Makedonya Türkleri Hak ve Demokrasi Hareketi’nin Avrupa Cephesi’nden seçilen milletvekili Salih Murat, yaptığı açıklamada tartışılması gerekenin şahsı olmadığını belirterek yeni sorular yöneltti.
Milletvekili Salih Murat, konuyla ilgili yaptığı açıklamada şu ifadelere yer verildi:
“Türk Demokratik Partisi tarafından yapılan açıklamayı dikkatle okudum.
Ancak üzülerek görüyorum ki, kamuoyunun cevap beklediği hiçbir temel soruya cevap verilmemiş, bunun yerine şahsıma yönelik ithamlar ve geçmişe dönük polemiklerle asıl konu örtbas edilmeye çalışılmıştır. Siyasi etikten uzak bir açıklamaya, siyasi etik değerleri içinde cevap vermek bizim görevimizdir.
Benim meselem hiçbir zaman TDP’nin varlığı olmamıştır. Meselem, 30 yıllık bir Türk kurumu olan bu partiyi bugünkü yönetimin düşürdüğü durum ve Türk milletinin siyasi iradesini temsil ettiğini iddia eden parti yönetiminin ortaya koyduğu başarısızlıktır.
Bugün tartışılması gereken konu şahsım değildir. Meclis kürsüsünden defalarca ifade ettim: iktidara katılım ve bakanlık teklifi tarafıma yapılmasına rağmen kabul etmedim, çünkü meselenin şahıslar üzerinden değil, Türk toplumuna sağlanacak somut kazanımlar üzerinden çözülmesi gerektiğini savundum. İktidar ortağı olan Türk partilerine hükümette kritik bir bakanlık ve üst düzey bürokratik kadroların verilmesini istedim.
Tartışılması gereken konu şudur:
Yeni kurulan hükümette neden tek bir işlevsel Türk bakan yoktur? Neden iki yıldır hiçbir üst düzey Türk bürokrat atanmamıştır? Bu ortaklık döneminde Türklerle ilgili hangi hükümet politikasında ilerleme sağlanmıştır? Bu iki yıl içinde meclis içinde veya dışında somut bir siyasi girişim, tutum ve çalışma ortaya konabilmiş midir?
Bu sorulara bugüne kadar açık ve net bir cevap verilememiştir.
Bir yıl önce hükümetin birinci partisiyle “stratejik ortaklık” kurulduğu kamuoyuna duyurulmuştu. Ancak bugün gelinen noktada görülmektedir ki, Başbakan’ın gerçek ortağı TDP değil, VMRO partisinin ortağı olmuştur. Kamuoyunda neyin istendiği ve buna karşılık neyin verildiği bilinen bir gerçektir; bunu gizlemek artık mümkün değildir.
Aylarca kamuoyuna “anlaşma sağlandı”, “stratejik ortaklık kuruldu”, “tek adres biziz”, “Türklerin hakları güvence altına alındı”, “güçlü temsil olacak” denildi. Bugün açıklanan Bakanlar Kurulu listesi, bu söylemlerin gerçeği yansıtmadığını ortaya koymuştur. Makedonlar, Arnavutlar, Sırplar ve Romanlar hükümette temsil edilirken, Kuzey Makedonya Türkleri Bakanlar Kurulu’nda işlevsel bir bakanlıkla temsil edilmeden dışarıda bırakılmıştır. Benim eleştirdiğim husus budur; bunun aksini gösteren tek bir belge varsa, kamuoyuyla paylaşılmalıdır. İspat yükü, iddiayı ortaya atanın değil, iki yıldır bu ortaklığı yönetenlerin üzerindedir.
Kıymetli halkım, bir konuya açıklık getirmek isterim: 2021 nüfus sayımına göre Türkler nüfusun %3,98’ini, Romanlar ve Sırplar ise birlikte %3,52’sini oluşturmaktadır. Buna rağmen, daha düşük nüfus oranına sahip bu iki topluluk hükümette toplam 65 pozisyondan 5’ini (bir bakanlık, bir devlet bakanlığı, iki bakan yardımcılığı ve bir müsteşarlık) elde ederken, hükümet ortağı olduğu iddia edilen iki Türk partisi tek bir işlevsel bakanlık dahi alamamıştır. Bu tablo, “güçlü temsil” söyleminin sahada karşılığının olmadığını sayılarla ortaya koymaktadır.
Açıklamada yöneltilen “sahte profiller üzerinden algı operasyonu” iddiasını da açıkça reddediyorum. Ben görüşlerimi her zaman adım ve unvanımla, açık kimliğimle kamuoyuyla paylaştım. Sahte hesap ve gizli profil üzerinden yürütülen çalışmalar bizim değil, bu yöntemi kullananların kendi işidir. Bu ithamı da, tıpkı “gizli pazarlık” ithamı gibi, dayanaksız buluyorum.
Şahsıma yönelik kişisel saldırılar bu gerçekleri değiştirmeyecektir. Yaptığım çalışmaları küçümsemeye çalışanlar, öncelikle halkın takdirine saygı göstermeyi öğrenmelidir. Parlamentodaki çalışmalarım yalnızca kendi değerlendirmem değil, bağımsız ulusal ve uluslararası platformların değerlendirmeleriyle de en aktif milletvekilleri arasında yer aldığımı ortaya koymuştur.
Milletvekilliği görevim boyunca Türk toplumunun eğitiminden dil haklarına, adil temsilden anayasal haklarına, kültürel varlığından bölgesel kalkınmaya, hukukun üstünlüğüne ve demokrasiye kadar pek çok girişimde bulundum, çok sayıda konuşma yaptım ve öneri sundum; bunların önemli bir kısmı olumlu sonuçlandı. Bunların tamamı kamuoyunun bilgisi dahilindedir.
Buna karşılık cevap verilmesi gereken soru hâlâ ortadadır: Bütün bu ortaklığın sonunda Türk toplumu ne kazanmıştır? Sonuç, Bakanlar Kurulu’nda tek bir Türk işlevsel bakanın dahi yer almaması ise, bunun siyasi sorumluluğunu üstlenmek yerine eleştireni hedef almak, başarısızlığı gizlemeye yetmeyecektir.
Ben hiçbir zaman TDP seçmenini veya Türk toplumunu hedef almadım; almayacağım da. Bu partiye gönül veren vatandaşlarımız bizim kardeşlerimizdir. Eleştirdiğim, yanlış strateji izleyen, müzakere gücünü kullanamayan ve Türk toplumunun haklı beklentilerini karşılayamayan parti yönetimidir. Demokratik siyasette hesap vermesi gereken de onlardır.
Benim görevim, iktidarı da muhalefeti de gerektiğinde eleştirmek ve Türk milletinin hakkını savunmaktır. Bunu dün yaptım, bugün yapıyorum, yarın da aynı kararlılıkla yapmaya devam edeceğim. Çünkü makamlar gelip geçicidir; ancak milletimize ve tarihe karşı sorumluluğumuz kalıcıdır.”










