Makedonya’nın Renkleri

Bu ülkede, yani Makedonya’da yaşayan insanlar çok kültürlü bir toplumun parçalarıdır. Aslında hepimiz aynı ağacın farklı dalları gibiyiz. Fakat şunu fark ediyorum: Birlikte yaşamanın ve birlikte gelişmenin bölgede en güzel örneği olabilecekken, çoğu zaman birbirimizin dallarını kesmeye, birbirimizin önünü kapatmaya çalışıyoruz.

“Ben olmayacaksam sen de olma” anlayışıyla hareket ederken, kestiğimiz her dalın aslında ağacın kendisine zarar verdiğini göremiyoruz. Aynı cezveden kahve içiyoruz, sadece fincanlarımız farklı. Fakat suyu kirleterek, ateşi söndürerek ya da cezveyi kırarak zarar verdiğimiz şeyin aslında kendimiz olduğunu fark etmiyoruz.

Kimsenin bu ülkeyi başka bir yere götürme niyeti yok. Hepimizin kaderi burada birleşiyor. Aynı ateşte yanmak mı, yoksa o ateşin etrafında birlikte ısınmak mı; buna yine biz karar vereceğiz.

Ne yazık ki son yıllarda gerilen ipler, umutla bakmayı zorlaştırıyor. Her gün biraz daha kesilen dallar yüzünden, sonunda hepimiz yere düşeceğiz. Üstelik bunu bile göremiyoruz. O dallarda artık çiçekler açmıyor; bunun farkında bile değiliz.

Çok kültürlülük tek başına bir değer değildir. Bizi yükselten şey yalnızca farklılıklarımızın varlığı değil, o farklılıkları ortak bir hedef etrafında harmanlayabilme becerimizdir. Birlikte hareket etmeyi öğrenmedikçe, birbirimizin sesini duymadıkça ve birbirimizin varlığını kendi varlığımızın teminatı olarak görmedikçe, bu ülkenin geleceğini daha aydınlık bir noktaya taşımamız mümkün olmayacaktır.

Çünkü bir ağacın gücü dallarının çokluğundan değil, köklerinin aynı toprağa tutunabilmesinden gelir.

Buradan size başka bir örnek de verebilirim.

Yıllarca Eurovision Şarkı Yarışması’na katıldık. Ancak bir kez olsun bu ülkenin bütün renklerini, bütün seslerini ve bütün ruhunu yansıtacak bir şarkıyla sahneye çıkamadık. Oysa Makedon geleneksel müziğinin yanına Arnavut bir ritim, Türkçe bir ezgi, Roman melodilerinin coşkusu ve bütün bunları bir araya getiren modern bir sentez eklenebilseydi, belki de yalnızca bir yarışmaya katılmış olmayacak, dünyaya kim olduğumuzu anlatmış olacaktık.

Çünkü bizi özel kılan şey birbirimize benzememiz değil, farklılıklarımızı ortak bir armoniye dönüştürebilmemizdir. Ne yazık ki çoğu zaman kendi sesimizi aramak yerine başkalarının sesine benzemeye çalıştık. Sonuçta ne onları tam olarak taklit edebildik ne de kendimizi anlatabildik. Ve her seferinde, sahip olduğumuz zenginliği sahneye taşıyamadan geri döndük.

Oysa bu toprakların en büyük gücü çeşitliliğidir. Bir ülke ancak kendi hikâyesini anlattığında dünyada karşılık bulur. Belki de ihtiyacımız olan şey, birbirimizin sesini bastırmak değil; onları aynı şarkının içinde duyabilmektir.

Daha güzel ve daha yaşanabilir bir Makedonya için; dilimiz, dinimiz, kökenimiz ne olursa olsun, hepimizin elini aynı masaya koyup kollarını sıvaması gerekiyor. Bu ülke hepimizin ortak yuvasıdır. Çocuklarımıza daha güçlü, daha huzurlu ve daha umut dolu bir gelecek bırakmak istiyorsak, ayrılıklarımızı değil ortak gücümüzü büyütmeliyiz.

Çünkü hepimizi serinletecek gölge, aynı ağacın dalları altındadır. Coğrafya kader olabilir; ancak o kaderi daha güzel kılmak, ona değer katmak bizim elimizdedir. Daha güzel yarınlar için, bu topraklarda birlikte yaşıyor, birlikte üretiyor ve birlikte umut ediyoruz. Makedonya’yı yükseltecek olan da işte bu ortak iradedir.

Read Previous

Avrupa’da tarım işçisi açığı: Yunanistan Mısır’dan 5 bin işçiyi istihdam edecek

Read Next

Makedonya’da Halk Sağlığı Enstitüsü’nde usulsüzlükler: 15 bin euroluk kablo kayıp