35 yıl önce bugün, 8 Eylül 1991 tarihinde Yugoslavya’ya bağlı Makedonya, Balkanlar’ın kaderini değiştirecek tarihî bir karara imza attı. Kanlı iç savaşın şiddetini artırdığı günlerde bağımsızlık için sandığa gitme kararı alan ülkede, düzenlenen referandumda halkın % 95,09 gibi ezici bir çoğunluğu bağımsızlığa “Evet” dedi. Böylece Makedonya, eski komşularını felakete sürükleyen dört yıllık Yugoslavya savaşları kaosundan hasarsız şekilde sıyrılarak modern tarihe geçti.
Kanat SÖZKESEN / TIMEBALKAN ÖZEL
1991’deki Yugoslavya’nın dağılma sürecinin kanlı etnik çatışmaları arasında doğan Makedonya Cumhuriyeti, 8 Eylül referandumuyla ilan ettiği bağımsızlık hamlesi sayesinde eski Yugoslavya cumhuriyetleri arasında tek bir kurşun dahi sıkılmadan bağımsızlığa ulaşan tek cumhuriyettir.
Yugoslavya’nın dağılma süreci, takvimler 4 Mayıs 1980’i gösterdiğinde, ülkenin kurucu lideri Josip Broz Tito’nun ölümüyle başlayacaktı. O daha hayattayken 1974 Anayasası’yla Tito sonrası rejimin garantisi olarak yasalaştırılan ve ölümünün hemen ardından yürürlüğe giren Kolektif Başkanlık sistemi, ülkenin kronikleşen ekonomik ve etnik temelli sorunlarını çözmek, giderek kutuplaşan Yugoslavya’da buzları eritmek yerine, iç savaşa giden yolda krizleri daha da derinleştirecekti. Teoride rejimin teminatı olan bu sistem, pratikte etnisitelerin milliyet temelli ayrımcılık iddialarının ve hak arayışlarının gölgesinde kalarak çökecekti.
Tarihler 24 Eylül 1986’yı gösterdiğinde, Sırp Bilimler ve Sanat Akademisi (SANU) tarafından gizlice hazırlanan memorandumun basına sızdırılmasının ardından, o tarihe kadar ayrımcılık iddialarının yalnızca söylenti düzeyinde kalan ve kanıtı olmayan soyut argümanları, bu taslak belge ile birlikte somut bir zemin kazandı. Nitekim SANU memorandumuna dayanarak Sırpların rejim tarafından sistematik bir ayrımcılığa tabi tutulduğu söylemini arkasına alan Slobodan Milošević, kısa bir süre içerisinde Sırp toplumunun içerisinde popülerleşerek 8 Mayıs 1989’da Sırbistan Cumhurbaşkanlığına yükseldi.
Milošević’in cumhurbaşkanlığına yükselişi, beraberinde Yugoslavya’ya radikal milliyetçi akımları getirecekti. O döneme kadar Halkların Kardeşliği ilkesi ile sağlanan toplumsal düzen, 28 Haziran 1989’da düzenlenen Büyük Gazimestan mitingiyle geri dönülemez bir şekilde yıkılacaktı. İlerleyen günlerde Yugoslavya Komünistler Birliği, etnisiteleri temsil eden delegasyonların şiddetli tartışmalarına sahne olacak ve 23 Ocak 1990’daki oturumuyla fiilen tarihe karışacaktı. Rejimin ideolojik olarak çökmesinin ardından, Yugoslav Halk Ordusu’nu (JNA) ardına alan Milošević önderliğindeki Belgrad yönetimi, 25 Haziran 1991’de Hırvatistan ve Slovenya’nın tek taraflı bağımsızlık ilan etmesinin ardından JNA’yı bölgeye sürerek ileride tüm Yugoslavya coğrafyasına yayılacak kanlı iç savaşı başlattı.
Ülkenin güneyinde bulunan Makedonya ise Yugoslavya’nın kanlı müdahalesiyle karşı karşıya kalma riskini, tek bir kurşun dahi sıkılmadan ve mutlak bir diplomasi zaferiyle bertaraf edecekti.
Madalyonun Ön Yüzü: Mutlak “Evet”
Yugoslavya Komünistler Birliği’nin 23 Ocak 1990 tarihinde yaşanan şiddetli tartışmalar neticesinde dağılmasının ardından, Yugoslavya üst çatısı altında birleşmiş olan cumhuriyetler kendi sınırları içerisinde çok partili siyasal düzene geçti. Siyasal yapının rasyonel ve rekabetçi zemine oturmasının ardından ülkede 11 Kasım 1990’da ilk çok partili seçim düzenlendi.
120 üyeden oluşan parlamentoda hiçbir parti, hükümeti kurmak için gereken salt çoğunluğu sağlayamadı. Hükümetin kurulamamasına rağmen parlamento, Belgrad yönetiminin radikal adımlarına karşı yasal bir koruma kalkanı oluşturmak amacıyla 25 Ocak 1991’de toplanarak tarihî bir oturum gerçekleştirdi. Düzenlenen oturumda “Egemenlik Deklarasyonu” kabul edildi. Deklarasyon, Eylül ayında ilan edilecek bağımsızlığın yasal teminatı oldu.
7 Haziran 1991’de Parlamento’nun aldığı radikal bir kararla, ülkenin resmî adındaki “Makedonya Sosyalist Cumhuriyeti” eki düşürülerek Makedonya Cumhuriyeti ismi resmî olarak kabul edildi.
27 Ocak 1991’de Parlamento’da düzenlenen kapalı oturumda ise Kiro Gligorov ezici çoğunlukla cumhurbaşkanlığına seçildi. Parlamentonun parçalı yapısının hükümeti kuramamasının ardından, 20 Mart 1991’de Gligorov’un inisiyatifi üzerine tarafsızlığı esas alan “Teknokrasi” hükümeti kuruldu. Bu geçiş hükümetinin başbakanlığına ise Dr. Nikola Kljusev getirildi.
3 Haziran 1991’de cumhuriyetlerin bağımsızlık ilan etmesi durumunda, Belgrad yönetiminin güdümünde olan JNA’nın silahlı müdahalesinin ardından coğrafyanın kanlı bir iç savaşa yöneleceğini sezen Gligorov ve Bosna-Hersek Cumhurbaşkanı Aliya İzetbegović, 6 Haziran’da Saraybosna’da diğer liderlerle bir araya gelerek savaşı önlemek adına cumhuriyetlere vizyoner bir çözüm yolu sundu.
Tarih sayfalarına Gligorov-İzetbegović Platformu olarak geçen bu barışçıl plan, cumhuriyetlerin kendi sınırları içerisinde egemen olmasını; ancak var olan federal yapıya nazaran daha esnek bir yapı olan “Yugoslavya Konfederasyonu” çatısı altında birliği koruma modelini öngörüyordu.
Öngörülen modelin asıl amacı, cumhuriyetlere tam bağımsızlık yolunda zaman kazandırmak ve bir geçiş süreci oluşturarak mutlak ateş gücünü elinde tutan Milošević yönetiminin bölgeyi kanlı bir iç savaşa götürmesini engellemekti. Nitekim Hırvatistan ve Slovenya’nın modeli reddederek 25 Haziran 1991’de eş zamanlı olarak bağımsızlık ilan etmesinin ardından öngörülen iç savaş patlak verdi.
Hırvatistan ve Slovenya’nın kan gölüne dönmesinin ardından sıranın Makedonya’ya geleceğini anlayan hükümet, kapalı kapılar ardında düzenlenen gizli oturumda Yugoslavya’nın hukuken ve fiilen çöktüğünü, federal yapının bir daha asla sağlanamayacağını ve iç savaşın Makedonya topraklarına sıçrama riskinin kesinleştiğini tespit etti. Parlamento, Ağustos 1991’de ülkenin kaderini Milošević’in insafına bırakmak yerine Makedonya’nın geleceğinin halk tarafından tayin edilmesi için 8 Eylül 1991’de bağımsızlık referandumu düzenleme kararı aldı.
8 Eylül 1991’de düzenlenen bağımsızlık referandumunda halk, %95,09 gibi mutlak bir oranla bağımsızlığa “Evet” dedi.
Bağımsızlık referandumunun sonuçlarının resmileşmesinin ardından Parlamento, halktan aldığı mutlak yetkiye dayanarak 17 Eylül 1991’de bağımsızlık ilanı kararını resmen onaylayarak Makedonya Cumhuriyeti’nin kurulduğunu kürsüden dünyaya beyan etti. Ancak bu hukuki ilana rağmen, ağır silahlarıyla birlikte JNA’ya bağlı devasa askerî birimler hâlâ Makedonya topraklarında konuşlanmaya devam ediyordu.
Madalyonun Arka Yüzü: Kapalı Kapılar Ardındaki Diplomasi
Makedonya’nın 17 Eylül 1991’de ilan ettiği bağımsızlık, ülkenin dört bir yanında kışlalarda bulunan JNA askerlerinin namlularını yerleşim yerlerine doğru çevirmesine sebep oldu. Kâğıt üzerindeki bu bağımsızlık bildirisi, Üsküp’ü ve diğer stratejik şehirleri her an kana bulayabilecek devasa bir askerî ablukanın gölgesinde bırakmıştı. Gligorov, Hırvatistan ve Slovenya’yı harabeye çeviren JNA’nın Makedonya topraklarında da benzer bir yıkım yaratmasını engellemek adına, Belgrad yönetimiyle kapalı kapılar ardında tamamen gizli bir diplomasi trafiği başlattı.
Gligorov’un masadaki en büyük stratejik kozu, Milošević’in hâlihazırda Hırvatistan cephesinde çok ciddi askerî kayıplar vermesi ve uluslararası arenada köşeye sıkışmış olmasıydı. Belgrad ile yürütülen gerilimli müzakerelerde Üsküp yönetimi, JNA bünyesinde silah altında bulunan binlerce Makedonya vatandaşı askerin varlığını ve olası bir çatışmanın Belgrad için asla kazanılamayacak, adeta Vietnam’a dönüşecek ikinci bir cephe anlamına geleceğini birer argüman olarak masaya sürdü. Bu diplomatik baskı, Milošević’i Makedonya topraklarında maliyetli ve riskli yeni bir cephe açmaktan vazgeçiren ana kırılma noktası oldu.
JNA Genelkurmayına bağlı kuvvet komutanlarıyla yürütülen müzakerelerdeki asıl düğüm ise devasa askerî envanterin geleceği konusunda kilitlendi. Genelkurmay, Makedonya sınırları içerisindeki tüm askerî envanterin JNA’ya ait olduğunu ve kesinlikle Makedonya’ya bırakılmasının söz konusu olmadığını sert bir dille belirtti. Gligorov, bu durum karşısında uluslararası hukuk literatüründe eşine son derece nadir rastlanan bir karar alarak, tamamen pragmatist bir yaklaşımla Makedonya’nın toprak bütünlüğünü korumak adına envanterin neredeyse tümünün götürülmesini öngören tahliye koşullarını kabul etti.
21 Şubat 1992 tarihinde Üsküp’teki Cumhurbaşkanlığı konutunda, JNA’nın belirlenen bir takvim esas alınarak bağımsız Makedonya topraklarından çekilmesini resmiyete geçiren askerî mutabakat imzalandı. Anlaşmaya Makedonya adına Cumhurbaşkanı Kiro Gligorov, Yugoslavya adına ise JNA Genelkurmay Başkanı General Blagoje Adžić imza attı. Nitekim 26-27 Mart 1992’ye gelindiğinde JNA’ya bağlı son askerî birlik Üsküp’ü terk etti.
Kışlalarında tek bir mermisi dahi kalmayan Makedonya, Balkanların kalbinde kelimenin tam anlamıyla savunmasız bir ülke olarak kalsa da eski Yugoslavya cumhuriyetleri arasında kan dökmeden bağımsızlığa ulaşan tek ülke olarak modern diplomasi tarihine geçti.
Not: Bu köşe yazısının hazırlanmasında; Kuzey Makedonya Cumhuriyeti Devlet Arşivleri (DARM) bağımsızlık evrakları, 25 Ocak 1991 tarihli Makedonya Cumhuriyeti Egemenlik Deklarasyonu resmî evrakları ile dönemin Makedonya Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Kiro Gligorov ve Başbakanı Dr. Nikola Kljušev’in, Yugoslav Halk Ordusu (JNA) Genelkurmay Başkanı General Blagoje Adžić ile imzalanan 21 Şubat 1992 tarihli askerî tahliye protokolüne dair kaleme aldıkları tarihî hatıralarındaki resmî bilgiler esas alınmıştır.
















