• BUGÜN 16/31
  • Doğru Yolun Sesi

    February 13, 2018 | 15:03

    Doğduğumuz ilk günlerimizde, kulağımıza ilk fısıldanan ses, Ezan sesiydi. Biz bu sesle büyüdük. Kulaklarımız hep bu sesin arzusunda, bu sesi her daim duymak istiyor. Müslümanların dışında bazı gayri müslimlerin de etkilendiği bu ses, insanı rahatlatan, insanı gerçek huzura ve mutluluğa kavuşturan sestir.

    Peki Ezân-ı Muhammedî İslamiyet’e nasıl girdi diye hiç düşündük mü? İslamiyete namaz Mekke döneminin dokuzuncu yılında farz kılındığı halde, müslüman toplulukları namazlarını ezansız kılıyordu, çünkü Mekke’de İslamiyet zayıftı; orada güçlü olan, toplumda hatta Allah’ın evi Kâbe’de egemen olan müşrik düzeniydi. Bu yüzden müslümanlar kendi yönetimlerinde olmayan ve güçsüz oldukları bir yerde açıkça ezan okumakla yükümlü tutulmamışlardı. Medine’ye hicretinin birinci yılında birbirlerini “es-salâh es-salâh (namaza namaza)” veya “es-salâtü câmlatün (namaz toplayıcıdır, namaz için toplanın)” şeklinde namaza davet ederlerdi. Lakin bu şekildeki bir çağrı yeterli olmuyor, uzakta oturanlar bu sesi duymadıkları için namaza yetişemiyorlar ve bu yüzden de İslâm cemâatinin bir araya gelip bu konuyu birbirleriyle istişare etmek zorunluklarında kaldılar. Oturup bir araya toplandıklarında sahabiler, efendimize tekliflerde bulundular. “Çan sesi olsun, ya Resulallah.” diyenlere: “Olmaz, o hristiyanların adetidir.” dedi efendimiz, sonra boru sesi denildi, ama bu yahudilerin adeti olduğu için kabullenmedi, bayrak dikmek denildi, o da doğru görülmedi. Bunların hiç biri kabullenmeden o gün toplandıkları yerden üzüntü ile ayrıldılar.

    Bazı rivayetlere göre toplantıdan sonra Abdullah b. Zeyd de diğer sahâbiler gibi üzüntüyle evine döndü ve yattı. Abdullâh şöyle anlatır: “Ben de üzüntülü olarak yatmıştım. Uyku ile uyanıklık arasında iken üzerinde yeşil elbisesi olan biri yanıma geldi, bir duvârın üzerinde durdu. Elinde bir çan vardı. Aramızda şu konuşma geçti: – Onu bana satar mısın? – Onu ne yapacaksın? – Namaz için çalarız. – Ben sana bu konuyla ilgili daha hayırlı bir şey versem olmaz mı? – Olur, dedim. Hemen kıbleye karşı durdu ve Ezanı okumaya başladı. Sabah olduğunda Abdullâh b. Zeyd hemen efendimizin yanına koştu gördüğü bu rüyayı anlattı. Diğer sahabiler de buna benzer rüyalar gördüklerini anlattıklarında Efendimiz “Bilâl-i Habeşi’ye söyleyin güzel ve gür sesiyle Medinenin en yüksek yerinde Ezanı okusun” emrini verdi.

    Kulağımıza huzur ile koşan, yüreğimizin gönlünü açan bu ses, öyle bir sestir ki bizi kurtuluşa çağrıyor. Bizi azaplardan koruyan kurtuluş, ateş şiddetinden uzaklaşmamıza vesile olan kurtuluş, bizi doğru yola ulaştıran kurtuluş bu seste gizlidir. Ezan sesi doğuşumuzdan bu yana bizi yalnız bırakmayan sestir ve bizi gün dilimi içinde beş defa kurtuluşa davet ediyor. Peygamber efendimizin, Bilâl-i Habeşi’ ye ezanı okutmasından bu yana gelen bu sese saygı duymamız ve okunduğunda sakince dinlememiz gerekmektedir. Günde beş defa “ Haydi kurtuluşa” diye çağıran bir ses varken, sorgu gününde hiçbirimiz “ Benim haberim yoktu” diyemeyiz.

     

    Yorum Yap