Screenshot
Tam 46 yıl önce bugün, 9 Temmuz 1980 tarihinde vefat eden Hafız Bedri Efendi, Makedonya’nın Reisü’l-Uleması olarak Yugoslavya İslam Birliği’nin karar mekanizmalarındaki en güçlü sesti. O, Osmanlı İmparatorluğu’nun Balkanlar coğrafyasından çekilmesinin ardından vakur duruşuyla yetim kalan kutsal emaneti sahipsiz bırakmayan iradenin temsilidir.
Kanat SÖZKESEN / TIMEBALKAN ÖZEL
Üsküp’ün yetim kalan sokaklarında bir Osmanlı vakarıyla yürüyen, Nil’in ilmini Vardar’ın serinliğiyle harmanlayıp bir millete hem dil hem de din olan; 26 yıllık riyaseti boyunca Türkçeyi bir lisan değil, bir namus sancağı gibi taşıyan Hafız Bedri Efendi; eğilmeyen bir başın, satılmayan bir vicdanın Balkanlar’daki son mühürdür.
Osmanlı İmparatorluğu, yüz yirmi yılda kazanılan, uğruna padişah şehit vermiş olduğu Rumeli topraklarından aniden, Mayıs 1913 tarihinde çekilmek zorunda kaldığında, yaklaşık beş asır boyunca himayesinde bulunan Rumeli tebaasını adeta yetim bırakmış oldu. Devletin köklü idari sistemine adapte olan Müslüman ve gayrimüslim halklar adeta sudan çıkmış balığa döndü. Osmanlı’nın bölgeden zoraki şekilde çekilmesinin ardından bölgeyi ele geçiren Balkan devletleriyle yapılacak ikili anlaşmalar neticesinde bölgede kalan Türklerin ve diğer Müslüman halkların hak ve hürriyetlerini diğer vatandaşlarla eşit şekilde yaşaması kararlaştırıldı.
Yapılan anlaşmalara rağmen anlaşmadaki gereksinimler karşılanmamış, Müslüman halk ikinci sınıf vatandaş muamelesi görmüştür. Halk, en temel haklardan biri olan din ve vicdan özgürlüğünden dolaylı şekilde mahrum bırakılmıştı. Yeni yönetimlerin Balkanlar’ı idare etmeye başladığı ilk günlerde bölgede yaşayan Müslüman halk, beş asır boyunca İslami yapıları yönlendiren merkezi otorite olan Halife Padişah’ın ve Şeyhülislamlık makamının eksikliğini derinden hissetti.
İlk dönemlerde, I. Dünya Savaşı’ndan sonra Yugoslavya Krallığı yönetimi güdümünde 1919’da bir ulema birliği kuruldu. Yönetim tarafından sembolik olarak kurulan bu birlik, 1930 yılında yayımlanan yeni yönetmelik dâhilinde daha güçlü şekilde teşkilatlandı ve tam meşruiyetini kazandı. Kendi inisiyatifiyle yetki sınırlarını aşarak sadece Türk ve diğer Müslüman halkların dinî haklarından öte diğer hak ve hürriyetleri için mücadele etti. Ancak somut bir otoritenin tahsisi, II. Dünya Savaşı’ndan sonra, 1947 yılında Sosyalist Yugoslavya’nın bünyesinde ülke coğrafyasının bütününü kapsayan Yugoslavya İslam Birliği’nin kurulmasıyla sağlanmıştır. Hafız Bedri Efendi ise 1954 yılından itibaren ilmiyle ve hikmetiyle adeta güneyden esen sert bir rüzgâr gibi Yugoslavya ulemasının yönetim kadrosuna katıldı.
Üsküp Semalarında Bir ‘Bedir’: Karanlığı Dağıtan Dolunay
Reisü’l-Ulema Hafız Bedri Efendi doğduğunda babası Hamid Ağa ve annesi Bahtişah Hanım, oğullarına “Bedri” adını verirken; onun bir gün sadece bir ailenin değil, koca bir coğrafyanın kararan ufkuna doğacak bir dolunay olacağını belki de biliyorlardı.
7 Mayıs 1905 tarihinde, daha Osmanlı toprağı olan Üsküp’ün Kuruçeşme Mahallesi’nde, Horasan göçmeni olan Abbas ailesinin yedinci çocuğu olarak dünyaya geldi. Babası tarafından daha 6 yaşındayken mahalle camisindeki hocaefendinin yanına verilir. Eş zamanlı olarak Tefeyyüz İlköğretim Okulunda eğitimine devam eder. 9 yaşında Hafız Ali Efendi’nin himayesinde Kur’an-ı Kerim’i ezberleyerek hafızlık makamına erişir.
Babası, Hafız Bedri Efendi’nin ilme olan merağını ve aşkını gördüğünde kendisini Ataullah Kurtiş Efendi’nin yanına, Meddah Medresesi’ne verir. O dönem medresede üstün başarı sağlayarak hocalarının önerileri doğrultusunda 1928 yılında Meddah Medresesi’ndeki eğitimine ara vererek Mısır’ın başkenti Kahire’de bulunan El-Ezher İlahiyat Fakültesi’ne kaydını yaptırır. Onun bu adımı kendisine ilminde seviye atlatmış, Üsküp’te bulunan arkadaşları ve hayatını ilme adamak isteyen genç gönüllüler için isminin o asil anlamıyla karanlık ufukları aydınlatan bir “bedir” (dolunay) olmuştur. Onun ardından El-Ezher’e gidenler arasında Yücel Teşkilatı’nın kurucu başkanı Şuayb Aziz, Glasnik dergisinin başyazarı Hüseyin Cozo gibi son derece önemli isimler yer alır.
Vardar’dan Nil’e İlmin Hicreti
Takvimler 1928 yılını gösterdiğinde Bedri Efendi, şafağın ilk ışıklarıyla ilim yolunda hicretine başladı. Uzun ve zor geçen yolculuk onu Kahire’ye, kaydını yaptırdığı El-Ezher İlahiyat Fakültesi’ne ulaştırdı. Onun Üsküp’ten Kahire’ye gidişi sıradan bir yolculuk değil, Vardar’ın susuz kalmış maneviyatını Nil’in pınarlarıyla buluşturmak adına yapılmış bir ilim hicretiydi.
El-Ezher’deki altı yıllık eğitimi boyunca ilmini geliştireceği birçok isimle tanışıp onların öğrencisi olma fırsatına ermişti. Nitekim fıkıh ve akaid alanındaki dersleri Osmanlı’nın son şeyhülislamlarından olan Mustafa Sabri Efendi’den alır. Osmanlıca ve edebiyat derslerini ise o dönemde Kahire’de bulunan İstiklal Marşı’nın şairi Mehmed Âkif Ersoy’dan alır. Türkçeyi mükemmel bir diksiyonla düzgünce konuşması ise Ersoy’un öğrencisi olmasına atfedilir.
Tasavvufa ve tarihine son derece meraklı olan Bedri Efendi, daha Meddah Medresesi öğrencisi iken sıra arkadaşları Fettah Efendi, Şaban Efendi ve Mehmet Efendi’yle beraber Rifai Tekkesi’ne gidip sohbetlere katılırdı. Orada Yahya Kemal Beyatlı’nın da üstadı olan Şeyh Sadeddin Sırrı’nın ağzından tasavvufu ve edebiyatını dinlerdi. Nitekim Kahire’de bulunduğu dönem boyunca da tasavvufa olan merağı körelmek yerine pekişmişti. Sık sık bölgeyi ziyaret eden Neyzen Tevfik’le görüşerek ondan bu alan hakkında derinliğini kazanacak olduğu dersleri almıştır.
Hafız Bedri Efendi, diğer âlimlerin aksine ilmini bir alanda yoğunlaştırmayarak İslam dinine ve öğretilerine her bakış açısından bakmış ve birbirinden bağımsız alanlarda uzmanlaşmıştı. El-Ezher’in bin yıllık rahlelerinde olduğu sıralarda üniversitenin eğitim sistemi ve müfredatını yakından inceleme fırsatı bulmuştu. Nitekim ilerleyen yıllarda Yugoslavya İslam Birliği içerisinde yürüttüğü faaliyetlerde bu birikime rastlanır.
Tarihler 1936 yılını gösterdiğinde Bedri Efendi, sekiz yıl süren ilim hicretini El-Ezher’deki öğrenimini tamamlayarak noktaladı ve Kahire’den ayrıldı.
Koca Bir Medeniyetin Bakiyesi: Reisü’l Ulema
Hafız Bedri Efendi, 1936 yılında büyük bir vefa borcuyla döndüğü Üsküp’te; Sultan Murad Camii’nin vaizliği ve İsa Bey Medresesi’nin ilk müderris kadrosuyla hizmetine başladı. İlminin altın çağının başlangıcı, 1938 yılında Üsküp Ulema Meclisi üyeliğine seçilerek din öğretimi sorumluluğunu üstlenmesiyle başladı. Ancak 1941’deki işgal, Bedri Efendi için karanlık bir sürgün döneminin başlangıcıydı; hakkında verilen Bulgar infaz emirlerinden ve Yugoslavya genelinde infaz listeleri hazırlayan istihbarat servisi OZNA (Halkı Koruma Departmanı) takibinden kaçarak ailesiyle beraber Gostivar’a taşındı.
1945’te savaşın ardından ailesi ile Üsküp’e döndüğünde; kısa bir süre Tefeyyüz İlkokulu’nda din eğitimi öğretmenliği yaparak çocukların zihinlerine ilmin tohumlarını ekti. Ancak 1946’da din derslerinin yasaklanmasıyla işsiz kaldı ve ardından anavatana göç etmek için hazırlıklara başladı. Tam gitmek ile kalmak arasındaki ince çizgide, ulema çevresinin rejime kurduğu baskı neticesini verdi. 1947’de rejim tarafından tekrardan kurulan Üsküp Ulema Meclisi üyeliğine seçilmesiyle başlayan bu süreç, 29 Temmuz 1954’te Makedonya İslam Birliği Başkanı olarak seçilmesiyle tarihî bir zirveye ulaştı. Artık o, imparatorluk bakiyesi bir halkın umudu ve Reisü’l-Ulemasıydı.
Bedri Efendi, 1954’teki seçimlerden sonra, her dört yılda bir düzenlenen seçimlerde yeniden başkanlığa seçildi. Yaklaşık yedi dönem sürdürdüğü başkanlık görevi boyunca, dini yapıları hor gören Yugoslavya rejimine rağmen tüm sınırları zorlayarak halkının dini aidiyeti uğrundaki mücadelesinde bizzat ön saflarda yer aldı.
O dönem Üsküp’te medrese bulunmadığından ötürü, ömrünü ilme adamak isteyen gençleri bulup onları Saraybosna ve Priştine’deki medreselere gönderirdi. 1978 yılında, başkanlığının son döneminde Üsküp’ün yıllardır süren medrese ihtiyacını çözmek adına, günümüzde de Kondova bölgesinde faaliyet gösteren Gazi İsa Bey Medresesi’nin inşası için gerekli kararın alınmasını sağladı. Makedonya İslam Birliği’nin bir yayın organına ihtiyaç duyduğunu dile getirmiş ve Hilal Gazetesi’nin kurulması fikrinin öncüsü olmuştur. Ne yazık ki ömrü, gazetenin faaliyetlerini görmeye yetmedi.
Yirmi altı yıl boyunca süren riyaseti süresince Hafız Bedri Efendi, merkezi Saraybosna’da bulunan Yugoslavya İslam Birliği içerisinde sesi en gür çıkan figürdü. Baskılara rağmen temsil ettiği din ve halkın hak ve hürriyetleri için mücadele etmiş, başındaki beyaz sarığın ve üstündeki siyah cübbenin hakkını vermek uğruna ömrünü ilme adamıştır.
Evladı Fatihan topraklarında koca bir medeniyetin bakiyesini tek başına sırtlayarak 9 Temmuz 1980’de geçirdiği kalp krizi sonucu, yapılan tüm müdahalelere rağmen saat 12.30 sularında Üsküp Devlet Hastanesi’nde vefat etmiştir.
Vefatının 46. yıl dönümünde, ömrünü ilme ve Evladı Fatihan’a hizmete vakfeden merhum Reisü’l-Ulema Hafız Bedri Efendi’yi rahmet ve minnetle yâd ediyoruz.




























