Kızılelma Hedefine Giden Yol: I. Viyana Kuşatması

Tarihler 27 Eylül 1529’u gösterdiğinde Osmanlı Ordusu, Orta Avrupa’nın amansız hava şartlarına rağmen Viyana önlerine geldi. Bu tarihî yürüyüşün arkasında, Balkanlar ve Orta Avrupa’da kartları yeniden dağıtan büyük bir kriz vardı: Habsburg Hanedanı, kendisini Macaristan Krallığı’nın meşru devamı olarak nitelendirmiş ve Budin’i işgal ederek Osmanlı’nın himayesine giren Macaristan’ın iç işlerine karışmıştı. Bu hamle, Osmanlı Ordusu için ibrenin doğrudan Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu’nun başkenti Viyana’ya dönmesine sebep oldu.

Kanat SÖZKESEN / TIMEBALKAN ÖZEL

1526’da Mohaç’la Macaristan’ı aşan Osmanlı İmparatorluğu için Viyana, Kızılelma’nın kilit kapısıydı. Arşidük I. Ferdinand’ın kendini Macaristan kralı ilan edip Budin’i işgal etmesi, Kızılelma’nın rotasını doğrudan kendi başkentine çevirdi.

İstanbul’un fethinden itibaren Batı ufkundaki cihan hâkimiyeti ülküsünü, yani Kızılelma idealini taşıyan Osmanlı İmparatorluğu için bu büyük hedefe giden yol, Avrupa’nın kendi içerisindeki büyük inanç ve siyaset kırılmalarıyla şekillenmiştir. 16. yüzyılın başlarında Martin Luther’in başlattığı Reform hareketleri, Katolik dünyasının yüzyıllardır süregelen birlik görüntüsünü parçalamış ve Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu’nu kendi içerisinde derin bir mezhep çatışmasına sürüklemiştir. Kanuni Sultan Süleyman ise Avrupa’da yaşanan bu büyük inanç ayrılığını bir fırsata dönüştürerek Protestanlarla diplomatik temaslar kurmuş ve Habsburgların Avrupa üzerindeki üstünlüğünü sınırlandırmaya çalışmıştır.

Dönemin asıl büyük kırılmalarından biri ise Habsburg Hanedanı’nın başında bulunan İmparator Şarlken’in, Avrupa’daki Hristiyan birliğini kendi imparatorluk otoritesi altında koruma ve Hanedanının hâkimiyetini kıta çapında güçlendirme gayesiydi. Şarlken ve kardeşi Ferdinand’ın Orta Avrupa’daki Habsburg hâkimiyetini pekiştirme çabaları, Balkanlar’da kalıcı olarak kök salan Osmanlı İmparatorluğu ile kaçınılmaz bir rekabeti beraberinde getirmiştir.

Bu rekabetin merkezinde ise Macaristan bulunuyordu. Osmanlının Balkanlar’daki ilerleyişi ile Habsburgların Orta Avrupa’daki hâkimiyet mücadelesinin kesiştiği bu coğrafya, iki büyük gücün karşı karşıya geldiği yeni bir cepheye dönüşmüştür. 1526 yılında gerçekleşen Mohaç Savaşı, bu mücadelenin seyrini değiştiren en önemli kırılmalardan biri olmuş; Macar Krallığı’nın uğradığı ağır yenilgi ve Kral II. Lajos’un savaş meydanında hayatını kaybetmesi, Osmanlı-Habsburg rekabetini yeni bir safhaya taşımıştır.

Macaristan üzerindeki hâkimiyet mücadelesinin ardından Osmanlı İmparatorluğu ile Habsburglar arasındaki rekabet artık yalnızca Balkanlar’ın geleceğini değil, Orta Avrupa’nın düzenini de belirleyecek bir mücadele hâline gelmiştir. Bu doğrultuda Kızılelma ülküsünün Batı ufkundaki en önemli hedeflerinden biri hâline gelen Viyana, Osmanlı ile Habsburg hanedanının karşı karşıya geldiği tarihî mücadelenin merkezlerinden birine dönüştü.

I. Ferdinand’ın Pervasız Meydan Okuması

29 Ağustos 1526’da sadece iki saat süren Mohaç Muharebesi’nin ardından Macaristan Krallığı, Osmanlı İmparatorluğu’nun himayesi altına girdi. Macaristan Kralı II. Lajos, muharebe esnasında hayatını kaybetti. Macar tahtının boş kalması üzerine Kanuni Sultan Süleyman stratejik bir hamle yaptı. Ekim 1526’da Macaristan topraklarını doğrudan Osmanlı İmparatorluğu’nun topraklarına katmak yerine, önceki Kral II. Lajos’la ilişkileri iyi olmayan Erdel Voyvodası János Zápolya’ya taç giydirerek onu Macaristan’ın meşru kralı ilan etti. Nitekim Macaristan toprakları vasal statüsü kazandı.

Kanuni Sultan Süleyman’ın bu toprakları doğrudan Osmanlı sınırlarına katmaması bilinçli bir stratejiydi. Çünkü Macar halkının büyük çoğunluğu muhafazakar Katoliklerden oluşuyordu; doğrudan bir ilhak bitmek bilmeyen büyük halk isyanlarına zemin hazırlayabilirdi ve Kanuni’ye göre henüz bunun zamanı değildi.

İstikrarlı bir idarenin tesisinin ardından Kanuni ve Osmanlı ordusu, payitaht İstanbul’a dönmek üzere yola çıktı. Osmanlı, 1526 yılı sonbaharında arkasında güvenli bir Macaristan bırakarak payitahta çekilmişti. Kutsal Roma Cermen İmparatoru Şarlken’in kardeşi, Avusturya Arşidükü I. Ferdinand, Osmanlı ordusunun payitahta geri dönüşünü fırsat bilerek harekete geçti. Kendisini Macaristan Krallığı’nın meşru varisi olarak nitelendiren Ferdinand, ölen kralın kız kardeşiyle olan evliliğine dayanarak 17 Aralık 1526’da Bratislava’da topladığı aristokrat azınlık meclisiyle Osmanlı’nın desteklediği János Zápolya’nın krallığını geçersiz ilan ederek kendisini Macar kralı ilan etti.

I. Ferdinand, Macar tahtı üzerindeki iddiası karşısında elini güçlendirmek amacıyla 1527 yılının yaz aylarında ordusuyla Macaristan’a girdi. Hedefi, Osmanlı’nın atadığı Kral János Zápolya’yı tamamen saf dışı bırakıp tahtı ele geçirmekti. Ferdinand’ın ordusu karşısında tutunamayan Zápolya geri çekilmek zorunda kaldı ve Ferdinand, 20 Ağustos 1527’de Macaristan’ın kalbi olan Budin’i işgal etti. İşgalin ardından Lehistan’a kaçan Zápolya, 1528’de İstanbul’a elçiler göndererek Kanuni Sultan Süleyman’dan askerî destek talep etti. Ferdinand ise eşzamanlı olarak kazandığı bu zaferin ardından İstanbul’a kendi heyetini yolladı; işgal ettiği Macar topraklarının ve ilan ettiği krallığının Osmanlı tarafından resmen tanınmasını dayattı.

Kanuni Sultan Süleyman, kılıçla fethedilen Macar topraklarının hiç kimseye terk edilemeyeceğini belirterek elçilerin bu talebini kesin bir dille reddetti. Padişah, Ferdinand’a cevabını bizzat savaş meydanında vereceğini ilan ederek 10 Mayıs 1529’da orduyu İstanbul’dan harekete geçirdi. Nitekim Kızılelma idealini takip eden Osmanlı için ibre kesin olarak Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu’nun başkenti Viyana’ya dönecekti.

Menzil Sınırını Zorlayan Güç: I. Viyana Kuşatması

Kanuni Sultan Süleyman komutasındaki Osmanlı ordusu, uzak mesafeyi hızla aşarak 8 Eylül 1529’da Budin’i Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu’nun kuvvetlerinden geri aldı ve tahtı yeniden Osmanlı’nın himayesindeki János Zápolya’ya teslim etti. Bu stratejik başarının ardından Kanuni, Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu’nun oluşturduğu tehdidi tamamen ortadan kaldırmak ve Avrupa’daki en büyük rakibinin kalbine kadar ilerlemek amacıyla ordusunun yönünü Viyana’ya çevirdi. Nitekim Mohaç’la başlayan Osmanlı-Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu mücadelesi, artık Macaristan sınırlarını aşarak doğrudan imparatorluğun merkezine yönelen büyük bir harekâta dönüşmüştü.

Kanuni Sultan Süleyman’ın asıl amacı Viyana şehrini düşürmek değil, İmparator Şarlken’i açık bir meydan muharebesine çekerek Kutsal Roma İmparatorluğu’nun gücünü tek bir darbede yıpratmaktı.

Ancak Osmanlı ordusunun Avusturya topraklarına doğru ilerleyişi, kısa süre içerisinde yalnızca Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu kuvvetleriyle verilen bir mücadele olmaktan çıktı. İstanbul’dan başlayan uzun yürüyüş boyunca etkili olan sağanak yağışlar, Orta Avrupa’nın yollarını adeta çamur deryasına çevirmiş ve ordunun ilerleyişini büyük ölçüde yavaşlatmıştı. Osmanlı ordusunun en büyük kozlarından biri olan ağır kuşatma topları ise bu zorlu arazi şartları karşısında taşınamayarak yol üzerinde bırakılmak zorunda kaldı. Viyana önlerine ulaşan Osmanlı ordusu, böylece şehrin surlarını yerle bir edebilecek en önemli silahından mahrum kalmıştı.

Bütün bu güçlüklere rağmen Kanuni Sultan Süleyman komutasındaki ordu, 27 Eylül 1529’da Kızılelma’nın Batı ufkundaki en önemli hedeflerinden biri olan Viyana surlarının karşısına dikildi. Fakat Osmanlı ordusunun İstanbul’dan Viyana’ya kadar uzanan bu uzun yürüyüşü, şehrin savunmasına da hazırlık için de zaman kazandırmıştı. Viyana’nın surları güçlendirilmiş, şehirdeki birlikler takviye edilmiş ve Avrupa’nın farklı bölgelerinden gelen birliklerle savunma hattı tahkim edilmişti.

Kuşatmanın başlamasıyla birlikte Osmanlı ordusu, ağır kuşatma toplarından mahrum olmasının da etkisiyle savaş yöntemini değiştirmek zorunda kaldı. Lağımcılar, Viyana surlarının altına tüneller kazmaya başlayarak şehrin savunmasını yer altından çökertmeye çalıştı. Osmanlı lağımcılarının açtığı tünellere karşı Viyana savunması da karşı lağımlar kazarken, surlarda açılan gediklere Yeniçeriler tarafından düzenlenen şiddetli hücumlar günler boyunca devam etti. Ancak bütün bu saldırılara rağmen savunma hattı aşılamadı.

Kuşatma uzadıkça Osmanlı ordusunun karşı karşıya kaldığı şartlar da giderek ağırlaştı. Yaklaşan kış, bozulan yollar, uzayan ikmal hatları ve askerlerin uzun süren sefer nedeniyle yıpranması, Viyana surlarının önündeki mücadeleyi daha da güçleştirdi. İstanbul’dan yola çıkan ve Macaristan’ı aşarak Avrupa’nın kalbine ulaşan Osmanlı ordusu, artık yalnızca Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu’nun kuvvetleriyle değil, tabiatın kendisiyle de mücadele ediyordu. Nihayet 15 Ekim 1529’da Kanuni Sultan Süleyman, yaklaşan kış şartlarının ordu için oluşturduğu büyük tehlikeyi göz önünde bulundurarak kuşatmayı kaldırma ve payitahta geri dönme kararı aldı.

Viyana düşmemişti. Ancak Osmanlı ordusunun İstanbul’dan başlayarak Orta Avrupa’nın kalbine kadar ilerlemesi ve Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu’nun başkentini kuşatması, Osmanlı İmparatorluğu’nun 16. yüzyıldaki askerî ve siyasî gücünün ulaştığı sınırları bütün Avrupa’ya göstermişti. Viyana’nın kapısında sonuçsuz kalan bu ilk büyük hesaplaşma, Osmanlı-Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu mücadelesinin sonu değil, aksine Avrupa’nın geleceğini belirleyecek uzun soluklu rekabetin yeni bir safhası olmuştu.

Not: Bu köşe yazısının hazırlanmasında; Prof. Dr. Halil İnalcık’ın Osmanlı İmparatorluğu: Klasik Çağ (1300-1600) adlı çalışması başta olmak üzere, dönemin nişancısı Celâlzâde Mustafa’nın Tabakâtü’l-Memâlik’i ile dönemin Osmanlı ve Batı kroniklerindeki askerî intikal kayıtları, esas alınmıştır.

Read Previous

Muçi ve Asllani attı, Arnavutluk Belarus’u 2-0 mağlup etti