Bulgaristan’dan ailesiyle göç eden Adnan Çolak, “Allah kimseye böyle dönemler yaşatmasın. Biz bu acıları yaşadık. Bütün aile büyüklerimin yaşananlar karşısında gözyaşlarını tutamadığını gördüm, hep beraber ağladık.” dedi.

Bulgaristan’ın 1984-1989 yıllarında Türklere uyguladığı asimilasyon politikasından kaçarak Türkiye’ye sığınan Bulgaristan Türkleri, yaşadıkları acıları ve korku dolu anları unutamıyor.

Ailesiyle Bulgaristan’ın Silistre kentinde yaşayan Adnan Çolak, “zorunlu göç” esnasında trenle Türkiye’ye ulaşarak, daha önceki göç hareketlerinde Edirne’ye yerleşen akrabalarının yanına geldi. Çolak, Trakya Üniversitesi Tekirdağ Ziraat Fakültesinden mezun oldu.

Şumnu bölgesinde yaşayan Fatma Güçlü ise ailesiyle Türkiye’ye gelebilmek için aylarca bekledi. Edirne’ye akrabalarının yanına gelen Güçlü, Trakya Üniversitesi Mimarlık Fakültesinden mezun oldu.

Çolak ve Güçlü, 2000 yılında evlendi. Adnan (51) ve Fatma Güçlü Çolak (50) çifti, Türkiye’de mutlu bir hayat sürerken, Bulgaristan’da yaşadıkları acı günleri hafızalarından silemiyor.

“Allah kimseye böyle dönemler yaşatmasın”

Trakya ​​​​​​​Üniversitesinde öğretim görevlisi olarak çalışan Adnan Çolak, Komünist Parti’nin özellikle 1984 yılından sonra Bulgaristan Türklerine yönelik baskılarını artırdığını ve ilk olarak isim değiştirmeye zorlandıklarını söyledi.

Zor zamanlar yaşadıklarını belirten Çolak, lise döneminde ötekileştirme ve baskılara maruz kaldığını dile getirdi.

Büyük üzüntüler yaşandığını anlatan Çolak, şunları kaydetti:

“Allah kimseye böyle dönemler yaşatmasın. Biz bu acıları yaşadık. Bütün aile büyüklerimin yaşananlar karşısında gözyaşlarını tutamadığını gördüm, hep beraber ağladık. Okulda çok fazla engel gördük. Örneğin aynı seviyede hatta daha yüksek seviyede olduğumuz halde Bulgar arkadaşlarımıza daha yüksek notlar verdiler. Hep bizi bir şekilde baskıladılar, ezdiler.”

Çolak, baskı ve zulüm politikalarına karşı gösteriler yapan Türklerin katledildiğini anımsattı.

İlerleyen dönemde Türklerin zorunlu göçe tabi tutulduğunu anlatan Çolak, şöyle devam etti:

“Biz trenle geldik. Trenler tıklım tıklım insan doluydu, tuvaletler bile doluydu. Oturacak hiçbir yer yoktu. Sınıra geldiğimizde kontrol vardı. 18 yaşında vardık. Bizi indirip bekleme odasına aldılar, orada sorguya çektiler. Askerliğimizi yapmadığımızı ve gidemeyeceğimizi söylediler. O dönemde askerlikten muaf olmak için ödediğimiz ücretin belgesini gösterdik. Daha sonra saldılar ve Kapıkule’ye geldik. İlk etapta babam gelmemişti. Annem ve akrabalarımızla gelmiştik. Ay yıldızı gördükten sonra derin duygular yaşadık ve ilk olarak toprağımızı öptük. Güzel duygular yaşadık.”

Askerlerin silah doğrulttuğu an travması oldu

Kentteki bir yapı firmasında çalışan Fatma Güçlü Çolak ise o dönem Bulgaristan’da baskı, zulüm ve asimilasyonun bir devlet politikası olduğunu, zorunlu göç nedeniyle 18 yaşında ailesiyle birlikte göç ettiğini anlattı.

Bulgar komşularıyla sorunları olmadığını ancak komünist rejimin Türklere dışlayıcı politikalar uyguladığını dile getiren Çolak, acı dolu günlerin yaşandığını söyledi.

Korku dolu zamanların hafızasından silinmediğini vurgulayan Çolak, şunları kaydetti:

“Çok yakın köyde gösteriler olmuştu ve insanların üzerine ateş açılmıştı. Şehitlerimiz olmuştu. Babamın iş arkadaşı vurulmuştu, şehit olmuştu. Yakın bir köyde akrabamızın düğününe gidiyorduk, askerler birden yolumuzu kesti ve otobüsün etrafını sardı. Her an ateş edecekler gibi silahlarını bize doğrulttu. Bu bende travma kalmıştı, kabuslarımda her zaman yer alıyor. Bu acılar yıllardır silinmedi.”

Çolak, zorunlu göç döneminde kendi otomobilleriyle çıkmak istedikleri için aylarca bekletildiklerini söyledi.

Evlerini ve eşyalarının büyük bölümünü geride bırakmak zorunda kaldıklarını aktaran Çolak, şunları kaydetti:

“Basit eşyalarımızı ilk olarak trenle yollamıştık. Daha sonra kendi aracımızla yola çıktık, günlerce sürdü. Araçları belli bir alanda toplayıp bekletip sonra salıyorlardı. Kapıkule’ye geldiğimizde rahatlama geldi. Biz yıllarca anavatana göç etme hayaliyle büyümüştük ancak bu şekilde olması tabi ki acı oldu.”

AA

Önceki Haber

Milli Savunma Bakanlığı’ndan Yunanistan’a ‘Ayasofya’ tepkisi

Sonraki Haber

Dünyada her yıl tütün yetiştirmek için yaklaşık 3,5 milyon hektar alan yok ediliyor