Bosna-Hersek seçimleri geride kaldı. Fakat sandıktan çıkan sonuçlar, önümüzdeki dönemde ülke siyasetinde yaşanabilecek değişimlerin ilk işaretlerini şimdiden ortaya koydu. Seçim sonuçlarını yalnızca kazananlar ve kaybedenler üzerinden değerlendirmek yerine, partilerin sahip olduğu taban ile adayların kişisel karşılıkları arasındaki farkı görmek gerekiyor.
Özellikle Boşnak siyasi alanında ortaya çıkan tablo dikkat çekici. Güncel sonuçlara göre Denis Bećirović yaklaşık yüzde 38,2 ile ilk sırada yer alırken Bakir İzetbegović yüzde 34,0, Semir Efendić ise yüzde 25,6 oranında oy aldı.
Bu tablo bize ilk olarak SDA’nın hâlâ güçlü bir siyasi tabana sahip olduğunu gösteriyor. Ancak ikinci ve daha önemli sonuç şudur: SDA’nın gücü ile Bakir İzetbegović’in kişisel oy potansiyeli aynı şey değildir.
SDA, Bosna-Hersek siyasetinin en köklü ve en güçlü Boşnak siyasi hareketlerinden biri olmaya devam etmektedir. Buna karşılık İzetbegović’in adaylığı, partinin sahip olduğu toplam siyasi kapasiteyi sandığa aynı ölçüde taşıyamamıştır. Burada mesele SDA’nın güç kaybetmesinden çok, partinin mevcut liderlik ve adaylık tercihinin seçmen üzerindeki karşılığının yeniden tartışılmasıdır.
Tam da bu noktada Semir Efendić’in aldığı oy özel bir anlam kazanıyor.
Efendić, SDA içerisinde kalan veya SDA’nın doğal adayı olarak ortaya çıkan bir isim değildir. SDA’dan ayrıldıktan sonra Stranka za BiH bünyesinde siyasi faaliyetini sürdürmüş, 2026 seçimlerinde de bu partinin adayı olarak Cumhurbaşkanlığı Konseyi Boşnak üyeliği için yarışmıştır. Dolayısıyla Efendić’in yaklaşık yüzde 25,6’lık oyunu SDA içerisindeki bir adaylık rekabetinin sonucu olarak okumak eksik olur. Burada daha geniş bir siyasi ayrışma söz konusudur.
Bir başka ifadeyle, SDA’dan ayrılan bir siyasi aktör, kendi partisiyle girdiği seçimde Boşnak seçmeninin dörtte birinden fazlasına ulaşmıştır.
Bu sonuç, SDA açısından üzerinde düşünülmesi gereken önemli bir tablo ortaya çıkarmaktadır.
Şayet SDA, Bakir İzetbegović yerine daha geniş bir seçmen kesimine hitap edebilecek bir adayla yarışmış olsaydı, seçim denkleminin nasıl şekilleneceği bugün Bosna-Hersek siyasetinin en çok tartışılacak konularından biri olacaktır. Efendić’in aldığı oyların tamamının başka bir adaya yönelmesi matematiksel olarak varsayılamaz. Ancak İzetbegović ve Efendić’in toplam oylarının yüzde 59’un üzerine çıkması, Boşnak seçmenin önemli bir bölümünün iki farklı siyasi kanalda toplandığını açıkça göstermektedir.
Bu nedenle seçim sonucu, “SDA kaybetti” şeklinde basit bir denklemle açıklanamaz. Daha doğru soru şudur: SDA, sahip olduğu siyasi tabanı temsil edecek ve farklı Boşnak seçmen gruplarını aynı aday etrafında birleştirebilecek bir adayla yarışsaydı ne olurdu?
Bu sorunun kesin bir cevabı yoktur. Fakat seçim sonuçları, böyle bir tartışmanın yapılması için yeterli siyasi zemini oluşturmuştur.
Üstelik burada Semir Efendić’in geleceği de önem kazanmaktadır. Yüzde 25’in üzerinde bir oy, tek başına gelecekteki siyasi başarıyı garanti etmez. Fakat Efendić’in artık Boşnak siyasetinde dikkate alınması gereken bağımsız bir siyasi merkez oluşturduğunu göstermektedir. Bundan sonraki süreçte asıl mesele, bu seçmen desteğinin kalıcı bir siyasi örgütlenmeye ve sürdürülebilir bir siyasi çizgiye dönüşüp dönüşmeyeceğidir.
Dolayısıyla Efendić’in yükselişi, SDA açısından da yeni bir dönemin başlangıcı anlamına gelebilir. SDA’nın önünde iki ayrı gerçek bulunmaktadır: Parti teşkilatı ve seçmen tabanı hâlâ güçlüdür; fakat bu tabanın hangi liderlik ve adaylık modeli etrafında bir araya getirileceği yeniden düşünülmelidir.
Diğer taraftan Denis Bećirović’in başarısı da bu tablo içerisinde değerlendirilmelidir. Bećirović, farklı siyasi partilerin desteğini alan geniş bir siyasi oluşumun adayı olarak seçime girdi ve yaklaşık yüzde 38,2 oyla birinci oldu. Bu sonuç, Boşnak seçmenin farklı siyasi kanallar arasında bölündüğü bir yarışta, daha geniş bir destek zemininin önemini ortaya koymaktadır.
Fakat Bosna-Hersek seçimlerinin hikâyesi Boşnak siyasetinden ibaret değildir.
Ülkenin üç üyeli Cumhurbaşkanlığı Konseyi’nin Sırp üyesi bakımından ortaya çıkan sonuç da en az Boşnak siyasi alanındaki gelişmeler kadar önemlidir. Bu seçimde SNSD’nin adayı Željka Cvijanović, Sırp üye olarak yeniden seçilmiştir. Böylece Milorad Dodik’in doğrudan aday olmadığı bir dönemde SNSD’nin siyasi hattı Cumhurbaşkanlığı Konseyi’nde varlığını sürdürmüştür. Cvijanović’in oy oranının yüzde 55’in üzerinde olması, Sırp siyasi alanındaki mevcut dengenin güçlü biçimde korunduğunu göstermektedir.
Burada Bosna-Hersek siyaseti açısından önemli bir ayrıntı bulunmaktadır: Dodik seçim yarışının dışında kalmış olsa da Dodik siyaseti seçim yarışının dışında kalmamıştır.
Milorad Dodik’in siyasi makamından uzaklaşması, onun siyasi etkisinin ortadan kalktığı anlamına gelmemektedir. SNSD’nin Cumhurbaşkanlığı Konseyi için Željka Cvijanović’i, Republika Srpska başkanlığı için ise Savo Minić’i öne çıkarması, siyasi çizginin şahıstan parti yapısına ve kadrolara taşındığını göstermektedir. Savo Minić’in Republika Srpska başkanlığı yarışında öne çıkması da bu devamlılığın başka bir göstergesidir.
Dolayısıyla “Dodik sonrası dönem” ifadesini kullanırken dikkatli olmak gerekir. Ortada Dodik’in siyasi etkisinin tamamen sona erdiği bir tablo bulunmamaktadır. Daha çok, Dodik’in şahsından bağımsız olarak SNSD ve onun siyasi çizgisinin devam ettiği bir dönem ortaya çıkmaktadır.
Bu durum, önümüzdeki dönemde Bosna-Hersek siyasetinin en önemli sorularından birini de ortaya çıkarıyor: Dodik sonrası bir dönem mi başlıyor, yoksa Dodik’in temsil ettiği siyasi çizgi yeni aktörler üzerinden devam mı ediyor?
Şimdilik seçim sonuçları ikinci ihtimalin tartışılmasını gerektirecek güçlü veriler ortaya koymaktadır. Çünkü Republika Srpska’daki siyasi yapı, tek bir kişiden ibaret olmayan bir parti örgütlenmesine ve seçmen tabanına sahiptir.
Bosna-Hersek seçimlerinin bir diğer önemli sonucu ise Hırvat siyasi temsilinde ortaya çıkmıştır. Darijana Filipović’in Hırvat üye olarak seçilmesi, Bosna-Hersek’te “Hırvatları kim temsil ediyor?” tartışmasını yeniden gündeme taşıyabilecek bir gelişmedir. Filipović yaklaşık yüzde 46,5 oyla seçimi kazanırken, Slaven Kovačević yaklaşık yüzde 30,6, Zdenko Lučić ise yaklaşık yüzde 22,9 seviyesinde kalmıştır.
Bu sonuç, Dayton düzeninin temel meselelerinden biri olan etnik temsil ve seçim sistemi tartışmalarını yeniden hareketlendirebilir. Bosna-Hersek’te Cumhurbaşkanlığı Konseyi üyelerinin seçilme biçimi, Boşnak-Hırvat siyasi ilişkilerinin en hassas başlıklarından biri olmaya devam etmektedir. Dolayısıyla Filipović’in seçilmesi yalnızca bir isim değişikliği olarak değerlendirilmemeli; seçim sistemi, temsil ve anayasal reform tartışmalarının yeniden gündeme gelmesi açısından da takip edilmelidir.
Böylece seçimlerden sonra Cumhurbaşkanlığı Konseyi’nde üç farklı siyasi hattın öne çıktığı bir tablo ortaya çıkmıştır: Boşnak üye olarak Denis Bećirović, Hırvat üye olarak Darijana Filipović ve Sırp üye olarak Željka Cvijanović.
Bu üç isim üzerinden ortaya çıkan tablo, Bosna-Hersek’in mevcut siyasi yapısının temel gerçeğini bir kez daha gösteriyor. Ülke siyaseti hâlâ üç kurucu halkın siyasi temsili, entiteler arasındaki ilişkiler ve Dayton Anlaşması’nın oluşturduğu anayasal sistem etrafında şekillenmektedir. Seçim sonuçları aktörleri değiştirebilmekte, fakat sistemin temel siyasi fay hatları varlığını sürdürmektedir.
Sonuç olarak 2026 seçimleri, Bosna-Hersek siyasetinde sadece yeni isimler ortaya çıkarmadı; mevcut siyasi yapıların kendi içindeki dengeleri de görünür hâle getirdi.
SDA hâlâ güçlüdür. Fakat SDA’nın güçlü olması, mevcut adaylık modelinin de aynı ölçüde güçlü olduğu anlamına gelmemektedir. Bakir İzetbegović’in aldığı oy ile SDA’nın genel siyasi kapasitesi arasındaki fark, önümüzdeki dönemde partinin adaylık ve liderlik tartışmalarını daha önemli hâle getirebilir.
Semir Efendić ise SDA’dan ayrılmış bir siyasi aktör olarak kendi partisiyle girdiği seçimde ulaştığı yüzde 25’in üzerindeki oyla Boşnak siyasetinde yeni bir denge unsuru oluşturmuştur. Bu sonuç, onun gelecekteki siyasi ağırlığı açısından önemli bir başlangıç noktasıdır.
Sırp siyasi alanında ise farklı bir tablo vardır. Dodik doğrudan seçim yarışının dışında kalmış olsa da onun siyasi çizgisi SNSD ve bu partinin adayları üzerinden devam etmektedir. Željka Cvijanović’in Cumhurbaşkanlığı Konseyi’ne yeniden seçilmesi, Dodik çizgisinin şahıs değişse de siyasi alanda etkisini koruduğunu göstermektedir.
Hırvat siyasi temsilindeki yeni tablo da seçim sistemine ilişkin tartışmaların yeniden canlanabileceğini göstermektedir.
Bütün bunlar birlikte değerlendirildiğinde, Bosna-Hersek’te seçimlerin asıl sonucu tek bir partinin kazanması veya kaybetmesi değildir. Asıl sonuç, ülkenin üç siyasi alanında da yeni aktörlerin, yeni adaylıkların ve yeni dengelerin ortaya çıkmasıdır.
Bosna-Hersek’te seçim sandıkları kapanmış olabilir. Ancak Boşnak siyasetinde SDA’nın adaylık tartışması, Semir Efendić’in yükselişi, Hırvat siyasi temsilinin yeni yönü ve Dodik sonrasında SNSD çizgisinin nasıl devam edeceği, önümüzdeki dönemin temel siyasi tartışmalarını oluşturmaya devam edecektir.











