Debreli genç arkadaşımız Azize Ramadani’nin “Toplumun Serebral Korteksi” başlıklı yazısını ilginize sunuyoruz.

Kalınlığı üç- dört milimetre olmasına rağmen beyin ağırlığının yarısını oluşturan, insan beyninin en gelişmiş kısmıdır Serebral Korteks. Loblara göre incelediğinde birkaç kısma ayrılır: Frontal lob analitik düşünme, planlama, karar verme, bilinçli düşünme, gibi bilişsel görevlerden sorumludur. Pariental lob okuma-yazama ve aritmetik becerileri yönetir. Oksipital lob görsel uyarıları algılayan ve yorumlayan lobdur. Temporal lob ses ve kokuya dair tüm dış etkenleri fark eder. Ve İnsular lob Otonom sinir sistemi işlevleri, Otonom bilgi bütünleştirilmesi gibi işlemlerden sorumludur.

-Hayır! Bu bir nöroloji dersi değil.                                                                                         

-Ve hayır! Ben bir nörolog değilim.

Tüm bilimlerin yanı sıra bir de toplumun bilimi vardır. Ama bu bilim ancak toplumda var olmaya çalışanlar tarafından yapılabilir. Nasıl ki beynimizin sağlıklı çalışması şu loblardan geçiyorsa, toplumun da sağlıklı bir sisteme kavuşması için gerekli tüm toplum lobların bir beraberlik içinde çalışması gerekir. Fakat burada beraberliğin birlik anlamına gelmediğini vurgulamak isterim. Çünkü toplumların zayıflığı tam olarak bu birlik olma isteğinden, beraberlik anlayışının farkındalığına varamamaktan ötürü doğuyor. Bu trajik durumun sadece sözde kalmadığını aynı zamanda icraat halinde olduğunu görüyoruz. Günümüzde toplumlarda (toplumumuzda) çocukların, gençlerin hatta daha ileri yaşlardaki insanların “o toplumun insanları” adına yetiştirildiğini ve daha sonra öyle bir yaşam biçimini devam ettirdiklerini görüyoruz. İnsanımızın her yaşadığı durum, yaptığı eylem karşıdakilerin onayından geçmek zorundadır. Doğruların hep doğru, yanlışların hep yanlış olduğu ve bunların hiçbir koşul ve şartta değişmesi ihtimalinin yer almadığı bir toplum. Fakat sürekli bir devinim çağında yaşadığımızı unutuyoruz ve bu devinim çağında bu değişimleri görmeyenlerin ya da görmek istemeyenlerin duraksadıklarını aynı zamanda kendilerini kendileri içinde kaybettiklerini görüyoruz. Maalesef ki azınlığın çoğu durumda görmezden gelinmesi burada da karşımıza çıkıyor. Bahsettiğimiz duraksamış insan ‘’insanlar’’ olunca artık duraksamış bir toplum ile karşı karşıya kalıyoruz. Bu duraksayış herkesin duraksayışı olduğu için normalimiz haline geliyor. Farklılıklar göze çarpınca da ‘modern’ sözcüğü adı altında dışlanmalar gerçekleşiyor.  İşte bu yüzden her şeyden önce bir birey olarak yetiştiren ve kendini bir birey olarak yetiştirmeye çalışan zihniyetlere ihtiyacımız var. Çünkü birey olmak demek bir ‘benlik’ olmak, bir benlik oluşturabilmek demektir. Hiçbir şahıs şüphesiz bir başkasına tümüyle benzeyemez ve her ne kadar zorlansa da benzettirilemez. Elbette ki insan ailesinden, çevresinden etkilenir. Ama insan (çocuk!) gözlerinin önüne engeller koymak onu bir kişilikten yoksun bırakmak demektir. Oysa birey kendine has düşünceler yaratır. Onun artık kendine has okumaları – yazmaları, gözlemlemeleri, yorumlamaları ve en önemlisi kendine has bir sesi vardır. Kiminin haykırarak var olma çabası verdiği, kimininse sessiz sessiz başkaldırdığı bunca insanın yaşadığı yeryüzünde kendi dünyasını oluşturabilen ve kendi penceresinden bayrak sallayabilen bireyler kendi benliğini oluşturmayı başarmış bireylerdir. Bir de tüm bunların karşı tarafında çoğunluk olan ve bir boyunduruğun altında -bazıların farkına vararak, bazılarınsa hiç oralı olmadığı- yaşayıp giden bir kesim vardır.

Bu kadar bireyci bir tavır takındıktan sonra burada bir beraberliğin varlığı elbette ki şüpheli görülebilir. Fakat birey her ne kadar fikir demekse bir o kadar da uzlaşma -uzlaşabilme demektir.  Bir fikrin doğruluğu zamansız bir doğruluğu belirtmez. Aynı zamanda diğer fikirlerin görmezden gelinmesini de gerektirmez. Tam tersine zıt fikirlere daima ihtiyacımız vardır çünkü zıt fikirler şüpheleri doğurur ve şüpheler sürekli sorgulayan zihniyetleri oluşturur.

 ‘’Beraberlik, halkalarını bireylerin oluşturduğu bir zincirdir.” Ortak bir alanda herkesin payını bıraktığı ve herkesin -şüphesiz herkesin çıkarları doğrultusunda toplanmaktır. Fakat beraberliğin var oluşu için ilk olarak bireylerin(farklılıkların) var oluşu desteklenmelidir. Bireyciliğin ve beraberliğin ardından bilinçli, analitik ve sentez zihniyetin varlığıyla harmanlanmış bir toplum görürüz. Tüm toplum lobların bir ayrıcalık göstermeden eşit düzeydeki beraberliği bu devinim içinde toplum olarak kendimizi var etmemiz için ihtiyacımız olan tek sistemdir. Aksi taktirde her şeyden uzak kendi etrafımızda dönmek dışında ve kendi koyduğumuz engellere kadar ilerlemekten başka hiçbir yere ulaşamayacağız.

Önceki Haber

Gebze’ye Bulgaristan’dan kardeş şehir

Sonraki Haber

Sırp tenisçi Novak Djokovic’in Avustralya vizesi yeniden iptal edildi