Arnavutluk’un başkenti Tiran’da İnsan Hak ve Hürriyetleri (İHH) İnsani Yardım Vakfı ve İNSAMER tarafından “Balkanlarda Bektaşiliğin Dünü ve Bugünü Forumu” düzenlendi.
TIMEBALKAN
Türkiye, Arnavutluk, Kosova ve Kuzey Makedonya’dan akademisyenlerin, araştırmacıların, dinî temsilcilerin, sivil toplum kuruluşu yöneticilerinin ve gazetecilerin katıldığı toplantıda, Bektaşiliğin Balkanlar’daki tarihsel gelişimi, günümüzdeki konumu ve geleceği ele alındı.
Dört ülkeden 19 ismin bir araya geldiği forumda, Bektaşiliğin Anadolu’dan Balkanlar’a uzanan tarihî serüveni, Balkan toplumlarının dinî ve kültürel hayatındaki yeri, tekkelerin eğitim ve kültür alanındaki rolleri, Alevi-Bektaşi geleneğinin gelecek nesillere aktarılması ve bölgedeki Bektaşi toplulukları arasındaki ilişkilerin geliştirilmesi gibi başlıklar değerlendirildi.
Forumun önemli gündem maddelerinden birini ise Arnavutluk Başbakanı Edi Rama’nın 2024 yılında Birleşmiş Milletler kürsüsünden gündeme getirdiği, Tiran’da Vatikan benzeri egemen bir Bektaşi yapısı oluşturulmasına ilişkin proje oluşturdu.
Toplantıda söz konusu girişimin Arnavutluk’taki Müslümanlar ve diğer dinî topluluklar ile Balkanlar’daki Alevi-Bektaşi toplulukları üzerindeki muhtemel etkileri farklı yönleriyle tartışılırken, katılımcılar Bektaşiliğin tarihî kimliğinin korunması ve bölgedeki Bektaşi toplulukları arasında daha güçlü bir kurumsal iletişim kurulması gerektiğine ilişkin görüşlerini paylaştı.
Atalay: “Balkan Bektaşi Meclisi neden mümkün olmasın?”
Forumun düzenleyicileri arasında yer alan İHH Mütevelli Heyeti Üyesi ve araştırmacı yazar Osman Atalay, konuşmasında Bektaşiliğin Balkanlar’daki tarihsel ve toplumsal önemine dikkat çekerken, bölgedeki Bektaşi topluluklarını kapsayacak ortak bir meclis oluşturulması önerisini gündeme getirdi.
Atalay, Başbakan Edi Rama’nın 2024 yılında BM kürsüsünde gündeme getirdiği Bektaşi devleti projesinin yalnızca Bektaşiler açısından değil, Arnavutluk’taki diğer dinî topluluklar bakımından da tartışmalara neden olduğunu söyledi.
Söz konusu fikrin başta Arnavutluk toplumu olmak üzere Balkanlar ve Türkiye’deki Bektaşiler ile diğer dinî topluluklar üzerinde etkiler oluşturduğunu belirten Atalay, Arnavutluk içerisinde yeni ve bağımsız bir “mikro Bektaşi devleti” kurulması düşüncesinin ülkedeki Ortodoks, Katolik ve Sünni topluluklarda da şaşkınlık ve tartışmaya yol açtığını ifade etti.
Atalay, çok dinli ve çok kültürlü yapısıyla öne çıkan Arnavutluk’ta böyle bir girişimin toplumsal birlik ve beraberlik bakımından risk oluşturabileceği görüşünü dile getirdi.
Bu tartışmaların aynı zamanda Balkan ülkeleri ve diğer ülkelerde yaşayan Bektaşi toplulukları arasında ortak bir kurumsal yapıya duyulan ihtiyacı ortaya çıkardığını savunan Atalay, “Balkanlardaki Bektaşi mirası ve geleneğinin yeniden şekillenmesi, güncellenip yaşatılması açısından çok önemli hale gelmiştir” değerlendirmesinde bulundu.
“Uluslararası siyasetin etkisinde kalmadan kapsayıcı bir Balkan Bektaşi Meclisi kurulabilir”
Atalay, konuşmasında Bektaşi topluluklarının devletleşme tartışmasından ziyade sivil ve kurumsal bir yapı altında bir araya gelmesi fikrini gündeme taşıdı.
“Uluslararası siyasetin etkisinde kalmadan kapsayıcı bir Balkan Bektaşi Meclisi kurmak neden mümkün olmasın? Kurumsal bir çatı, sivil toplum rolü ve işlevini karşılayabilir mi?” sorularını yönelten Atalay, farklı Balkan ülkelerinde yaşayan Bektaşi toplulukları arasında ortak bir kurumsal yapının oluşturulmasının ve böyle bir yapının sivil toplum alanında etkinlik göstermesinin önem taşıdığını ifade etti.
Atalay, bu çerçevede Bektaşi topluluklarının birbirleriyle ilişkilerini geliştirebilecekleri, tarihî ve kültürel miraslarını koruyabilecekleri ve ortak meselelerini konuşabilecekleri kapsayıcı bir iletişim zemininin oluşturulabileceğini belirtti.
“Bektaşi kültürünün potansiyelini inkâr etmemek, dejenerasyona maruz kalmasını önlemek gerekir”
Bektaşiliğin tarihsel gelişimine de değinen Atalay, 13. yüzyıldan itibaren Anadolu ve Balkanlar’da yayılan geleneğin Osmanlı döneminde sosyal ve dinî bir yapı olarak kurumsallaştığını belirtti.
Bektaşi kültürünün bireysel terbiye ve edebin kaynaklarından biri olmayı sürdürdüğünü söyleyen Atalay, bu kültürel potansiyelin varlığının inkâr edilmemesi ve geleneğin dejenerasyona uğramasının önüne geçilmesi gerektiğini dile getirdi.
Asırlara dayanan geçmişi bulunan Bektaşiliğin, başta Arnavutluk olmak üzere Balkanlar’da çok sayıda mensubunun bulunmasını bölge açısından önemli bir zenginlik olarak değerlendiren Atalay, bu mirasın yeni kuşaklara doğru bir şekilde ve yeni bir dille aktarılmasında Alevi-Bektaşi kurumlarına önemli görevler düştüğünü söyledi.
Bektaşiliğin Anadolu ve Balkanlar’da sanat, bilim, düşünce, siyaset ve din alanlarında izler bıraktığını kaydeden Atalay, geleneğin Arnavutluk’un modern ulusal kimliğinin şekillenmesinde oynadığı rolün de göz ardı edilemeyeceğini ifade etti.
“Arnavutluk’ta toplumsal barış ve birlikte yaşama kültürüne katkıda bulundu”
Atalay, Bektaşiliğin İslam medeniyeti ve kültür havzası içerisinde Anadolu’daki köklerinden Balkanlar’a yayıldığını, Arnavutluk’ta ise zaman içerisinde yerel şartlarla etkileşime girerek önemli bir toplumsal harekete dönüştüğünü ifade etti.
Bektaşilerin Arnavutluk’un ulusal bağımsızlık sürecinde de katkılar sunduğunu belirten Atalay, özellikle Arnavutluk’ta Bektaşiliğin toplumsal barış, hoşgörü, birlikte yaşama kültürü ve kültürlerarası diyaloğun güçlendirilmesindeki rolünün geniş kabul gördüğünü söyledi.
Türkiye ile Balkan ülkeleri arasındaki tarihsel, kültürel ve toplumsal bağların gelişmesinde Bektaşiliğin oynadığı rolün farklı perspektiflerden incelenmesi ve akademik çalışmalarla korunması gerektiğini vurgulayan Atalay, Türkiye ve Balkanlar’daki Bektaşi toplulukları arasında akademik ve kültürel iş birliğinin geliştirilmesine ihtiyaç bulunduğunu belirtti.
Atalay, ortak araştırmaların teşvik edilmesi ve ülkeler arasında kalıcı bir iletişim ağının kurulmasının bundan sonraki dönem açısından önem taşıdığını kaydetti.
Şeyh Hormova: “Din devlet olursa din olma özelliğini kaybeder”
Arnavutluk Halveti Tarikatı lideri Şeyh Hysen Ali Hormova da forumda yaptığı konuşmada Bektaşiliğin Arnavutluk’taki tarihsel rolünü ele alırken, gündemdeki Bektaşi devleti projesine sert eleştiriler yöneltti.
Forumun “Balkanlarda Bektaşiliğin Dünü ve Bugünü” başlığının önemine işaret eden Hormova, Hacı Bektaş Veli’den yakın dönemde Dünya Bektaşi Merkezi’ni yöneten Dede Reşat Bardhi’ye uzanan süreçte Bektaşiliğin İslam’ın değerlerinin taşınmasında önemli bir rol oynadığını söyledi.
Hormova, özellikle Osmanlı döneminde ve daha sonra Kral Zog döneminde Bektaşi tekkelerinin yalnızca dinî merkezler olmadığını, aynı zamanda eğitim ve öğretim faaliyetlerinin yürütüldüğü merkezler olarak hizmet verdiğini ifade etti.
“Tekkeler eğitim ve kültür merkezleri oldu”
Bektaşi tekkelerinin Arnavutluk’taki eğitim tarihindeki yerine dikkat çeken Hormova, bazı tekkelerin zaman içerisinde okula dönüştüğünü söyledi.
Buna örnek olarak Tepelena’daki Koshtan Tekkesi’ni gösteren Hormova, burada 1909 yılında Arnavutça eğitim veren bir okulun açıldığını belirtti.
Hormova, Bektaşi geleneği aracılığıyla bilgi ve kültürün yayılmasının yanı sıra toplum içerisinde uyumlu ilişkilerin kurulmasına da katkı sağlandığını dile getirdi.
Bektaşilerin Balkan medeniyetinde bıraktığı kültürel izlere de değinen Hormova, şiir, resim ve mimariyi medeniyetin temel unsurları arasında sayarak, Bektaşilerin bu alanlarda diğer birçok tarikattan daha belirgin izler bıraktığını savundu.
Bektaşi devleti projesine itiraz: “Bu, dengeleri bozar”
Hormova, tarihsel değerlendirmelerinin ardından günümüzde gündeme getirilen Bektaşi devleti projesine ilişkin görüşlerini paylaştı.
“Din devlet olursa din olma özelliğini kaybeder” diyen Hormova, böyle bir yapılanmanın Arnavutluk içerisindeki mevcut dengelere zarar verebileceğini, İslam içerisindeki topluluklar ve ülkedeki diğer dinî gruplar arasındaki eşitlik tartışmalarını beraberinde getirebileceğini savundu.
Böyle bir modelin diğer tarikatlar veya farklı toplulukların da benzer taleplerde bulunmasına zemin hazırlayabileceğini ileri süren Hormova, Bektaşiliğin ayrı bir din gibi konumlandırılmasına da karşı çıktı.
Hormova, Bektaşilerin ayrı bir dinî topluluk olarak örgütlenebilmesinin onların İslam’dan ayrı bir din olduğu anlamına gelmediğini belirterek, Bektaşiliği İslam içerisindeki Alevi tarikat geleneğinin bir parçası olarak değerlendirdi.
“Bizi birbirimizden ayıran nedir?”
Konuşmasında İslam içerisindeki mezhep ve tarikat farklılıkları üzerinden birlik mesajı da veren Hormova, kendisi ile Sünni olarak tanımlanan bir din görevlisi arasında temel inanç esasları bakımından ayrım bulunmaması gerektiğini söyledi.
Allah’ın birliğine inanmak, namaz kılmak, ramazan ayında oruç tutmak, zekât vermek ve hac ibadetini yerine getirmek gibi İslam’ın temel esaslarına atıfta bulunan Hormova, tarikat mensuplarının ziyaret ettikleri ve kutsal kabul edilen mekânların da ibadet edilen yerler olarak görülmemesi gerektiğini ifade etti.
Atalarının ve geçmiş din büyüklerinin mezarlarını ziyaret etmenin onları yüceltmek veya onlara ibadet etmek anlamına gelmediğini söyleyen Hormova, bunun geçmiş büyüklerini hatırlamak ve onlar için Allah’a dua etmek anlamına geldiğini kaydetti.
Bu ayrımın doğru anlatılamamasının tarikat mensupları ile Sünni din adamları arasında bid’at tartışmalarına ve ayrışmalara neden olabildiğini savunan Hormova, doğru bir dinî anlayışın bu tür ayrılıkların önüne geçebileceğini belirtti.
“Bektaşilik ayrı bir din değil”
Hormova, konuşmasının devamında Bektaşiliğin İslam’dan bağımsız bir din olarak tanımlanamayacağı yönündeki görüşünü daha açık ifadelerle dile getirdi.
Bir dinin peygamberi ve kutsal kitabı bulunması gerektiğini söyleyen Hormova, Bektaşilerin de diğer Müslümanlarla birlikte Hz. Muhammed’i peygamber, Kur’an-ı Kerim’i ise kutsal kitap olarak kabul ettiğini vurguladı.
Hormova, Bektaşiliğin Hacı Bektaş Veli’nin öğretileri doğrultusunda İslam’ı yaşayan bir tarikat geleneği olduğunu belirterek, Hacı Bektaş Veli’nin de “Alevi-Muhammedi yol” olarak nitelendirdiği çizgiden ayrılmadığını ifade etti.
Bu nedenle Bektaşiliğin İslam’dan ayrı bir din veya devlet şeklinde konumlandırılmasına karşı olduğunu dile getiren Hormova, Bektaşi geleneğinin tarihsel kimliği içerisinde değerlendirilmesi gerektiğini savundu.
Prof. Dr. Süleyman Baki: “Bir coğrafyanın kaderiyle oynamamak gerekiyor”
Kalkandelen Devlet Üniversitesi Şarkiyat (Doğu Dilleri) Bölümü Başkanı Prof. Dr. Süleyman Baki ise konuşmasında hem Bektaşi devleti projesini hem de Balkanlar’daki tarikatların tarihî ve kültürel mirasını değerlendirdi.
Arnavutluk’ta kurulması gündeme getirilen Bektaşi devletinin bölgedeki Müslüman topluluklar ve Türkiye açısından fayda sağlayacağını düşünmediğini belirten Baki, benzer fikirlerin geçmişte de gündeme geldiğini hatırlattı.
Baki, Osmanlı’nın son dönemlerinde Arnavutluk’ta bir Bektaşi devleti kurulmasına ilişkin düşüncelerin ifade edildiğini ve tartışıldığını ancak daha sonra bu fikirden vazgeçildiğini söyledi.
Geçmişte yaşananların bugünkü tartışmalarda dikkate alınması gerektiğini vurgulayan Baki, “Tarih bir tecrübedir. Bu tecrübeden yararlanmak gerekiyor. Buna dikkat etmek gerekiyor. Bir coğrafyanın kaderiyle oynamamak gerekiyor, kanaatindeyim” ifadelerini kullandı.
“Tarikatların Balkanlar’daki kültürel hizmetleri görmezden gelinmemeli”
Baki, Bektaşilik tartışmasının yalnızca güncel siyasi gelişmeler üzerinden değerlendirilmemesi gerektiğini belirterek, tasavvuf ve tarikatların Balkanlar’daki tarihsel rolüne dikkat çekti.
Bektaşilik başta olmak üzere Mevlevilik, Kadirilik ve Halvetilik gibi tasavvuf geleneklerinin Balkanlar’da İslam’ın ve Müslümanlığın gelişmesinde önemli hizmetler sunduğunu söyleyen Baki, bu katkıların yalnızca dinî alanla sınırlı olmadığını ifade etti.
Tarikatların kültür, sanat, edebiyat ve şiir alanlarında da Balkan toplumları üzerinde iz bıraktığını belirten Baki, “Bu yapıyı tamamen görmezlikten gelmemek gerekiyor” dedi.
Tarihsel süreçte ortaya çıkan yanlışların ve hataların eleştirilip düzeltilmesi gerektiğini ancak bunun söz konusu kültürün varlığını ve tarihî mirasını inkâr etmeye dönüşmemesi gerektiğini ifade eden Baki, Balkan coğrafyasının birçok noktasında bu mirasın bugün de görülebildiğini söyledi.
Harabati Baba Tekkesi’ni örnek gösterdi
Prof. Dr. Baki, Kuzey Makedonya, Arnavutluk, Kosova, Bosna Hersek, Sancak ve Yunanistan başta olmak üzere Osmanlı döneminde aynı tarihî coğrafyanın parçası olan çok sayıda bölgede tarikatların ve özellikle Bektaşiliğin izlerinin bulunduğunu belirtti.
Kuzey Makedonya’dan somut bir örnek veren Baki, Kalkandelen’deki Harabati Baba, diğer adıyla Sersem Ali Dede Dergâhı’nın bugün hâlâ önemli bir kültür varlığı ve merkez niteliği taşıdığını söyledi.
Baki, bu tür yapıların yalnızca bir dinî grubun tarihinin parçası olarak değil, Balkanlar’ın ortak kültürel ve tarihî mirasının unsurları olarak değerlendirilmesi gerektiğine işaret etti.
Ali Rıza Özkan: “Alevi toplumunun bölünmesine yol açabilir”
Türkiye’den Horasan Erenleri Dernekler Federasyonu Genel Sekreteri Ali Rıza Özkan da forumda Alevilik ve Bektaşiliğin tarihî kökenleri ile Bektaşi devleti tartışmalarına ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Türkiye’deki Alevi-Bektaşi toplumunun konuya yaklaşımını aktaran Özkan, Alevilik ve Bektaşiliği İslam içerisinde gelişen dinî bir akım olarak tanımladı.
Özkan, “Bildiğiniz gibi Alevilik, Bektaşilik dediğimiz İslam içindeki bu dinî akım, yaklaşık olarak 13. yüzyılda Anadolu’da şekillendi, ortaya çıktı” ifadelerini kullandı.
Alevi-Bektaşi geleneğinin tarihsel köklerinin Anadolu’daki oluşum sürecinin ardından farklı coğrafyalara yayıldığını belirten Özkan, günümüzdeki tartışmaların değerlendirilmesinde bu tarihsel arka planın göz önünde bulundurulması gerektiğini ifade etti.
“Bir devletin sembolik olmak dışında anlamı olamaz”
Arnavutluk’ta gündeme getirilen Bektaşi devleti projesini Alevi toplumunun birliği açısından değerlendiren Özkan, kurulması planlanan yapının gerçek anlamda siyasi veya askerî bir güç oluşturmasının mümkün olmayacağını savundu.
“Bir devletin sembolik olmak dışında bir anlamı olamaz. Gerçek manada bir siyasi güç, bir askerî güç anlamında söylüyorum, uluslararası alanda da” diyen Özkan, buna karşılık böyle bir yapılanmanın Alevi-Bektaşi toplulukları arasındaki ilişkiler üzerinde sonuçları olabileceğini belirtti.
Özkan, projenin Alevi toplumunun ortak bir yapı altında bir araya gelmesini zorlaştırabileceğini savunarak, “Alevi toplumunun bölünmesine, Alevi toplumunun parçalanmasına, Alevi toplumunun birliğinin oluşmasını engellemeye yarar böyle bir şey” ifadelerini kullandı.
Bektaşiliğin geleceği ve Balkanlar arasındaki iş birliği masaya yatırıldı
Forumdaki değerlendirmelerde Bektaşiliğin yalnızca tarihsel bir miras olarak ele alınmaması, günümüzde Balkanlar’daki toplumsal ve kültürel konumunun da kapsamlı şekilde değerlendirilmesi gerektiği görüşü öne çıktı.
Konuşmalarda, Bektaşiliğin Anadolu’dan Balkanlar’a uzanan tarihsel gelişiminin akademik çalışmalarla daha ayrıntılı biçimde incelenmesi, tekkeler ve diğer tarihî yapıların korunması, Bektaşi kültürünün yeni nesillere aktarılması ve bölgedeki topluluklar arasında iletişim kanallarının güçlendirilmesi üzerinde duruldu.
Türkiye, Arnavutluk, Kosova ve Kuzey Makedonya’dan farklı alanlarda çalışan isimleri buluşturan forum, aynı zamanda Arnavutluk’ta gündeme getirilen Bektaşi devleti projesinin bölgesel ölçekte tartışıldığı bir platform oldu.
Katılımcılar, Bektaşiliğin Balkanlar’ın dinî, toplumsal ve kültürel tarihinde sahip olduğu yerin güncel siyasi tartışmaların ötesinde değerlendirilmesi gerektiğine ilişkin görüşlerini paylaşırken; tarihî mirasın korunması, akademik araştırmaların artırılması ve Balkan ülkelerindeki topluluklar arasında daha kalıcı iletişim mekanizmalarının kurulması gibi konuları gündeme taşıdı.
Osman Atalay’ın forumda gündeme getirdiği kapsayıcı bir “Balkan Bektaşi Meclisi” oluşturulması düşüncesi de bu çerçevede, farklı ülkelerde yaşayan Bektaşi topluluklarının sivil toplum temelinde bir araya gelmesine yönelik alternatif bir model olarak tartışmaya açıldı.
Türkiye, Arnavutluk, Kosova ve Kuzey Makedonya’dan 19 isim katıldı
“Balkanlarda Bektaşiliğin Dünü ve Bugünü Forumu”na Türkiye, Arnavutluk, Kuzey Makedonya ve Kosova’dan toplam 19 isim katıldı.
Türkiye’den İHH Mütevelli Heyeti Üyesi Osman Atalay, İNSAMER Başkanı Dr. Durmuş Aydın, İHH Balkan İlişkileri Sorumlusu Mariglen Shehi, Horasan Erenleri Dernekler Federasyonu Genel Sekreteri Ali Rıza Özkan, Tahtacı Kültür Dernekleri Federasyonu Genel Başkanı Yolcu Bilginç, Oda TV Haber Müdürü Mustafa İlker Yücel ve İNSAMER araştırmacısı Riad Domazeti forumda yer aldı.
Arnavutluk’tan, Arnavutluk Halveti Tarikatı lideri Şeyh Hysen Ali Hormova, hukukçu ve analist Marlind Laçi, Osmanolog ve tarihçi Behar Kaçeli, gazeteci Basir Çollaku, akademisyen Enis Sulstarova, din adamı ve analist Justinian Topulli, akademisyen Fredinant Hasmuça ile tarihçi ve akademisyen Prof. Dr. Shyqyri Hysi toplantıya katıldı.
Kuzey Makedonya’dan akademisyen Prof. Dr. Süleyman Baki, Kosova’dan ise akademisyen Dr. Ajni Sinani ve ilahiyatçı Lutfi Ballek forumun katılımcıları arasında yer aldı.



















