Eğitime 1:0 Geride başlamak

Bir eğitim yılı daha sona erdi ve bir jenerasyon daha elimizden kayıp gitmek üzere. Yıllarca bu ülkede benliğinden vazgeçmeden yaşayan biz Türkler bir türlü hakettiğimiz eğitim standartlarına ulaşamıyoruz. Özellikle son yıllarda dilimize dolanan ve bir klişe haline gelmiş olan ‘Türkçe eğitim kanayan yaramızdır’ lafı boş bir slogan haline gelmiş durumdadır. Bu konu belki de çok fazla konuşulduğu için artık hassasiyetini kaybetti. Aklıma gelen ve doğru olmamasını istediğim diğer bir senaryo ise bunu konuşanların sorunu çözmek için değil de sadece konuştuk diyebilmek için dile getirmeleridir. Her iki durumda da kaybeden bizleriz.

“Makedonya’da İlkokul Çağındaki Türk Öğrencilerinin ve İngilizce Dili Öğretmenlerinin Karşılaştıkları Dil Sorunları” konulu diploma tezim için Üsküp ve Valandova bölgesinde Türk öğrenciler ve İngilizce öğretmenleriyle yaptığım anketlerde hepimizin dikkatini çekmesi gereken bir sonuç ortaya çıktı. Türk öğrenciler en büyük sıkıntı olarak “Türkçe konuşamayan öğretmenleri” işaret ettiler. Düşünsenize ilkokul birinci sınıfa giden bir Türk öğrenciye İngilizce öğretmeye gelen kişi o çocukla ortak bir dili dahi konuşamıyor. Biz eğitime daha ilkokulda 1:0 geride başlıyoruz. Öğretmen kadrosu tam olan Türk okulları parmaklarla sayılacak kadar az ve Üsküp, Debre, Gostivar gibi Türklerin yoğun olarak yaşadığı bölgelerle sınırlı. Diğer bölgelerde, mesela Radoviş ve Valandova’da okullarda Türk sınıfları açılmış ancak derslere Makedon öğretmenler giriyorlar. En kötü olanı ise belli bölgelerde, Pehçevo gibi mesela, ilkokul düzeyinde bile Türkçe eğitim yok. Eğitim düzeyi ilerledikçe sorunların çeşitleri de eşzamanlı çoğalıyor. Lise düzeyine kadar Türkçe eğitim alan bir öğrenci, üniversiteye kayıt yaptırdıktan sonra Makedoncası zayıf olduğu için yabancı dil okuyormuşçasına sözlükle ders çalışmak zorunda kalıyor. Diğer taraftan Makedonca eğitim alan öğrenciler ana dillerini doğru bir şekilde kullanmakta sıkıntı yaşıyorlar.

Tüm bunlar normalde derslere harcanması gereken vaktin iki katına çıkmasına sebep oluyor. Eğer öğrencinin hevesi ve etrafındaki desteği yeterli değilse, işte o zaman o genci Türk toplumu olarak kaybediyoruz. Bu durumu daha da can yakan hale getiren şey ise eğitim fakültelerinden mezun olan bir sürü Türk gencinin başka uğraşlarla hayatını kazanmaya çalışıyor olması. Bir tarafta Türkçe eğitim isteyen öğrenciler, diğer tarafta işsiz Türk eğitimciler. Bu paradoksu ortadan kaldırmak için yazmaktan, konuşmaktan ve duygu sömürüsü yapmaktan öteye geçmeliyiz zannımca. İşin uzmanları tarafından hazırlanacak olan uzun vadeli bir eğitim planı çok işe yarayabilir diye düşünüyorum.

Şimdiye kadar hepimiz sorunun bir parçası olduk. Artık çözüm önerileriyle ve somut adımlarla hareket etmek gerekli. Bu konuyu bir dava haline getirip öyle kabullenmek gerekli. Sadece twet atarak bazı olayları protesto etmek , başka insanları bazı şeyleri bilmesini sağlamayıp gündem oluşturmaya çalışmak ve onları harekete geçirmeye çalışmak çözüm değil. Bunu yaparak kendimizi bile harekete geçirmiş olmuyoruz. Her gün evden çıkarken bu gün kapıdan dışarı adımımı attığımda işimi için ne yapmaya gideceğim? Bu hafta davam için ne fedakarlık yaptım? diyebilmeli ve bunlara olumlu cevap verebilmeliyiz. İşte o zaman birşeyler yapabiliriz.

Alacak çok yolumuz olabilir. ‘Bu dünyayı siz mi kurtaracaksınız?’ diyen vizyonsuz insanlar karşımıza çıkabilir. ‘Siz bu işlerin böyle gitmediğini bilmez misiniz?’ diyenler ve bildiklerini zannedip yıllarca bu soruna bir çözüm bulamayanlar hevesimizi kırabilir. Her ne olursa olsun bu yolda sadık yoldaşlar, saf niyet ve düzgün rehberlerle ilerlemek davasına sahip çıkan gençlere ve gelecek nesillere zahmet değil rahmet olacaktır. Akıbetimiz hayır olsun inşallah.

 

 

Read Previous

Bulgaristan’da binlerce polis protesto gösterisi yaptı

Read Next

Milletlerarası Anlaşma

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *