“Her alanda, hepimize yer var”

Eski millî basketbolcu, Gestalt psikoterapisti ve basketbol antrenörü Arin Agiç ile basketbol kariyerinden antrenörlüğe geçişine, Kuzey Makedonya’daki kadın basketbolunun mevcut durumundan farklı etnik kökenlerin saha üzerindeki etkisine ve fotoğrafçılık tutkusuyla hayat bulan “Neredesin Füsun” sergisine kadar birçok konuda önemli bir söyleşi gerçekleştirdik. Farklı etnik kökenlerden sporcuların aynı takımda yer almasının ön yargıları azaltmak için tek başına yeterli olmadığını belirten Agiç, eşitlik ve aidiyet duygusunu güçlendiren bir takım ortamının önemine dikkat çekerken kadınların her alanda kendi seslerini duyurmalarının ve varlık göstermelerinin gerekliliğini de vurguladı.

Kanat SÖZKESEN / TIMEBALKAN ÖZEL

1. Takipçilerimizin sizi daha yakından tanıyabilmesi adına kendinizi tanıtır mısınız?

Aslen Üsküplüyüm, ancak son on yıldır Macaristan’ın başkenti Budapeşte’de yaşıyorum. Sosyolog, Gestalt psikoterapisti ve basketbol antrenörüyüm. Son birkaç yıldır fotoğrafçılığa da ilgi duyuyor, fotoğraf çekmekten büyük keyif alıyorum.

2. Her yolculuğun bir başlangıç noktası vardır. Sizin de bir kadın olarak, erkek egemen algıların ve yoğun rekabetin öne çıktığı bu spor dalına adım atma hikâyeniz nasıl gelişti? Parkeye adım attıktan sonra sizin için zorlu ama bir o kadar da tutkulu olan bu yoldaki motivasyonunuz neydi?

Basketbolla tanışmamın temelinde babamın basketbol kariyeri ve bu spora duyduğu sevgi vardı. Benim için asıl başlangıç noktası buydu. Antrenörlüğe başlamadan önce 18 yıl basketbol oynadım. Farklı kulüplerde ve seviyelerde forma giyme, Kuzey Makedonya’nın hem genç hem de A millî kadın takımında ülkemi temsil etme fırsatı buldum.

Hem oyunculuk hem de antrenörlük hayatım boyunca en büyük motivasyonlarımdan biri, kadınların, özellikle de azınlıklara mensup kadınların, sporun farklı alanlarında yer alabileceğini göstermekti. Buna antrenörlük de dâhil. Kendi yolumu çizerken başka kadınlar için de bunun mümkün olduğunu gösterebilmek benim için hep çok değerli oldu.

3. Geçmişte Makedonya Millî Takımı’nın her kademesinde öne çıkan bir oyuncu olarak yer aldınız. Millî takım deneyimlerinizden yola çıkarak; sizce Kuzey Makedonya kadın basketbolunun diğer branşlara kıyasla bugünkü konumu nedir?

Millî takım deneyimlerimden bugüne baktığımda, ne yazık ki kadın basketboluna olan ilginin azaldığını düşünüyorum. Yeni nesil kız çocuklarının ve genç kadınların, azınlıklara mensup olanlar da dâhil, spora daha fazla katılmasını umut ediyorum.

Bu noktada federasyonun ve diğer spor kurumlarının desteği çok önemli. Kız çocuklarının basketbolla tanışabileceği fırsatların artırılması, kulüplerin desteklenmesi ve kadın basketbolunun daha görünür hâle gelmesi bu ilgiyi yeniden güçlendirebilir. Gençlerin isteği ve emeği, kurumların desteğiyle buluştuğunda daha iyi bir noktaya gelebileceğimize inanıyorum.

4. Aktif oyunculuk kariyerinizin ardından, meslektaşlarınızın aksine basketboldan kopmadınız ve kariyerinize antrenör olarak devam ettiniz. Sahada oyuncu olmakla saha kenarında takımı yöneten bir antrenör olmak arasındaki en büyük farklar nelerdir? Birbirinden farklı bu iki rolü kıyasladığınızda, sizi en çok tanımlayan hangisi olurdu?

Bence en büyük fark, üstlendiğiniz sorumluluğun niteliği. Oyuncuyken önceliğim sahada elimden gelenin en iyisini yapmaktı. Bu sorumluluğu takım arkadaşlarımla paylaşıyor, onların desteğini hissediyordum. Antrenörlük ise biraz daha yalnız bir rol. On iki oyuncunun farklı ihtiyaçlarını anlamak, gelişimlerini desteklemek ve onları aynı hedef etrafında bir araya getirmek her zaman kolay olmuyor. Artık yalnızca kendi performansınızı değil, takımın tamamını düşünmeniz gerekiyor.

Yine de altı sezonun ardından kendimi antrenör kimliğiyle daha çok tanımladığımı söyleyebilirim. Zorlukları da dâhil, bu işin her yönünü seviyorum. Özellikle oyuncuların gelişimine tanıklık etmek ve bu gelişimde bir payım olduğunu görmek bana büyük mutluluk veriyor.

5. Kuzey Makedonya’nın çok etnikli yapısını spor sosyolojisi alanında ele aldığınız bir çalışmanız var; profesyonel düzeyde aynı forma altında mücadele etmek etnik ön yargıları kırıyor mu, yoksa takım içi rekabet bu sınırları daha da mı keskinleştiriyor?

Aslında bu soru, doktora çalışmamın neredeyse tamamını kapsıyor. Hem kişisel deneyimlerime hem de akademik araştırmama dayanarak şunu söyleyebilirim: Farklı etnik kökenlerden oyuncuların aynı takımda yer almasının ön yargıları azaltacağı düşünülüyor, ancak aynı formayı giymek tek başına yeterli değil. Bunun nasıl bir etki yaratacağını belirleyen pek çok faktör var. Oyunun rekabetçi yapısı, takım içindeki ilişkiler ve bu ilişkilerin nasıl yönetildiği de bunlar arasında.

Bu nedenle antrenörlerin ve spor kurumlarının sorumluluğu büyük. Farklı kökenlerden oyuncuları bir araya getirmenin yanında, herkesin kendini eşit ve takımın bir parçası olarak hissedebileceği bir ortam oluşturmak gerekiyor. Bu konuda yapılabilecek ve yapılması gereken çok şey olduğunu düşünüyorum.

6. Parkelerin ve akademinin ötesinde, vizörün arkasında gizemli bir dünyanız var. Fotoğraf tutkunuz nasıl başladı ve Orhan Pamuk’un eserinden esinlenip Budapeşte’den Üsküp’e taşıdığınız ‘Neredesin Füsun’ sergisi bize ne anlatıyor?

Fotoğrafçılığa olan ilgim hep vardı, ancak dedemin eski analog fotoğraf makinesi bana geçtikten sonra benim için kişisel anlam taşıyan konuları sergilere dönüştürmeye başladım. Fotoğraf çekmek, ruh sağlığıma iyi gelen, iç dünyamı ifade etmeme ve başkalarıyla paylaşmama yardımcı olan bir araç oldu.

“Neredesin Füsun”, Orhan Pamuk’un Masumiyet Müzesi romanındaki Füsun karakterinden ilham aldı. Füsun, kitabı bitirdikten sonra da aklımda kaldı; zamanla İstanbul’da izini aradığım birine dönüştü. Onun üzerinden bağlanma, hafıza ve aidiyet üzerine düşünürken kendime dair sorularla da karşılaştım. Böylece sergi, bir roman karakterinden yola çıkan kişisel bir iç yolculuğa dönüştü. Bir yere ait hissetmek, görülmek ve başkalarıyla bağ kurmak bu yolculuğun merkezinde yer alıyor.

7.  Son olarak TimeBalkan aracılığıyla paylaşmak istediğiniz bir şey var mı?

Öncelikle, benim için önemli olan konuları paylaşmama alan açtığı için TimeBalkan’a teşekkür ederim. Herkese, özellikle de azınlıklara mensup kadınlara şunu söylemek isterim: Her alanda size, sesinize ve katkınıza ihtiyaç var. Hepimize yer var. Zorluklarla karşılaşsanız da kendinize ve yapmak istediklerinize inanmaktan vazgeçmeyin.

Read Previous

Plenkovic: Hırvatistan’ın GSYH’si 47 milyar avrodan 101 milyar avroya yükseldi