Eti Senin, Kemiği Benim

“Eti senin, kemiği benim.”

Bir zamanlar bu cümleyi duymayan yoktu.

Özellikle 80’li ve 90’lı yıllarda büyüyen çocukların kulaklarına kazınmış bir deyimdir bu. Anne-babalar çocuklarını okula gönderirken öğretmene söylerdi. Öğretmen de bu sözü çoğu zaman bir yetki belgesi gibi algılardı.

Sonrası malum…

Cetveller, kulak çekmeler, tokatlar, aşağılamalar…

Hepsi eğitimin bir parçası sayılırdı.

Okuldan sonra sıra meslek öğrenmeye gelirdi.

Çocuğun dersleri iyiymiş, üniversite hayali varmış, önemli değildi.

“Kulağında bir küpe olsun.”

Bu cümle de dönemin vazgeçilmezlerindendi.

Çocuk bir ustanın yanına verilirdi. Arkasından da aynı söz:

“Eti senin, kemiği benim.”

Usta da sağ olsun, kendisine verilen yetkinin hakkını(!) verirdi.

Bağırmalar, azarlamalar, dayaklar…

Ne etmiş bu et, ne dayanıklıymış bu kemik arkadaş!

İnsan bazen düşünüyor:

Kimse mi bu deyimi doğru yorumlayamadı?

Oysa çok daha güzel bir anlamı olabilirdi.

“Bu çocuk sana emanet. Sen bir rehbersin. Onun iyi bir insan olması için sana güveniyoruz.”

Ne kadar zarif, ne kadar insani bir anlam…

Ama biz nedense güveni değil, yetkiyi anladık.

Rehberliği değil, cezalandırmayı.

Eğitmeyi değil, sindirmeyi.

İşin daha ilginç tarafı ise bugün o günleri özlemle anlatıyor olmamız.

“Biz dayak yedik de ne oldu?”

“Bir tokatla adam oluyorduk.”

“Eskiden saygı vardı.”

Gerçekten mi?

Yoksa yıllarca yaşadığımız kırgınlıkları, korkuları ve travmaları romantikleştirmeyi mi seçtik?

Çocukluk anılarımızı anlatırken kahkahalar atıyoruz ama aynı anıları yaşayan birçok insanın hâlâ özgüven sorunlarıyla, değersizlik hissiyle ve bastırılmış öfkelerle mücadele ettiğini görmezden geliyoruz.

Oysa çok basit bir soru var:

Karşındaki bir çocuk.

Sen ise yetişkin bir insansın.

Gücün, tecrüben, bilgin ve otoriten var.

Şiddete neden ihtiyaç duyuyorsun?

Bir çocuğu ancak korkutarak yönetebiliyorsan, sorun çocukta değil, sendedir.

Bir çift söz de anne-babalara…

Bizi hiç mi sevmediniz arkadaş?

Elbette seviyordunuz.

Buna inanmak istiyorum.

Ama bazen sevginin tek başına yeterli olmadığını da kabul etmek gerekiyor.

Çünkü çocuklar sadece karınları doyurularak büyümez.

Onurlarının da korunması gerekir.

Belki artık “eti senin, kemiği benim” demiyoruz.

Ama çocuklara hâlâ ne kadar değer verdiğimizi gösteren şey, kurduğumuz cümleler değil; onlara nasıl davrandığımızdır.

Ve hiçbir çocuğun, büyüdüğünde çocukluğunu iyileştirmek zorunda kalmayacağı bir dünya bırakmak, sanırım bizim kuşağın en önemli sorumluluğudur.

Read Previous

Makedonya’da akaryakıt fiyatlarında yeni indirim

Read Next

Milletvekili İlyas’tan Buçim’deki maden ocağıyla ilgili yazılı soru önergesi