etnik savaşını bitirme amacıyla AB, ABD ve NATO’nun sponsorluğunudu gerçekleştirilmiştir. Sırbistan’ı temsil eden eski Cumhurbaşkanı Slobodan Miloşeviç Kosova’dan el çekecek hiçbir anlaşmaya yanaşmayacağını belirtse de Sovyetler Birliği’nin de çöküşü ve NATO’nun askeri müdahalesi Sırp kanadını anlaşmaya kabul etmemelerine rağmen zorlamıştı. Diğer yandan Kosova ekibini UÇK’nın siyasi büro başkanı Haşim Thaçi ve Kosova’nın ilk Cumhurbaşkanı İbrahim Rugova’nın yanı sıra Veton Surroi, Rexhep Qosja, Blerim Shala vd. tanınmış bazı entelektüel ve gazeteciler temsil diyordu. Kosova ekibinde açık bir şekilde UÇK liderleri ile sivil kanat arasında ciddi bir gerginlik söz konusuydu. Bu gerginlik savaştan sonraki geçiş sürecinde de uzun dönem devam etmiştir.

Kosova ile Sırbistan arasındaki doğrudan temasların yapıldığı ikinci bir görüşme silsilesi ise 2002 yılından itibaren ‘Viyana Süreci’ ile tanınan görüşmelerdir. Kosova’nın nihai statüsü ile ilgili yürütülen görüşmelerde Priştine’yi Cumhurbaşkanı Rugova’nın önderliğinde geniş katılımlı ‘birleşik temsilciler’ olarak tanınan takım tarafından yürütülüyordu.

Viyana görüşmeleri Kosova açısından olumlu sonuçlar doğururken, Sırplar açısından aynı sonucu verdiğini söylemek mümkün değildir. Kosovalı siyasetçiler hem birlik ve beraberlik mesajı verirken aynı zamanda uluslararası bir toplantıda başarılı bir şekilde temsiliyet gösterme becerileri ortaya çıktı. ‘Ahtisari Planı’ olarak bilinen önerisinde Kosova’ya gözetim altında bağımsızlık verilirken, Kosova’da yaşayan Sırplara da geniş hakları tanınmıştı. Priştine bu öneriyi kabul ederken, Sırplar reddetmişlerdi.

Belgrad-Priştine arasında görüşmeler Kosova’nın bağımsızlığından 2013 yılında AB’nin arabuluculuğunda ve ABD’nin desteği ile teknik sorunlarını halletmek üzere ‘Brüksel süreci’ ile devam etti. Söz konusu bu dönemde birçok anlaşma imzalandı. Başta serbest dolaşım olmak üzere kadastro, enerji, güvenlik ve birçok teknik alanında 20’den fazla anlaşmalar imzalandı. Ancak masa başında varılan birçok anlaşma fiili olarak sahada hiçbir zaman tam anlamıyla uygulanamadı. Yine bu süreçte iki ülkenin ilişkilerini etkileyen bir dizi provokasyon ve sorun yaşandı.

Sırbistan’ın Beklentileri ve Çıkmazları 

Diyalog sürecinden iki ülkenin beklenti ve çıkarı farklı olsa da Batı dünyasının irade dışına çıkmamak adına Sırbistan ile masaya oturmuş vaziyette. Sırbistan’ı temsil eden Cumhurbaşkanı Aleksander Vuçiç Batı desteğini almış etkili bir siyasetçidir. Vatandaşlarının asıl sorunları ekonomik olduğunu bilen Vuçiç, Kosova meselesinde ‘ne alabilirsek iyi’ mantığı ile hareket ediyor. Vuçiç’in ana argümanı Kosova’yı zaten bir şekilde elden çıkarttık ama ‘ne koparabilirsek’ fikri. Dondurulmuş olan bir sorundan ziyade çözüme yönelmek hem Sırbistan’ın geleceği hem de Kosova’da yaşayan Sırplar için daha faydalı olacağını savunuyor. Bunun için Belgrad’ın ana hedefi Kosova’yı bölerek toprakların bir kısmını Sırbistan’a bağlamak. Sırbistan’ın diyalogtan ikinci olarak Bosna’da olduğu gibi organize olmuş idari olarak yetkili ayrı bir Sırp topluluğu yaratmaktır. ‘Sırp Belediyeler Birliği’ Kosova hükümetinde bir Sırp tarafından Başbakan yardımcısına bağlı olmasını öngörüyor. Diyalogun sonunda aynı zamanda Sırbistan’a AB’ye girişi sağlanacak ve düzenli olarak ABD tarafından ekonomik yardım alabilecektir.

2011 yılında anlaşmaya varılmış ancak hala yürürlüğe konmamış ‘Sırp Belediyeler Birliği’ diyaloğun en önemli meseleler arasında yer almaktadır. Diğer yandan Sırbistan’daki muhalefet Kosova’yı ‘Sırbistan’ın Kudüsü’ olarak tanıtıyor ve Kosova meselesinde hiçbir taviz verilmemesi konusunda mücadele ediyor. Muhalefetin yanında Sırbistan’da diyaloğa itiraz eden Sırp Ortodoks Kilisesi de mevcuttur. Her fırsatta Kosova’yı kutsal olarak tarif eden Sırp kilisesi Kosova’daki Ortodoks kilisesi mirasına sahip çıkmaya davet ediyor.

Vuçiç’in buna cevabı ise Kosova sorununu bir referandumla belirlenmesi fikri. Vuçiç yaptığı bir açıklamada ‘Ben günde sadece Kosova için gizli ve açık olan 500-600 sayfa metin okuyorum ve diğerlerinden fazla bilgiye sahibim, bunun için Sırpların geleceği için adım atmam şart’ diyerek yakında Kosova meselesi için bir öneride bulunacağını açıkladı.

Ancak Cumhurbaşkanı Vuçiç bugün politik ve toplumsal tabanı açısından Sırbistan’ın en güçlü lideri olmasına rağmen yine de Kosova meselesi Sırplar açısından hem kutsiyet hem de tarihsel bir iddiayı barındırdığı için Kosova’yı vermesi halinde başta Vuçiç’in hayatı olmak üzere Sırp radikaller tarafından ciddi risklerle karşı karşıya kalabilir. Zira Sırp toplumu şeklen modernleşmeyi yaşamış bir toplum olsa da zihni, etnik ve Ortodoks muhafazakâr kültürü toplumun bir kesimini etki altına tutmaktadır.  1990’lı yıllarda Balkan coğrafyasında Sırpların yaptıkları katliamlarda da görüldüğü gibi Sırp toplumunda radikal adımlar atabilen bir kesim mevcuttur. Sırbistan’ın derin devleti olarak da adlandırılan bu kişiler eski ordu, özel kuvvetler mensupları, siyasetçi ve kilisenin adamları olarak biliniyor.

Kosova’nın Beklentileri ve Çıkmazları 

Kosova kanadındaki beklentilere baktığımızda bağımsızlıktan sonra en önemli hedef uluslararası camiada tanınmaktır. ABD, İngiltere, Fransa, Türkiye ve Suudi Arabistan tarafından bağımsızlığını tanıdığı Kosova bağımsızlığını, Rusya, Çin ve Avrupa’da İspanya tarafından itiraz ediliyor. Bunun için Kosovalı siyasetçiler AB sponsorluğunda Belgrad ile diyalog sayesinde hem bir anlaşma olabileceği hem de uluslararası tanınırlığı sağlanabileceği umudunu taşımaktadırlar.  Kosova kanadı olası bir anlaşma kapsamında Rusya ve Çin vetosundan kurtulacak mutlaka Kosova’nın BM’de devlet olarak kabul edilmesi ile neticelendirmek istiyor. Bu çerçevede Kosova’nın diğer önemli bir amacı da BM gibi uluslar arası kurumlarda Filistin veya Kıbrıs kaderini paylaşmamaktır. Bunun için Sırbistan’la olası bir anlaşma dünyaya entegrasyonunu sağlayarak masadan kalkmak istiyor.

Kosova’daki hakim kanaat Sırbistanla hiçbir şekilde territoryel egemenliği ve idari bütünlük üzerinde bir müzakere edilmemesi ve bu yönde ‘kırmızı çizgilerin’ olması gerektiği görüş. Priştine’nin amacı karşılıklı olarak Kosova ve Sırbistan birbirini tanımasıyla neticelenmesidir.

Kosova’da diyalog ile ilgili en önemli tartışma müzakerelerini kimin yürüteceği meselesidir. Siyasi partiler ve sivil toplum kuruluşlarının anlaşamadığı ve oldukça Kosova’yı zayıf düşüren bu mesele iki ana görüş bulunmaktadır. Hükümet koalisyonun önerdiği Cumhurbaşkanı Haşim Thaçi’ye karşı muhalefet tüm partileri kapsayan bir ekip ile temsil edilme fikridir. Tüm partileri ve sivil toplum kuruluşlarından oluşacak bir ekip tarafından temsil edilmesi muhalafetin önerisi oldu.
Kosova müzakere ekibini Cumhurbaşkanı Haşim Thaçi önderlik etmektedir. 2011 Brüksel müzakerelerini ve Reimbulle sürecinde UÇK’nın siyasi büro temsilcisi olarak yer almış tecrübeli bir liderdir. Thaçi’nin uzun süren iktidar döneminde birçok suçlama ile karşı karşıya kalması ve Sırbistan’a karşı taviz verdiği gerekçesiyle muhalefet itiraz etmektedir. Cumhurbaşkanı Thaçi hem uluslar arası güçler tarafından destekleniyor hem de Kosova halkının belli bir kesimde kredibilitesi yüksek.

***
Gerek Kosova Cumhurbaşkanı Thaçi gerekse Sırbistan Cumhurbaşkanı Vuçiç yaptıkları çeşitli açıklamalarda olası anlaşmanın herkesi memnun etmeyeceğini ve bir taraf için acı sonuçlar doğuracağını ifade ettiler. Anlaşmanın sağlanması için Sırbistan’ın anayasasını değiştirmesi gerekir. Zira Sırbistan anayasasına göre Kosova hala Sırbistan’ın toprak parçası olarak yazıyor. Bu da Sırp kanadı açısından hiç de kolay olmayacaktır. Aynı şekilde Kosova müzakere ekibi açısından 20 yıl önce yakın bir tarihte henüz insanların hafızalarında taze olan hatıraları ile Sırbistanla bir anlaşmaya varmak veya herhangi bir şekilde taviz vermek ciddi açmaz olarak duruyor.

Bir zamanlar toprak değişiminin de gündeme geldiği müzakerelerde henüz bir neticeye varılmış değil. AB ve uluslararası camianın tüm baskı ve teşviklerine rağmen ki taraf arasında ciddi bir uçurum var, diyalogun başarı ile neticelenmesi ciddi zorluklar barındırıyor. Zira her iki taraf için tarihsel olarak savundukları ‘kırmızı çizgilerini’ aşmak konusunu halklarına anlatmak kolay olmayacaktır. Ancak Balkanlar’da bir gerçek var ve Kosova 114 ülke tarafından tanınan bağımsız bir devlet statüsünde. Sırbistan’ın bu realiteyi ne kadar erken kabul etmesi bölge halkları olduğu kadar bizzat Sırp halkın lehine olacaktır.

Read Previous

Kosova’da Voleybol Balkan Şampiyonası Düzenleniyor

Read Next

Kurşuna dizilen Srebrenitsalılar anıldı

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *