Avrupa’da liderlerin halkın kendilerine yönelen öfkesini başka bir yere yönlendirmek için Müslümanları düşman gösterme yoluna başvurduklarını belirten uzmanlar, Fransa’nın İslamofobi’yi “kullanılışlı bir araca” dönüştürdüğünü söyledi.

Marmara Üniversitesi Sosyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Talip Küçükcan, Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ali Murat Yel, İstanbul Sabahattin Zaim Üniversitesi Sosyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Kadir Canatan, Fransa’da başlayan İslam karşıtı söylem ve uygulamalarla ilgili AA muhabirine değerlendirmelerde bulundu.

Küçükcan, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron yönetimi ve birçok aşırı sağcı partinin, sağlık, eğitim, ülkenin uluslararası dış politikasını konuşmadan meclise girdiğini belirterek Avrupa’nın medeniyet, “ötekiler ile ilişki”, çoğulculuk, çeşitlilik kavramlarında ciddi bir daralmanın söz konusu olduğunu kaydetti.

Almanya’da Almanya için Alternatif Partisi (AfD), Hollanda’da Geert Wilders’ın Özgürlük Partisi, Fransa’da Marine Le Pen’in lideri olduğu Ulusal Birlik Partisi (FN) gibi aşırı sağcı, popülist partilerin temel dayanaklarının yabancı düşmanlığı olduğunu vurgulayan Küçükcan, “Tüm dünyada ekonomik krizlerin yaşandığı dönemlerde azınlıklar hep hedef haline getiriliyor. Bu azınlıklar dün Yahudilerdi bugün ise Müslümanlar veya ABD’de olduğu gibi siyahiler. Tüm bunlar (son) 15 yıldır ortaya çıkan durumla alakalı.” diye konuştu.

Küçükcan, bazı Müslümanların yaptıkları birtakım yanlış eylemlerden dolayı bütün Müslümanları aynı kefeye koymanın doğru bir yaklaşım olmadığının altını çizerek evrensel hukuka göre suçun bireysel olduğunu ve işleyen kişiyi bağladığını vurguladı.

Daha önce Avrupa ülkelerinde görülmeyen dini kısıtlamaya yönelik yasal düzenlemelerin ilk defa 1990’larda Fransa tarafından başlatıldığını, Almanya ve İngiltere dışında birçok Avrupa ülkesine yayıldığını hatırlatan Küçükcan, şöyle devam etti:

“Son yaşananlar direkt Müslümanlarla ilgili bir konu değil. Suç bireyseldir. Birinin suçundan dolayı bütün Müslümanları suçlu gösteremezsiniz. Bir Yahudi Fransa’da bir suç işlemiş olsa Fransa, Yahudilerin bütün sinagoglarını basar mı acaba? Dolayısıyla Nicolas Sarkozy döneminde başlayan, şimdi de Macron’un önüne gelen “Fransız İslamı’ inşa planı için Paris’in aradığı ‘kullanışlı’ bir bahane oldu.”

“Fransa İslamofobi’yi kullanılışlı bir araca dönüştürdü”

Küçükcan, Avrupa’da ekonomik krizle başlayan belirsizliklerin, kuşkuların, taleplerin ve “öfkenin” siyasi figürler tarafından karşılanmamasının İslam karşıtlığı ve yabancı düşmanlığını tetikleyen en önemli etkenlerden biri olduğunu dile getirerek şunları kaydetti:

“Avrupa’da ‘refah devleti’ kavramında gerileme yaşanması müesses kurumlara olan tepkiyi artırdı. Sarı yelekliler bunun sonucu olarak ortaya çıktı. Koronavirüs salgınıyla beraber ekonomi, sağlık, eğitim ve istihdam gibi kavramlar sorgulanmaya başlandı. Sosyal devlet yardımları gittikçe azaldı. Dolayısıyla insanların bu kızgınlığını ve öfkesini karşılayamayan siyasi liderler, kendilerine yönelik öfkeyi, kuşkuyu, beklentiyi ve belirsizliği başka bir yere kanalize etmek için bir düşman inşa etme yoluna başvuruyorlar. Fransa’da yaşananlar tam anlamıyla bu. İslamofobi kullanışlı bir araca dönüştürüldü.”

Oy oranı ve popülerliği azalan Macron’un Hazreti Muhammet’in karikatürlerini bir kez daha yayımlayan Charlie Hebdo ile ilgili “Ülkemizde ifade özgürlüğü var.” çıkışının iç siyasete yönelik olduğuna vurgu yapan Küçükcan, şu değerlendirmelerde bulundu:

“Macron’un yüzde 60-70 olan oy oranı anketlere göre çok ciddi bir düşüş yaşıyor. Buna karşın aşırı sağcı, popülist partilerin oy oranları ise yüzde 30’lara yükseliyor. Dolayısıyla Macron popülist söylem üzerinden yeniden oy devşirme peşinde. Bunu ise korku inşa etmekle sağlamaya çalışıyor. Korkular Avrupa’da popülist siyasetin hep kazanmasına neden oldu. Kullandıkları tek argüman var; ‘Biz bu ülkede yabancıları, göçmenleri istemiyoruz’. Bu yabancılar ve göçmenler kim? Müslümanlar. Dolayısıyla hedef Müslümanlar.”

“Müslümanların oryantalist tuzağa düşmemesi gerekiyor”

Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ali Murat Yel, Batı dünyasının provokatif eylemlerine rağmen Müslümanların İslam karşıtlarına fırsat vermemesi gerektiğini söyledi.

“Kafa kesmenin” oryantalistler tarafından Müslümanlara yakıştırılan bir yafta olduğunu belirten Prof. Dr. Yel, “Birkaç örnek dışında İslam tarihinin hangi zamanında hangi medeniyetinde kafa kesmek var. Bu da oryantalist Batı’nın Müslümanlara dayattığı bir imaj. Böyle bir olayda kendilerine pay çıkarıp Müslümanları bunun üzerinden yargılıyorlar. Dolayısıyla bu oryantalist tuzağa düşmemek lazım.” diye konuştu.

Batı’da, Müslüman karşıtlığının her zaman kullanışlı bir malzeme olduğunu vurgulayan Yel, “İslam’ın son din olmasından dolayı her zaman rahatsızlardı. Kilise gücünü kaybettiği, zayıfladığı günden beri İslam’a ve Peygamberimize yönelik düzenli bir karalama yapıldı tarih boyunca. Peygamberin evliliklerinden tutun da kılıçla İslam’ı yaydığına kadar birçok konu üzerinden saldırdılar. Tüm bunlar Batı’nın hep zihninde vardı. Bu bilinçaltını en basit bir olayda hemen açığa çıkarıyorlar.”

“Dünya çapında İslamofobi ile mücadele başlatılmalı”

Yel, Batı’nın komünizmden sonra Müslümanları ötekileştirdiğini, “Biz bunları yapmazsak Müslümanlar burayı ele geçirecekler, fikir özgürlüğümüz ve demokrasimizi tehdit edecekler” gibi bir argümanla İslamofobi’yi bir araç olarak kullandığını kaydetti.

Prof. Dr. Yel, Müslümanların antisemitizm gibi bir yol izlemesi gerektiğine işaret ederek “Avrupa’da yaşayan Müslümanların kendilerine yönelik dini ve etnik her tür ayrımcılık karşısında haklarını, Birleşmiş Milletler, Avrupa İnsan Hakları Konseyi gibi kurumlara taşımalılar. Uluslararası ceza mahkemelerine hakaret davalar açmaları gerekiyor. Hatta ciddi tazminat davaları açmaları mümkün. Gazetelere, dergilere protesto mektupları yazılmalı. İslamofobi ile ilgili konferanslar düzenlenmeli.” önerilerinde bulundu.

Türkiye, Katar ve diğer Arap ülkelerinin tüm dünyada İslamofobi ile ilgili bir mücadele başlatması gerektiğini dile getiren Yel, “Avrupa’da ırkçı veya dini ayrımcılığa uğrayan insanların dava açmaları için gereken hukuki destek sağlanmalı. Türkiye, Katar veya diğer Arap ülkeleri bu iş için bir fon oluşturabilir. İslamofobi ile mücadele etmenin tek yolu budur.” dedi.

“İslam’a dair tartışmayı Fransa dünyaya yaydı”

İstanbul Sabahattin Zaim Üniversitesi Sosyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Kadir Canatan, İslamofobi ve antisemitizmin Soğuk Savaş’tan sonra Batı dünyasının ideolojik rakip olarak gördüğü eski düşmanı komünizmin yerine yeni bir düşman ikame ihtiyacından kaynaklandığını söyledi.

Batı’nın “kızıl tehlike”nin yerine “yeşil tehlike”yi ikame ettiğini kaydeden Canatan, “Son yıllara ait bir olgu olmayan İslamofobi ve İslam karşıtlığının Batı dünyasında tarihsel, toplumsal ve kültürel olarak sürekli olarak güncelleştirdiği bir refleks. Buna Doğu-Batı kutuplaşmasının yeni bir ifade biçimi de diyebiliriz.” diye konuştu.

Canatan, Avrupa’da İslam’a dair hiçbir tartışma yokken Fransa’nın, 1980’lerin başında İran devriminin de etkisiyle başörtüsü meselesini gündeme taşıdığını ve bu tartışmayı tüm Avrupa’ya yaydığını söyledi.

“Müslümanlara karşı asimetrik bir savaş var”

Canatan, Avrupa’da siyasilerden ve aydınlardan Müslümanlara yönelik asimetrik bir saldırı olduğunu belirterek aynı düzeyde söylem geliştirecek Müslüman aydınların olmamasının ciddi bir boşluğa neden olduğunu ifade etti.

Macron’un Fransız aydınlarını, siyasetçilerini yanına alarak İslam’a karşı adeta bir cephe oluşturduğunu söyleyen Canatan, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Birçok Avrupalı lider gibi Macron da bu popülizm çıkmazına girdi. Çünkü aşırı sağ, yerleşik, saygın partilerin tabanını kemiriyor. Bu kemirmeyi engellemek için anti İslami söylemlere yöneliyorlar. Ama bu, krizi daha da derinleştiriyor ve ciddi toplumsal bir sorun haline geliyor.”

AA

Önceki Haber

Üsküp’te 448 trafik cezası kesildi

Sonraki Haber

“Peygamber efendimize yapılan saldırılara samimiyetle karşı durmak, bizim şeref meselemizdir”