Bu sorunun cevabı kısa ve net şekilde şöyle: Milli birlik tesis etmekle!

Formül çok basit: bir toplumun kültürü dedikoduya indirgenmişse, o toplumu dedikodu taşıyorsa, seviyesi bu ise, bilgisini hep daha fazla genişletmeye, yukarı çıkarmaya ihtiyaç duymuyorsa, o zaman o toplum kültürsüzdür. Kültürü olmayan toplum ise, cehaletin karanlığına itilmiştir, geri kalmıştır, gelişemez, ilerleyemez, zenginleşemez. Atatürk diyor ki: “Genç Türkiye Cumhuriyetinin temeli kültürdür”. Okumak lazım çünkü bilgi güçtür, kuvvettir. Başta batı olmak üzere gelişmiş ülkelerin güçlü olmalarının sırrı, halklarının okuma alışkanlığı ve kütüphanelerinin çokluğu ile kitap zenginliğidir. Kitap okumak yerine artık bilgisayar ve telefonlardan okunuyor. Bunlar daha celbedici, ancak asla kitabın yerini alamazlar (mesela kitap sayfalarını çevirirken nefes almak şifa veriyormuş). Kitaba kutsallık atfedenlerin taraftarıyım. Ama yine de teknolojik cihazlardan okumak, hiç okumamaktan iyidir. Ufuklar, okumakla genişler. Makedonya Türkleri ufuklarını genişletmeye doğru yol alıyor umudum var. Kültürlü bireylerden oluşan kültürlü toplum, ufuklarına sınır koymayandır. Kültüre verdiğimiz önem nispetinde başarılar çoğalacak.

Makedonya Türkleri kimlik ve aidiyet ikilemini yoğun bir şekilde yaşamaktadır diyebiliriz. Çünkü bir yandan vatanımız Makedonya, diğer yandan anavatanımız Türkiye. Makedonya’da diğer milletlerle beraber bu ülkenin kaderini paylaşıyoruz, oysa aynı zamanda, milli duygularımız gözlerimizi hep Türkiye’ye doğru çeviriyor. Bu durum Makedonya Türklerinin zihinlerinde karmakarışıklığa sebep olabiliyor ve ağır bir yüke dönüşebiliyor. Bunun en başta mağdurları, henüz kişiliklerini oluşturmamış çocuklarımız ile olgunluğa ermemiş gençlerimizdir, ki onların büyümeye doğru yol alan süreçlerinde bunalımlara ve kimlik oluşturma sorunlarına yol açabiliyor. Ancak yaşadığımız böylesi zorlukları aşmak için güç bulmak zorunluluğumuzdur, bunları milli mesuliyetlerimizi harekete geçirerek halletme yollarını bulabiliriz. Burada, olgunluğa doğru yelken açmış yavrularımızı aydınlatma, onlara yol gösterme ve bu ağır yolda ellerinden tutmak görevleri en başta ana-babalara ve öğretmenlerimize düşmektedir, ondan sonra da aydınlarımıza. Bu türden kararsızlıklar içinde bocalananlara bir teselli olsun diye rahmetli babamın sıkça tekrarladığı bir sözünü naklediyorum: “Ben bir Makedonya Türk’ü olarak çok şanslıyım çünkü benim bir değil, iki değil, tam dört vatanım var. Onlar da şöyle: vatanım Makedonya, anavatanım Türkiye, atavatanım Türkistan (Orta Asya) ve yavru vatanımız Kuzey Kıbrıs”

Anavatanımız Türkiye’nin vatanımız Makedonya’ya verdiği maddi ve manevi destek azami boyutlarda. Uzanan bu yardım elini ancak kıymetini bilmeyenler veya Türklüğün son zamanlardaki açılımına ve atılımına tahammül gösteremeyenler inkar ediyor. Onun için gerçekçi olmak gerek. Vefalı olanlar da var, vefa göstermeyenler de olacak. Ne yazık ki bu acı gerçek Türkleri de kapsamaktadır, unutulmamalı ki Truva Atları her zaman güncel olmuş ve olmaya devam edecektir. Ama her şeye rağmen iyimser olmaya gayret etmeli, çünkü Makedonya’nın en samimi dostu Türkiye devletidir. Bir Makedonya Türk’ü olarak bundan dolayı duyduğum onur, gurur ve memnuniyet kelimelerle anlatılamayacak kadar büyük. Bundan böyle ümitvar olmamızı engelleyecek her türlü gelişmeye karşı direnmekten vaz geçmemize vesile olabilecek çeşitli sebeplerin üstesinden gelebiliriz.

Eski bir Roma deyimi olan “Divide et impera” (yani “Böl ve yönet”), bugün hala güncelliğini yitirmemiş olan bir doktrindir. Bu doktrini kullanıp uygulayan şer odakları ve yabancı mihraklar bizi kutuplaşma prangalarına vurdu. Ancak buna rağmen hep başkalarını suçlamak yerine, suçu kendimizde arasak bu prangalardan çok daha kolay kurtulmuş oluruz. Ne var ki kimse bölünmüşlüğün sebebini üzerine almıyor, herkes kendine göre haklı. Evet, başkasıyla uğraşmak yerine özeleştiri yapmak çok zor, ancak birlik böyle sağlanır. Sağlayabilecek miyiz?..

Dünya hali bu, galiba böyle gelmiş böyle gidecek, birileri çıkıp diğerlerini bölüp yönetecek… Bir Makedon atasözü diyor ki “Hem kurdun karnı tok, hem koyunlarda eksik yok”. Bu atasözün Türkçemizdeki en uygun karşılığı: “Alan razı veren razı”…

Makedonya’nın bu karmakarışık ortamında mumla ışık tutar misali birer savaşçı olmalıyız. Üstümüze basan şu karamsarlığımızı az da olsa giderecek nitelikte adımlar atalım elimiden geldiğince. Güzel ve olumlu bir şeyler de oluyor dedim kendi kendime. Keşke kamuoyunda bu tür konuşmalar farklı branşlarda Makedonyalı soydaşlarımızla çoğalsa. Bu şekilde daha demokratik bir Makedonya Türk kamuoyu inşa edinebilir.

Makedonya Türk Toplumunun gerçek hayati sorunları gündeme yeterli olarak gelmiyor. Bizim kurumlarımızdan ne zaman bizim bir sorunumuz hakkında basın toplantısı izlediniz mi? Gündemimizi şimdilik iki portalımız ve sosyal medya oluşturuyor. Buna da şükür. Halkı bilinçlendirmek için her meşru yol denenmeli. güvenli gelecek inşa etmemiz için somut yollar ortaya atılmalı. Halkımızın güvene ihtiyacı var. Milli birliğimizin eksikliğinden hemen de hiç söz edilmiyor. Bir acı gerçektir ki küçük bir toplum olmamıza rağmen, milli birlikten yoksunuz. Bir değiliz! Makedonya Türk Toplumu birlik değil! Bunu açıkça öne atmadığımız sürece kusurumuzu iyi göremeyiz. Birlik olmayan yerde başarı yoktur, haklar alınamaz, istikbal sağlanamaz.

Milli hastalığımız haline dönen birlik olamayışımız önümüzdeki en büyük engel olsa gerek.tahminen 70 000 nüfuslu Makedonya Türklerine 3 Türk siyasi parti!? Bizi böldüler, ama pes etmek yok. (Sebepleri nelerdir diyecekseniz saymakla bitmez: koltuk kavgaları, ihanetler, aramızdaki truva atları, husumet, menfaatçılık, v.s. v.s.)

Makedonyalı Türk vatandaşlarımıza onurlu yaşam ve açık gelecek sağlamanın yolu milli birlikten geçer. Sadece birlik oluşturduğumuz takdirde haklarımızı alabiliriz. Ama sözde değil, hakiki olarak alabiliriz.. Çünkü haklar verilmez, alınır. Her fırsatta milli birliğe vurgu yapılmadan şu hastalığımızdan kurtulamayız. Ne yazık ki, vurgu yapmak bir yana, anılmıyor bile.

Bu hastalığımızdan çabuk kurtulma dilekleriyle herkese mutlu, huzurlu ve sağlıklı akşamlar. Unutmayalım, kilit kelime – BİRLİK! Buysa karanlıklardan aydınlıklara giden yolun anahtarı…Karanlıktan Aydınlığa Nasıl Ulaşırız?

Önceki Haber

79 Afgan daha ABD’ye gitmek için Kosova’dan ayrıldı

Sonraki Haber

Belgrad Büyükelçisi Aksoy AA’nın “Yılın Fotoğrafları” oylamasına katıldı