Bir Kurşun, Bir Dünya Savaşı: Franz Ferdinand Suikasti

Ekim 1908’de Bosna’nın Avusturya-Macaristan İmparatorluğu tarafınca ilhakı, patlamaya hazır bir barut fıçısı olan Balkanlar coğrafyasında tansiyonu yükseltti. 1789 Fransız İhtilali’yle dünyaya gelen milliyetçilik, 28 Haziran 1914 tarihinde Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’nun Veliaht Arşidükü Franz Ferdinand’a düzenlenen suikast sonrasında patlak veren I. Dünya Savaşı ile koca bir imparatorluğu daha tarihin tozlu sayfalarına gömecekti.

Kanat SÖZKESEN / TIMEBALKAN ÖZEL

Haziran 1914’te  Saraybosna’da patlayan o tek el silah sesi, milliyetçi öfke ile ihmaller zincirinin feci bir kesişimiydi. Sadece bir veliahtı hayattan koparmakla kalmadı; emperyalist hırslarla barut fıçısına dönen Avrupa’yı, pimi çekilmiş bir bombanın kucağına bırakarak yüz yıllık küresel bir hesaplaşmanın fitilini ateşledi.

19. yüzyılın başından itibaren Rusya İmparatorluğu’nun desteğini alan Slav halklar, sırasıyla milliyetçilik akımı öncülüğünde isyan ediyor ve peş peşe bağımsızlığını ilan ediyordu. Osmanlı İmparatorluğu ise bölgedeki etkisini gün geçtikçe kaybediyordu.

93 Harbi’nin ardından düzenlenen Berlin Kongresi ise bölgedeki güç kırılmasını meşrulaştıran en büyük unsur oldu. Kongrenin ardından imzalanan Berlin Antlaşması ile Sırbistan, Karadağ ve Romanya Krallığı tam bağımsızlık statüsü kazandı. Bu bağımsızlık, çok etnikli yapısı ile adeta bir yamalı bohçaya benzeyen Balkanlar coğrafyasındaki ipleri koparmaya başlamıştı.

Osmanlı İmparatorluğu’nun bölgede yaşadığı bu statüko kırılması karşısında nüfuz alanını genişletmek isteyen imparatorluklar bölgeye gözünü dikti. Aralarından en somut adımı atan ise Avusturya-Macaristan oldu. Berlin Antlaşması ile yönetimini devraldığı Bosna topraklarını kendi resmî sınırlarına almak isteyen Avusturya-Macaristan, Temmuz 1908’de İkinci Meşrutiyet’in ardından Osmanlı’nın güç boşluğuna düşmesini fırsat edinerek, tarihler 6 Ekim 1908’i gösterdiğinde Bosna topraklarını ilhak ederek kendi sınırları içine kattığını ilan etti.

Ancak Bosna, tarihsel olarak Balkanlar’ın en karmaşık ve kırılgan etnik yapısına sahip bölgesiydi. Coğrafyanın merkezinde, aynı sokakları paylaşan fakat hafızaları birbirine düşman üç farklı halk yaşıyordu: Boşnaklar, Hırvatlar ve Sırplar. 1908 yılında Avrupa’yı kasıp kavuran radikal milliyetçilik akımları, Bosna’daki bu hassas dengeyi tam bir belirsizliğe ve geri dönülemez bir nefret sarmalına sürüklüyordu.

Avusturya-Macaristan’ın Bosna’yı ilhakı bir kazanım değil, aksine tam anlamıyla patlamaya hazır bir saatli bombayı kendi elleriyle kucağına alması demekti. Nitekim saatli bomba, ilhakın üstünden altı yıl geçtikten sonra, Haziran 1914’te Saraybosna’da Franz Ferdinand Suikastı ile infilak etti.

Tetiğin Arkasındaki Gölge: “Kara El”

22 Mayıs 1911 tarihinde kurulan Kara El (Crna Ruka), resmi adıyla (Ujedinjenje ili Smrt) örgütünün kökleri, Obrenović Hanedanı’nı devirip Karađorđević Hanedanı’nı iktidara Mayıs 1903 darbesiyle getiren kadroya dayanır. Örgütün beyni ise darbeden sonra Sırp Askerî İstihbarat Başkanlığı koltuğuna oturan Albay Dragutin Dimitrijević, yani kod adıyla Apis’ti. Radikal bir Sırp milliyetçisi olup Sırbistan yönetiminin fikirlerini perde arkasından etkileyen bir figürdü. Büyük Sırbistan idealini yönetim içindeki kadrosuyla beraber popüler hâle getirdi ve Balkan Savaşları’ndan sonra elde edilen kazanımların ardından yönetim içindeki gücü arttı.

Crna Ruka, sivil dünyanın kurallarını reddeden, dünyaya kapalı mistik bir sır küpüydü. Örgütün örgütsel mimarisi, bir asır önce Avusturya işgaline karşı İtalya dağlarında kurulan Carbonari örgütünün sızılması imkânsız hücre yapısından ilham alınarak inşa edilmişti. Ordu disiplini ile yer altının gizemini otuz bir maddelik bir anayasayla birleştiren bu yapı, adeta ezoterik ve masonik locaların karanlık bir taklidi niteliğini taşıyordu. Kapıdan içeri girenlerin bireysel kimlikleri tamamen yok edilir; üyeler örgüt içinde birbirlerinin gerçek isimlerini dahi bilmeden, kendilerine verilen üye numaraları ile iletişim kurardı.

Örgüt, Ekim 1908’de Bosna’nın ilhakından sonra Belgrad’a kaçan Genç Bosna (Mlada Bosna) üyesi, çoğu tüberkülozlu olan öğrencilerin aklına girip devşirerek kendi tetikçileri hâline getiriyordu. Bu genç öğrenciler, elit subaylar tarafından nizamî ordu ve istihbarat disiplini altında birer ajan olarak yetiştiriliyordu.

Albay Apis ve sağ kolu Binbaşı Tankosić’in gençleri intihar görevine yollarken kullandığı motto ise şuydu:

“Zaten öleceksiniz; eğer bir hiç gibi yatakta ölürseniz yaşarken ölmüş olursunuz. Ama düşmana karşı tetiği çekip vatan için canınızı verirseniz, bedeniniz ölse bile adınız tarihe kazınır ve sonsuza kadar yaşarsınız.”

Nitekim Apis ve Tankosić’in sözleri doğruydu; Genç Bosnalı Gavrilo Princip tetiği çektikten sonra tarih sahnesine adını yazdıracaktı.

28 Haziran 1914: Latin Köprüsü’ndeki Ölümcül U Dönüşü

Tarihler 28 Haziran 1914’ü gösterdiğinde, Avusturya-Macaristan Genelkurmayı tarafından düzenlenen tatbikata katılmak amacıyla Veliaht Arşidük Franz Ferdinand ve eşi Saraybosna’daydı. Tatbikatın düzenlendiği tarih ise Sırp kültüründe kutsal olarak kabul edilen Vidovdan’la aynı gündü. Mart 1914’te Veliaht Arşidük’ün 28 Haziran’da Saraybosna’yı ziyaret edeceği haberi Sarajevski List gazetesinin manşetlerine düştü.

İki ay sonra suikastı gerçekleştirecek olan tetikçi Gavrilo Princip, Belgrad’daki Zlatna Moruna adlı kahvehanede otururken arkadaşı Nedeljko Čabrinović’in gazete küpürünü masaya bırakmasının ardından tesadüfen Ferdinand’ın Saraybosna’ya geleceğini öğrendi. Sonrasında Princip arkadaşlarına bakıp “Bunu yapmalı mıyız?” sorusunu yöneltmiş ve arkadaşları onu kuşkusuz bir şekilde onaylamıştı. Dünyanın düzenini değiştirecek suikastin kararı aniden bir kahve masasında alınmıştı. Nitekim Princip ve arkadaşları, üye oldukları Crna Ruka örgütünün yöneticileriyle temasa geçerek planı uygulama aşamasına alacaktı.

Tüberkülozlu üç genç; Gavrilo Princip, Nedeljko Čabrinović ve Trifko Grabež’in ortaya koyduğu bu suikast fikri, Crna Ruka’nın lideri Albay Apis’in gerçekleştirmek istediği Büyük Sırbistan idealine doğru giden yolda yakılan ilk ateş olacaktı. Albay Apis ve Crna Ruka’nın yönetici kadrosunun direktifleri doğrultusunda Mayıs 1914’te üç genç, sınır üzerinden Bosna’ya sızarak Saraybosna’daki hücrelerine yerleşti.

Beklenen o gün geldiğinde, saatler 09:50’yi gösterdiğinde Ferdinand ve eşi Saraybosna tren garına ulaştı. Ardından resmî törenin gerçekleşeceği belediye binasına doğru yola koyuldular. Saat 10:15 sularında Ferdinand’ı taşıyan altı araçlık konvoy, Miljacka Nehri boyuna uzanan Appel Rıhtımı üzerinde hızla seyir ediyordu. Konvoy Cumurja Köprüsü’ne girdiği anda hedefini gören Nedeljko Čabrinović, cebindeki el bombasının pimini çekerek Franz Ferdinand’ın bulunduğu araca doğru attı. Ancak bomba araçtan sekti ve arkadaki aracın önünde patladı. İlk suikast girişimi başarısız olmuştu. Saldırının ardından konvoy tören alanına ulaştı ve kısa süren bir törenin ardından saat 10:45 sularında Ferdinand, ajandasındaki programı değiştirerek saldırıda yaralanan askerleri ziyaret etmek istedi ve heyet yola çıktı. Plan değişikliği konvoyun şoförlerine aktarılmamıştı. Öndeki araçların yanlış yola girdiğini fark eden Bosna Valisi Potiorek, Latin Köprüsü hizasındaki Franz Josef Caddesi köşesinde şoföre sertçe bağırdı:

“Yanlış yola girdin! Dur ve Appel Rıhtımı’na geri dön!”

Şoför valinin emriyle ani bir fren yaptı. Araba, tam Schiller Şarküterisi’nin önünde durmuştu. Şoför aracı geri vitese takıp rıhtıma doğru bir U dönüşü yapmak istedi; ancak araç o saniyede kilitlendi. Araç, Latin Köprüsü’nün köşesinde ne ileri ne geri gidebilecek şekilde savunmasızca kalakaldı.

O sırada saldırıların başarısız olduğu düşünen Princip, hayal kırıklığı içinde şarküterinin önünde bekliyordu. Kafasını kaldırdığında Ferdinand’ın içinde bulunduğu aracın hareketsiz durduğunu gördü. Hiç tereddüt etmeden belindeki Browning marka tabancayı çıkararak iki el ateş etti. İlk kurşun Ferdinand’a, ikinci kurşun ise eşi Sophie’ye isabet etti.

Belgrad’daki Zlatna Moruna masasında aniden alınan o karar, Latin Köprüsü’ndeki akılalmaz bir tesadüfle birleşerek dünyanın kaderini yeniden yazdı. Tüberküloz hastası üç gencin yaktığı bu ilk ateş, çok kısa bir süre içinde imparatorlukları yıkacak, sınırları yeniden çizecek ve milyonlarca insanın hayatını karartacak olan I. Dünya Savaşı’nın fitili oldu. Bir kurşun bir dünya savaşı başlattı; tarih, yanlış bir sokakta duran bir araba ve iki el silah sesiyle tamamen yön değiştirdi.

Avusturya-Macaristan İmparatorluğu Veliahtı Arşidük Franz Ferdinand’ın, 28 Haziran 1914’te bir ihmaller zinciri neticesinde uğradığı suikast, dünya tarihinin en büyük kırılma noktalarından biri oldu. Avusturya-Macaristan, bu feci ölümün arkasında Sırbistan Krallığı’nın olduğunu iddia ederek suikastı doğrudan bir savaş sebebi saydı ve Belgrad’a ağır şartlar içeren bir aylık bir ültimatom verdi.

Sırbistan’ın şartları kısmen kabul etmesini yetersiz bulan imparatorluk, tam bir ay sonra, 28 Temmuz 1914’te savaşı resmen başlattı. Halihazırda keskin bloklara ayrılmış olan Avrupa devletlerinin de zincirleme şekilde çatışmaya dahil olmasıyla, Saraybosna’da patlayan o ilk kurşun, tüm dünyayı yakacak topyekûn bir dünya savaşına evrildi.

Read Previous

KARDEMİR’den Bulgaristan’a 2,5 milyon dolarlık demir yolu tekeri ihracatı