“Eskiden iki Türk bir araya geldiğinde devlet kurardı.”
Bugün aynı sözü söylesek, biri çıkar:
“Devleti sonra kurarız da, önce şu adamı nasıl itibarsızlaştırırız?” der.
Çünkü artık ortak hedefler kurmaktan çok, ortak hedefler yıkmayı seviyoruz.
Son günlerde Kuzey Makedonya’da yaşanan siyasi gelişmelerin ardından sosyal medyaya bakıyorum.
İlk bakışta herkes Türk toplumunun geleceği için mücadele ediyor sanıyorsunuz.
Biraz daha okuyunca anlıyorsunuz ki mesele gelecek değil.
Mesele, kimin sözü daha çok alkış alacak…
Kimin paylaşımı daha fazla beğenilecek…
Kimin karşı tarafı daha sert aşağılayacağı…
Türklerin nüfusu azalıyor.
Gençler kimliklerinden uzaklaşıyor.
Türkçe eğitim her geçen gün biraz daha güç kaybediyor.
Köyler boşalıyor, şehirlerde Türkilerin sesi zayıflıyor.
Ama bunlar gündem olmuyor.
Bir Facebook paylaşımı, bir ekran görüntüsü, birkaç sert cümle daha çok ilgi görüyor.
Çünkü biz çözüm üretmekten çok suçlu üretmeyi seviyoruz.
En kolay yaptığımız iş, birbirimizi yargılamak.
En zorlandığımız iş ise yan yana durabilmek.
Herkes Türklüğün sözcüsü gibi konuşuyor.
Ama kimse Türklüğün yükünü taşımak istemiyor.
Çünkü yük omuz ister.
Kavga ise sadece klavye.
Oysa siyaset, öfkeyle değil sabırla sonuç verir.
Miras alınan dava bir günde başarı olarak değerlendirilemez.
Sorunlar da ertesi gün ortadan kalkmaz.
Beklenir.
İzlenir.
Değerlendirilir.
Eleştirilir.
Ama peşin hüküm verilmez.
Belki de artık şu sözü değiştirme zamanı gelmiştir:
“Eskiden iki Türk bir araya geldiğinde devlet kurardı.”
Şimdi iki Türk bir araya gelince önce üçüncü Türkü hedef seçiyor.
Dördüncü onu alkışlıyor.
Beşinci klavyeye sarılıyor.
Altıncı ekran görüntüsü paylaşıyor.
Yedinci dedikodu yayıyor.
Sekizinci taraf oluyor.
Dokuzuncu hakaret ediyor.
Onuncu ise sessizce valizini hazırlayıp bu ülkeden gidiyor.
Sonra geriye kalanlar aynı soruyu soruyor:
“Bu Türk toplumuna ne oldu?”
Belki de yanlış soruyu soruyoruz.
Asıl soru şu:
Biz, birbirimizi tüketmekten vazgeçmeden bu toplum nasıl ayakta kalacak?
Çünkü dışarıdan bizi yıkmaya çalışanlardan önce, içeride birbirimizi yormayı bırakamıyoruz.
Ve unutmayalım…
Bir toplum, düşmanları yüzünden değil; ortak aklını kaybettiği gün küçülmeye başlar.










