Filistin için hem “bölünme” hem de “dayanışma” günü “29 Kasım”

Bileşmiş Milletler (BM), 76 yıl önce 29 Kasım 1947’de aldığı kararla Filistin devletinin ikiye bölünmesine, 1977 ve 1979’da aldığı iki kararla da aynı günün “Uluslararası Filistin Halkıyla Dayanışma Günü” olarak kutlanmasına karar verdi.

Bundan tam 76 yıl önce 29 Kasım 1947’de Filistin’i Arap ve Yahudi olmak üzere iki devlete bölme planını kabul eden BM’nin 30 yıl sonraki kararıyla aynı gün “Uluslararası Filistin Halkıyla Dayanışma Günü” olarak kutlanıyor.

Hamas’tan “Uluslararası Filistin Halkıyla Dayanışma Günü”nde Gazze ile dayanışma çağrısı

Hamas, 29 Kasım “Filistin Halkıyla Ulusal Dayanışma Günü” münasebetiyle yazılı açıklama yayımladı.

Açıklamada, “Arap ve İslam ümmetimiz ile dünyanın özgür halklarını, Siyonist saldırıları, savaş suçlarını ve soykırımı kınamak, Gazze Şeridi’yle dayanışma göstermek için her türlü kitlesel hareketleri, etkinlikleri ve yürüyüşleri artırma çağrısında bulunuyoruz.” ifadeleri kullanıldı.

İsrail’in suçlarını reddetmek ve bunları durdurmak için baskı yapılması talep edilen açıklamada, tüm başkentler ve büyük şehirlerde gösteriler düzenlenmesi istendi.

29 Kasım 1947 Filistin topraklarının “bölünme” kararı

1947 itibarıyla Filistin topraklarının tümünde yaklaşık 1,35 milyon Filistinli ve 630 bin Yahudi yaşamaktaydı. Yahudiler kendi devletlerini kurmayı talep ederken, Filistinliler de Filistin’in kendilerine ait olduğunu, yakın dönemde ülkeye gelen göçmen topluluğunun kendi topraklarında devlet kuramayacağını vurguluyordu.

29 Kasım 1947’de BM Filistin’in bölünmesine dair meşhur kararını duyurdu. Bu karara göre çizilen sınırlardan ziyade, BM’nin Yahudilerin Filistin’de devlet kurmasını meşrulaştırması açısından önemliydi.

BM’nin bu kararıyla Filistin’de Filistinlilerin sayısı Yahudilerin sayısının iki katından fazla olmasına rağmen 27 bin kilometrekarelik ülkenin yüzde 56’sı kurulacak Yahudi devletine, yüzde 42’si kurulacak Filistin devletine bırakılıyordu.

Filistin’in yüzde 2’sinde ise bu planla Kudüs ve Beytüllahim şehirlerini kapsayacak şekilde bir “dini tarafsız bölge” oluşturuluyor ve bu bölgenin kontrolü BM’ye bırakılıyordu.

29 Kasım 1947 günü BM Genel Kurulu iki aylık yoğun müzakerelerin ardından, Filistin Özel Komitesinin çoğunluğu tarafından sunulan bölme planını 181 sayılı kararıyla kabul etti.
Bu plan BM’de oylandığında henüz birlik üyesi 46 devlet bulunmaktaydı. Aralarında Sovyetler Birliği ve ABD’nin de bulunduğu 33 devlet bu planın lehine, aralarında Türkiye’nin de bulunduğu 13 devlet bu planın aleyhine oy kullandı. 10 devlet ise çekimser kaldı.

Söz konusu karar, İngiliz mandasının kaldırılması ve ordusunun tedrici olarak geri çekilmesi ile Filistin topraklarının 3’e ayrılmasını öngörüyordu.

Arap devletinin kurulacağı bölüm, Batı Celile, Akka, Batı Şeria ile Aşdot’un kuzeyinden güneyde Refah kentine kadar uzanan güney sahili ve Mısır sınır şeridi boyunca uzanan çölün bir kısmını içine alan 11 bin kilometrekarelik bir alana tekabül ediyordu.

Yahudi devletinin kurulacağı bölüm ise Hayfa’dan Tel Aviv’e kadar uzanan sahil şeridi, Doğu Celile, Taberiye Gölü, işgal altındaki Filistin topraklarının kuzeydoğu sınırı ve Necef (Negev) Çölü’nü kapsayan 15 bin kilometrekareye yakın bir alandan oluşuyordu.

Kudüs ve Beytüllahim ile bunlara komşu diğer arazilerin yer aldığı üçüncü bölümün ise uluslararası vesayetle yönetilmesi öngörülüyordu.

Yahudi devleti kuruldu, Filistinliler ise işgal altında yaşamaya devam ediyor

Söz konusu BM kararıyla, sayıları Filistin toplam nüfusunun yüzde 33’ünü geçmeyen Yahudilere tarihi Filistin topraklarının yüzde 56,5’lik kısmı verildi.

Nüfusun yüzde 67’lik kısmını oluşturan ve toprakların çoğunda mülkiyet hakkı bulunan Araplara ise bu toprakların sadece yüzde 43,5’lik kısmı verilmiş oldu. Ancak Araplar doğal olarak bu karara karşı çıktı.

Uluslararası hukuk uzmanlarının ifadesiyle bu karar, “Filistinlilerin haklarını ellerinden almış olsa da” hayata geçirilmedi. Aksine Yahudi örgütleri, 1948’de Filistin topraklarının çoğunluğunu kontrolü altına aldı. Filistin topraklarının dörtte üçü İsrail’in hâkimiyetine geçerken Ürdün, Batı Şeria’da, Mısır da Gazze’de yönetimi ele geçirdi.

Ancak İsrail bu kadarıyla da yetinmeyip 5 Haziran 1967’de Batı Şeria, Doğu Kudüs, Gazze, Mısır’daki Sina Yarımadası ve Suriye’deki Golan Tepeleri’ni işgal etti.

BM Güvenlik Konseyi (BMGK) Kasım 1967’de aldığı 242 sayılı kararla İsrail’in işgal ettiği topraklardan çekilmesini istedi.

Söz konusu kararın üzerinden 56 sene geçti ancak İsrail hâlen bu topraklardan çekilmeye yanaşmıyor; Batı Şeria’daki işgal ve Gazze’deki abluka devam ediyor. Doğu Kudüs ve Golan Tepeleri de yine aynı şekilde İsrail işgali içerisinde yer alıyor.

Uluslararası Filistin Halkıyla Dayanışma Günü

Bundan 76 yıl önce 29 Kasım 1947’de aldığı kararla İsrail’in, Filistin topraklarına hukuksuz şekilde yerleşmesine zemin hazırlayan BM, 2 Aralık 1977 ve 12 Aralık 1979’da aldığı iki kararla da 29 Kasım’ın “Uluslararası Filistin Halkıyla Dayanışma Günü” olarak kutlanmasına karar verdi.

BM Genel Kurulunun 29 Kasım 1977 tarihinde yaptığı oturumda alınan kararla Filistin sorununun çözümüne destek vermek amacıyla 1978’den bu yana her yıl 29 Kasım, “Filistin Halkıyla Uluslararası Dayanışma Günü” olarak kutlanıyor.

BM’nin söz konusu kararında “Uluslararası dayanışma günü, uluslararası camianın, Filistin meselesinin henüz çözülmemiş olduğu gerçeğine odaklanması için bir fırsat sunmaktadır.” ifadelerine yer veriliyor.

BM, Filistin halkının, “kendi kaderini tayin etme, bağımsız ve egemen olma ve Filistinli mültecilerin evlerine geri dönme” gibi BM Genel Kurulu’nun tanıdığı haklarını elde edemediğini kaydediyor.



BM, dayanışma günü etkinlikleri kapsamında her yıl, sivil toplum kuruluşları ve hükümetlerden, Filistin halkıyla dayanışma mesajları yayımlama, toplantılar yapma ve film gösterimleri gibi etkinlikler düzenlemelerini istiyor.

BM Genel Kurulu’nda 29 Kasım 1977 tarihinde Filistin sorununun çözümüne destek vermek amacıyla ilan edilen “Uluslararası Filistin Halkıyla Dayanışma Günü”nün 46. yıl dönümünde dünya, hala Filistinlilere yönelik işgal, ihlal ve gasp politikalarını durdurabilmiş değil.

Bugün İsrail, tarihi Filistin topraklarının yüzde 85’ine el koymuş durumda. Topraklarının sadece yüzde 15’i üzerinde varlık göstermeye çalışan Filistin hâlâ tam bağımsız ve egemen bir devlet olamamış durumda.

Read Previous

KFOR, Kosova’nın kuzeyinde varlığını dört katına çıkardı

Read Next

Kosova’da sahte 2 euro’luk madeni para üreten ve dağıtan grub suçüstü yakalandı