“Kosova’da İslam neden sürekli bir tehdit gibi gösteriliyor?”

Kosovalı gazeteci ve yazar, Balkan Postası Genel Yayın Yönetmeni Bayram Pomak’ın kaleme aldığı, “Kosova’da İslam neden sürekli bir tehdit gibi gösteriliyor?” başlıklı yazısını ilginize sunuyoruz.  

Kosova’da uzun yıllardır İslam ve Müslümanlar hakkında yapılan bazı yayınlara baktığınızda, insan ister istemez aynı soruyu soruyor:

Neden konu ne olursa olsun, işin ucu mutlaka “radikalleşme”, “terörizm”, “Araplaşma”, “yabancı nüfuz” ya da “İslamlaşma” tartışmasına bağlanıyor?

Bir cami yapılır, arkasında hangi devlet var diye sorulur.

Bir genç dindarlaşır, radikalleşme konuşulur.

Bir kadın başörtüsü takar, “Araplaşma” tartışması başlatılır.

Bir dinî kurum faaliyet gösterir, yabancı nüfuz gündeme getirilir.

Elbette bunların tamamının tek bir merkezden yönetildiğini söylemek için elimizde somut bir belge yok. Böyle bir iddiayı ortaya atmak da doğru olmaz. Ancak farklı medya organlarında yıllardır aynı kavramların, aynı korkuların ve aynı çerçevelerin tekrar edilmesi de görmezden gelinecek bir durum değildir.

Çünkü artık tek tek haberlerden söz etmiyoruz.

Ortada bir dil var.

Ve bu dilin verdiği temel mesaj şu:

İslam’a dikkat edin.

Müslüman olmak ne zaman güvenlik sorununa dönüştü?

Burada dikkat edilmesi gereken şey sadece haberlerin içeriği değil.

Kullanılan fotoğraflara bakın.

Başlıklara bakın.

Seçilen kelimelere bakın.

İslam veya Müslümanlarla ilgili bir haberde sürekli olarak karanlık, tehditkâr veya rahatsız edici görseller kullanılırsa; aynı haberin içinde “radikalizm”, “terörizm”, “yabancı nüfuz”, “Araplaşma” gibi kelimeler tekrar tekrar yer alırsa, bunun bir süre sonra toplum üzerinde nasıl bir etkisi olur?

Çok basit.

İnsanların zihninde bir bağ kurulur:

İslam; radikalizm.

Dindarlık; güvenlik riski.

Cami; yabancı nüfuz.

İşte asıl mesele burada başlıyor.

Çünkü gerçek anlamda radikal olan kişiyle, sıradan Müslüman vatandaş arasındaki sınır yavaş yavaş bulanıklaşmaya başlıyor.

Bir insanın suç işlemesine bile gerek kalmıyor.

Dindar olması, camiye gitmesi, başörtüsü takması, dinî kimliğini görünür biçimde yaşaması bile bazı çevrelerde şüphe sebebi hâline geliyor.

Kimse açıkça “Müslüman olmayın” demiyor.

Ama verilen mesaj şu:

“Müslüman olacaksanız da fazla görünür olmayın.”

Makbul Müslüman kim?

Bugün Kosova’da sanki görünmez bir vatandaşlık ölçüsü oluşturulmaya çalışılıyor.

Sekülerseniz, Batılı bir yaşam tarzına sahipseniz, dininizi kamusal alanda fazla göstermiyorsanız sorun yok.

Modernsiniz.

Avrupalısınız.

İlericisiniz.

Ama düzenli ibadet ediyorsanız, başörtüsü takıyorsanız, camiye gidiyorsanız, dinî kimliğinizi açık biçimde yaşıyorsanız bir anda “gerici”, “Araplaşmış”, “dış etkilerin altında” veya “radikalleşmeye açık” biri olarak sunulabiliyorsunuz.

İşte tehlikeli olan tam da bu.

Çünkü toplum ikiye ayrılıyor.

Bir tarafta “makbul vatandaşlar”.

Diğer tarafta sürekli kendisini açıklamak zorunda kalan Müslümanlar.

Oysa neden bir insan aynı anda hem Müslüman, hem Arnavut, hem Kosovalı, hem demokrat hem de Avrupa yanlısı olamasın?

Kim söyledi bunların birbirine zıt olduğunu?

Kosova’nın önüne neden sürekli “Avrupa mı, İslam mı?” diye sahte bir tercih konuluyor?

Bize kendi geçmişimizin de yabancı olduğu mu söyleniyor?

Bir başka tartışma da tarih üzerinden yürütülüyor.

İslam, bazı çevrelerde Kosova’ya ait değilmiş gibi sunuluyor.

Sanki yüzlerce yıllık bir geçmiş yokmuş gibi.

Sanki camiler, tekkeler, vakıflar, aile gelenekleri, şehir mimarisi, gündelik yaşam ve kültür bu toprakların tarihinin parçası değilmiş gibi.

Mesaj açık:

“Bu sizin değil.”

“Bu size dayatıldı.”

“Gerçek kimliğiniz başka.”

Burada sadece bugünkü dinî tercih tartışılmıyor.

İnsanlara hangi geçmişi kendilerine ait kabul etmeleri gerektiği de söyleniyor.

Elbette tarih tartışılır.

Osmanlı dönemi eleştirilir.

Dinî kurumlar sorgulanır.

Ama yüzlerce yıllık bir toplumsal gerçekliği tamamen yabancı bir unsur olarak göstermek başka bir şeydir.

Her caminin arkasında neden bir devlet aranıyor?

Kosova’da bir cami yapıldığı zaman bazen caminin kendisinden çok arkasında kimin olduğu konuşuluyor.

Türkiye mi finanse etti?

Bir Arap ülkesi mi yaptı?

Bir siyasi proje mi var?

Bir yabancı devlet nüfuz mu kuruyor?

Bakın, yabancı finansmanın sorgulanmasında hiçbir sorun yok.

Tam tersine, şeffaflık gerekir.

Ama neden aynı refleks sürekli camiler söz konusu olduğunda ortaya çıkıyor?

Neden cami bir ibadethane olmaktan çıkarılıp sürekli jeopolitik bir simgeye dönüştürülüyor?

Bir süre sonra ortaya şöyle bir algı çıkıyor:

Her caminin arkasında bir devlet var.

Her cami bir projenin parçası.

Her cami bir tür yabancı nüfuz merkezi.

Bunun sonucu nedir?

Toplumun bir bölümünde camiye karşı güvensizlik oluşuyor.

Cami, insanların namaz kıldığı bir yer olmaktan çıkıp “acaba bunun arkasında kim var?” diye bakılan şüpheli bir mekâna dönüşüyor.

“Kosova Kandahar oluyor” sözü kimin işine yarıyor?

Gelelim işin en ilginç tarafına.

Kosova hakkında zaman zaman hangi kelimeler kullanılıyor?

“Kandahar.”

“Rakka.”

“Araplaşma.”

“İslamlaşma.”

Şimdi burada basit bir soru soralım:

Kosova’yı dünyaya radikal, istikrarsız ve tehlikeli bir ülke gibi göstermek isteyen kim?

Sırbistan’ın yıllardır kullandığı propaganda söylemlerinden biri tam olarak budur.

Kosova’yı Batı dünyasına “radikal İslam tehdidi” üzerinden anlatmak.

Peki Kosova medyası da kendi ülkesini aynı kelimelerle anlatırsa ne olur?

İşte problem burada başlıyor.

Çünkü dışarıdaki propaganda mekanizmasının eline hazır bir malzeme veriliyor.

Onların bir şey üretmesine bile gerek kalmıyor.

Sadece dönüp şöyle demeleri yeterli:

“Bunu biz söylemiyoruz. Kendi medyaları söylüyor.”

Burada “Kosova medyası Sırbistan için çalışıyor” demek elbette delil gerektirir.

Ama başka bir soru sormak gerekir:

Kosova medyasındaki bazı söylemler neden Sırbistan’ın Kosova hakkında oluşturmak istediği algıyla aynı sonuca hizmet ediyor?

Bu soru rahatsız edici olabilir.

Ama sorulması gerekir.

İslam tartışması kimlerin işine yarıyor?

Bir de işin siyasi tarafı var.

Kosova’nın gerçek sorunları nelerdir?

İşsizlik.

Gençlerin ülkeyi terk etmesi.

Yolsuzluk.

Liyakat eksikliği.

Eğitimdeki sorunlar.

Ekonomik güvensizlik.

Siyasi kutuplaşma.

Kurumsal zayıflık.

Yabancı istihbarat faaliyetleri.

Bunların hepsi gerçek sorunlar.

Ama kamuoyunun önüne sürekli şu başlıkları koyarsanız:

“Çok cami yapılıyor.”

“Kosova Araplaşıyor.”

“Gençler dindarlaşıyor.”

“İslamlaşma artıyor.”

o zaman gerçek sorunların sorumluları görünmez hâle geliyor.

Mesela gençler neden Kosova’dan gidiyor?

Camiler yüzünden mi?

Yoksa iş bulamadıkları için mi?

Maaşlar düşük olduğu için mi?

Geleceklerini burada göremedikleri için mi?

Siyasi sisteme güvenmedikleri için mi?

Bu sorular zor sorular.

Çünkü cevapları yönetime, kurumlara ve siyasete çıkıyor.

Ama “gençler dindarlaşıyor” tartışması çok daha kolay.

Çünkü o zaman kimse gerçek sorumlulara dönüp hesap sormuyor.

Mesele İslam’ı eleştirmemek değil

Burada şu ayrımı özellikle yapmak gerekir.

Kimse “İslam eleştirilemez” demiyor.

Kimse “camiler sorgulanamaz” demiyor.

Kimse “yabancı finansman araştırılamaz” demiyor.

Kimse “radikal örgütler hakkında haber yapılmasın” demiyor.

Elbette yapılsın.

Hatta yapılmalıdır.

Ama bir kişinin suçunu bütün Müslümanlara mal ediyorsanız…

Her camiyi yabancı nüfuz merkezi gibi gösteriyorsanız…

Başörtüsünü, sakalı veya namazı güvenlik göstergesi gibi sunuyorsanız…

O zaman artık başka bir şey yapıyorsunuz.

Bir toplumsal kimliği şüpheli hâle getiriyorsunuz.

Ve bu noktada gazetecilik ile korku üretimi arasındaki çizgi giderek siliniyor.

Asıl soru şu

Kosova’nın asıl sorunu gerçekten çok fazla cami yapılması mı?

İnsanların daha fazla dindar olması mı?

Yoksa toplumun bir bölümünün sürekli “potansiyel tehdit” gibi gösterilmesi mi?

Asıl üzerinde durmamız gereken soru budur.

Çünkü bir ülkede milyonlarca insanın dinî kimliği sürekli terörizm, radikalleşme ve yabancı nüfuz kelimeleriyle birlikte anılırsa bunun sonunda sadece Müslümanlar zarar görmez.

Toplum zarar görür.

Devlet zarar görür.

Kosova’nın uluslararası imajı zarar görür.

Ve en ironik olanı da şudur:

Kosova’yı dışarıdan kötü göstermek isteyenlere karşı mücadele ettiğimizi söylerken, bazen onların kullanabileceği malzemeyi kendi ellerimizle üretmiş oluruz.

Belki de artık şu soruyu sormanın zamanı geldi:

Kosova’da İslam gerçekten bir güvenlik sorunu mu, yoksa İslam’ın sürekli güvenlik sorunu gibi gösterilmesi mi asıl sorun?

Bence asıl tartışmamız gereken mesele tam olarak budur.

Read Previous

Makedonya, İsrail ile işbirliğini geliştirmeyi hedefliyor

Read Next

Makedonya Heyetinden Fahri Konsolos Bedzeti’ye Ziyaret