Prof. Dr. Süleyman Baki Üsküdar Şemsi Paşa İlçe Halk Kütüphanesi’nde düzenlenen Kültür Okumaları programına konuk oldu.
Araştırmacı-Yazar Mikail Türker Bal’ın tarafından düzenlenen Kültür Okumaları programında Tetova Üniversitesi Felsefe Fakültesi Doğu Dilleri Bölüm Başkanı Prof. Dr. Süleyman Baki “Üsküp’te Osmanlı Sonrası İlmî Hayat” başlıklı bir konuşma yaptı.
Dinleyiciler tarafından ilgi ile dinlenen programda Baki; Üsküp’ün Osmanlı Hakimiyetine geçişinden günümüzdeki durumuna kadar geçen zaman hakkında bilgi verdi.
“Balkanlar’ın Ümmü’l-Kurâ’sı” Üsküp Şehri
Baki; 1391 senesinde Yıldırım Bayezid Han devrinde Osmanlı idaresi altına girmiş kadim bir şehirolan Üsküp şehrini Balkan coğrafyasının önemli merkezlerinden Saraybosna, Selanik, Manastır, Prizren, Prizren, Belgrad, Sofya, İskeçe, Kavala gibi şehirlerin kurucu öncüsü olarak, Kur’an-ı Kerim’de Mekke’yi şehirlerin anası, beldelerin anası olarak zikredildiğinden Üsküp’ü de “Balkanlar’ın Ümmü’l-Kurâ’sı” yani o bölgenin, o coğrafyanın önemli merkezlerinden bir tanesi olarak değerlendirdi.
Süleyman Baki’nin konuşmasından bazı paragraflar şu şekilde:
“…Balkanlar’ın, hem askeri olarak hem siyasi olarak hem idari olarak hem ticari hem de ilmi olarak merkezi Üsküp hakkında Evliya Çelebi Seyahatnamesinde Üsküp’ten bahsederken Üsküp’te 12 medrese, 12 han ve 20 tekayya var idi diye zikrediyor ve şöyle diyor: “Bunların 53 tanesi cami, gerisi mescit olmak üzere 120 camiden” bahsediyor. Belki Üsküdar kadar olmakla beraber, o zaman Üsküp’ün nüfusu tahminen 70 bin civarında. O nüfusa bu kadar caminin, bu kadar mektebin, tekkenin, tekayyanın ve ticari anlamda han, hamamların inşa edilmesi bu şehrin cesametini ve onun ne kadar önem arz ettiğini… Ki malumunuz Üsküp’ün fethiyle özellikle Arnavutluk, Sırbistan, Bosna’nın fethi Üsküp’ten gerçekleşecek. O açıdan Üsküp’ün de ayrı bir değeri veya jeopolitik bir mana ifade ettiğini, değer kazandığını ifade etmek gerekiyor…”
“…Sırplar gelir gelmez Osmanlı bakiyesini, kültürünü bertaraf etmek isterler. Her anlamda; idari anlamda böyle, siyasi anlamda böyle, ekonomik anlamda böyle, kültürel anlamda böyle vesaire. İlk yaptıkları şey Türkçe ve Arnavutçayı yasaklamaktır. Yani Sırp döneminde Türkçe ve Arnavutça eğitim yasaklanacaktır. Oysaki Osmanlı döneminde Sırpça ve Bulgarca okullar var Üsküp’te. Yani bir anda… Yıktıkları camilerden bir tanesi de o meydanda, şu anda mevcut olmayan, 1924’te önce türbesini —yani kimin türbesi? Hümaşah Sultan, Kanuni Sultan Süleyman’ın torunu Hümaşah Sultan’ın türbesini yıkacaklar— aynı hazirede olan meşhur Burmalı Cami olarak bilinen Karlızade Mehmet Bey’in camisini yıkacaklar. Daha sonra Avrupa, o dönemin dış güçleri biraz bundan rahatsız olacak. …ve maalesef bu cami yıkılacak. Daha sonra Avrupa, o dönemin dış güçleri biraz bundan rahatsız olacak… “Siz tarihe, kültür mirasına saygısızlık ediyorsunuz, bu ne haldir?” gibi tepkiler gösterince Sırp rejimi orada yıkılan Burmalı Cami’nin tam üzerine orduya ait —Sırp ordusuna ait— bir subay kulübü, subay evi inşa edecek. Sonra 1963 depremi geçirecek Üsküp. Malum, 26 Temmuz 1963’te şiddetli bir deprem… Şehrin neredeyse yarısından fazlası yıkılacak. O subay kulübü de yıkılacak, Burmalı Cami’nin yeri boş kalacak. Son dönemlerde Makedon hükümeti “Biz o subay kulübünü yeniden inşa edeceğiz” dediğinde, Üsküplü Müslümanlar ve İslam Birliği olarak, dernekler olarak “Hayırdır? Subay kulübü Sırplar tarafından inşa edildi, aslı Burmalı Cami’dir, Burmalı Cami’yi inşa edelim” tartışmaları yaşandı. Maalesef şu an orada büyük bir otel ve Büyük İskender’in devasa heykeli bulunuyor.
Üsküp sadece tarihi binalardan ibaret bir şehir değil elbette; ruhu olan, hafızası olan, yetiştirdiği insanlarla Balkan coğrafyasına ve İstanbul’a yön vermiş bir ilim ve kültür merkezidir. Bugün de bizler orada ecdat bakiyesi kurumları, Türkçeyi, kültürümüzü ve kardeşliğimizi yaşatmak adına vaazlarımızla, akademideki derslerimizle, derneklerimizin çatısı altındaki gençlik ve eğitim faaliyetlerimizle gayret göstermeye devam ediyoruz…”














