Makedonya’da son zamanlarda sanat adına büyük bir durgunluk yaşanıyor olabilir. Fakat bir sanatsever olarak bu sessizliğe ortak olmak yerine, sanat üzerine düşünmeyi ve düşüncelerimi yazıya dökmeyi kendime bir sorumluluk sayıyorum.
Sanat dünyası, uçsuz bucaksız bir yaratıcılık alanıdır. Bu alana değer katan sanatçılar, duygu ve düşüncelerini kendilerine özgü biçimlerde eserlerine yansıtır. Her birinin yeteneği, sanat anlayışı ve anlatım dili farklıdır. Dolayısıyla sanatçıları belli kalıplara sokmak, yeteneklerini birbirleriyle yarıştırmak ya da aralarında kesin bir üstünlük sıralaması yapmak, sanatın özgür doğasına haksızlıktır.
Kuşları örnek alalım. Kanatları olduğu halde her kuş uçamaz. Her biri aynı yeteneğe, aynı güce sahip değildir. Ama sonuçta hepsine kuş denir.
Sanatçılar için de durum farklı değildir. Her sanatçı zirveye ulaşamaz, her eser kalıcı bir değer kazanamaz. Ancak bu, sanat uğruna emek verenlerin değerini ortadan kaldırmaz. Çünkü sanat yalnızca zirveye ulaşanların değil, o yolda yürüyenlerin de dünyasıdır. Kimi eserler ilk karşılaşmada büyük hayranlık uyandırırken zamanla unutulur; kimi eserlerse sessizce yoluna devam eder ve yıllar geçtikçe gerçek değerini bulur. Demek ki bir eserin değeri, yalnızca ortaya çıktığı gün aldığı alkışlarla ölçülemez.
Öyleyse gerçek sanatçıyı nasıl tanırız? Kılık kıyafetinden mi, saçından, sakalından mı? İlk bakışta akla gelen tahminler bunlar olabilir. Ancak bir insanı sanatçı yapanın dış görünüşü olduğunu düşünmek, daha en başından yanılmaktır.
Elbette sanatçının başarısında yetenek ve yaratıcılığın yanı sıra toplumun sanat anlayışı, sanatseverlerin ilgisi ve sanatçıyla kurdukları bağ da etkilidir. Sanatçının kişiliği, dürüstlüğü, davranışları ve alçakgönüllülüğü de toplumdaki yerini belirler. Çünkü sanatçı yalnızca eser üretmez; aynı zamanda duruşuyla, düşünceleriyle ve insanlarla kurduğu ilişkiyle de iz bırakır.
Ne var ki sanat adına hüküm dağıtanların sayısı da az değildir. Kendi beğenisini değişmez bir ölçü kabul edenler, alkışlamadıkları eseri değersiz, beğenmedikleri sanatçıyı yeteneksiz ilan edenler… Sanki sanatın bütün kuralları kendi ellerindeymiş gibi başkalarının emeğini yargılayanlar… Oysa sanatın doğasında farklılık vardır. Birinin hayranlık duyduğu eser, bir başkasında aynı etkiyi yaratmayabilir. Bu son derece doğaldır. Çünkü sanat, herkese aynı şeyi düşündürmek değil, aynı eser aracılığıyla farklı duygulara ve düşüncelere kapı aralamaktır.
Her gösteri seyirciyle, her sanat eseri sanatseverle buluşmak için ortaya konur. Ancak bir sanatçının değerini yalnızca alkışlar, dost meclisleri ya da kişisel beğeniler belirleyemez. Bir sanatçıyı başkalarının gözünde küçültmeye çalışmak, onun emeğini yok etmez; üretme cesaretini de elinden alamaz. Sanatın en adil değerlendirmesini zaman yapar. Çünkü zaman, gösterişi ve geçici şöhreti elerken geriye gerçekten iz bırakan eserleri bırakır.
Sonuçta her kanatlı kuş uçamaz, her sanatçı da zirveye çıkamaz. Fakat zirveye ulaşamayan her sanatçıyı değersiz saymak, sanatı yalnızca başarıya indirgemektir. Oysa sanatın büyüklüğü, kaç kişinin zirveye çıktığıyla değil, kaç insanın yüreğine ve düşüncesine dokunabildiğiyle de ölçülür.
Unutmayalım; sanatçı olmak başka, sanatçı görünmek başkadır. Saç uzar, sakal ağarır, şöhret gelir geçer. Geriye ne görünüş ne de gösteriş kalır. Geriye yalnızca eser kalır.












